Y KUŞAĞI: HER MAHALLEDEN SESLERİ YÜKSELİYOR

Apolitik sanıyorduk, tam tersi çıktılar. Kendilerine güvenleri tam. Doğru bildiklerini söylemekten çekinmiyorlar. Sosyal medya onların oyun alanı. Ne istiyorlar, nasıl bir Türkiye düşlüyorlar? Cevaplarına kulak verdik.

Başak Çubukçu

Toplumun neresinde durdukları değişse de hayatı algılayış biçimleri, kendilerini ifade ederken seçtikleri kelimeler birbirine çok benziyor. Aslında onları biraz geç keşfettik. Gezi Parkı protestolarıyla birlikte adları anılır oldu. Esprileri, duvar yazıları, öngörülmeyen politik duruşları konuşuldu. Ama onlar tek bir yere, toplumun sadece bir kesimine ait değiller. Her mahallenin kendi ‘Y kuşağı’ var. Bazılarıyla saatler, günler geçirdik. ‘Sözlerim nereye gider, nereye çekerler’ kaygısından uzak, ne düşündüklerini rahatça söylediler. Kendilerinden önceki ‘X kuşağı’ndan çok farklılar.

Birlikte vakit geçirdiğimiz gençler arasında bu farkı bize en çok hissettirenlerden biriydi Mustafa Emin Büyükcoşkun. Onunla ilk görüşmemizde röportajın kolay geçmeyeceğini düşündürdü. Cevapları kısa ve netti. Lafı uzatmak istemiyordu. Ama zaman geçip dakikalar ilerledikçe bambaşka yanlarını göstermeye başladı.

1988 doğumlu,  Boğaziçi Üniversitesi'nde tarih okuyor.

Mustafa Emin Büyükcoşkun 1988 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi’nde tarih okuyor. (Hüseyin Narin/Al Jazeera)

Bir çocuğun gözünden 28 Şubat

Mustafa, Karagümrüklü dört çocuklu muhafazakâr bir ailenin en küçüğü. 26 yaşında. Hayatının kırılma noktası 28 Şubat. O günler geçmişinin ve geleceğinin merkezini oluşturuyor. Askerin doğrudan değil, dolaylı yoldan Refah-Yol hükümetine baskı yaptığı dönemlerde henüz dokuz yaşındaymış. Ailesindeki tüm kadınlar 28 Şubat mağduru. Annesinin düştüğü durumu, “50 yaşındaki annemin başına şapka geçirip üniversiteye okumak için gittiğini gördüm.” diye anlatıyor.

“Varolma mücadelemi, avukat olarak yani hukuk okuyarak da verebilirdim. Ben film yapmayı seçtim. Sinemaya aktarmak istediğim meselelerden biri bu. Bununla birlikte tartışmalar, güncel yakıcılığını yitirdikten sonra bu tip meselelerin, daha iyi yansıtılabileceğini düşünüyorum.”

Otoriteye başkaldırı

Bugün iktidardaki AK Parti için ‘Yalın Ayaklı Anadolu Çocukları’ tanımlamasını yapıyor. 2000’li yılların başlarında hızlı bir ivmeyle işe koyulan muhafazakâr partinin kılavuz kaptanının sonradan şaştığını düşünüyor. Ona göre, Türkiye’nin yoran bir gündemi var ve bunun baş sorumlusu da AK Parti. Son dönemde tartışılan ‘kızlı-erkekli’ konusuna kafayı fena takmış. “Ailenin kendi çocuğunu korumak için müdahale etmesini anlarım ama rejimin, kendi bekasını sürdürebilmek için aileleri devreye sokması kabul edilemez.”

“Gayet politiğiz”

Y kuşağı için yapılan apolitik tanımlamasına kesinlikle karşı çıkıyor. “Gayet hakiki değeri olan politik bir anlayışa sahip.” Ona göre temsil ettiği kuşak, sorunlarla mücadele ederken klasik siyaset araçlarını kullanmıyor. Mustafa, 12 Eylül kuşağının kapasitesinin Y kuşağını anlamakta yetersiz kaldığını söylüyor. Gezi protestolarına katılmamış. Eylemleri, 12 Eylül’den sonra Türkiye’nin gördüğü en büyük başkaldırı olarak tanımlıyor. Ona göre, ‘Gezi’ hiç kimsenin konumlandırabileceği bir yapı değil. Zira, ‘Gezi’nin kendisi bir konumlanamama hali.

Boğaziçi Üniversitesi'nde kimya mühendisliği okuyor.

Hasibe Tuncay Boğaziçi Üniversitesi’nde kimya mühendisliği okuyor. (Hüseyin Narin/Al Jazeera)

Benim yaşamım benim kararım!

Hasibe Tunçay, bu cümleyi çok sık kuran bir genç kız. Ailesiyle, özellikle de annesiyle ciddi kuşak çatışmaları yaşamışlar. 19 yaşında. Kimya mühendisliği birinci sınıfta. ‘Aidiyet duygusu’ hayatının temel dayanağı. Kendini ait hissetmediği yerde kimyası bozuluyor. İki çift laf edecek arkadaşlıklar kuramadığı için bu yılın sonunda en yakın arkadaşlarının olduğu sosyoloji ya da psikoloji bölümüne geçmeyi düşünüyor. Ailesi Bağcılar’da oturuyor. Hasibe ise üniversite arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’un gecekondu semtlerinden Büyükarmutlu’da. Bu, onun için büyük bir kararmış “Varolma mücadelesiyle eş anlamlıydı.” diyor tarif ederken.

“Yılanın dokunduğu her yer benim canımı acıtır”

Hayata bakışı bu. Sessiz kalmaktansa sokaklara çıkıp sesini yükselten biri. Kendisini ailesinin tek soran sorgulayanı olarak görüyor.

Hasibe kendi ifadesiyle Kemalist bir aileden geliyor. Bir yıl önce kapanmaya karar vermiş. “İç huzursuzluklarım ayyuka çıkmıştı, ne yapacağımı şaşırmıştım.” diyor. Ailesinde anneannesi dışında kapalı yok. Onu anlamaları uzun sürmüş, uzunca bir süre ‘ikna’ turlarına maruz kalmış. En çok canını yakansa, yakınlarının kullandıkları edilgen dil: “Kim senin aklını çeldi?” Ailesiyle sağlıklı iletişim kuramamaktan yakınıyor.

En son Büyükarmutlu’ya taşınmaya karar verince de annesi ve babası DHKP-C’li olmasından kuşkulanmış. Bardağı taşıran damla da bu olmuş. “Ben hak ve hukuk mücadelesi verirken onlar benim önüme düşman ve terörist tanımlamasını koydular. Bu kabul edebileceğim bir şey değildi.” Bu tartışmanın ardından kapıyı çekip çıkmış. Bağcılar’daki aile evinden sonra altı kız arkadaşıyla birlikte Büyükarmutlu’da ev tutmuşlar. “Burada huzur var.” diyor. Gelecekten umutlu, bir gün ailesinin de onu anlayacağına, kabul edeceğine inanıyor.

Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu.

Sebahat Filiz Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu. (Hüseyin Narin/Al Jazeera)

“Facebook’u kapattım hayat dondu sandım”

Facebook, Sebahat Filiz’in hayatının merkezi. Twitter’ı sadece gündemde olup biteni görmek için kullanıyor. Hayatını sosyal medya üzerinden yönetenlerden. Bir kez Facebook hesabını dondurmayı denemiş. Ama pişman olması çok uzun sürmemiş.

1986 doğumlu. Psikoloji mezunu. Bir danışmanlık şirketinde çalışıyor. Sebahat, hayatı neden sonuç ilişkisine göre algılıyor. Ailesinden ayrı yaşıyor. Haftada en az iki defa arkadaşlarıyla bir araya geliyor. “Bunu yapmazsam eksik kalırım.” Tam bir hareket insanı. At biniyor, spor yapıyor. Bu kuşağın en temel taleplerden birini ondan da duyuyoruz. Sözünün dinlenmesini, sesinin duyulmasını istiyor. Bir işyerinde çalışmak için net kuralları var. Amirinin onu dinlemesi, kendini o ortama ait hissetmesi gerek. Aklına yatmayan bir durum olduğunda üstlerine karşı tavrı son derece net, tahammül etmek yerine, onların değişmesini istiyor.

“Aileme düşkünüm ama…”

Cümlenin devamı şöyle: “Bunun yanında ailem, beni de anlasın istiyorum. Onlara düşkün olmam, onlarla hareket edeceğim anlamına gelmiyor.” Söz siyasete de geliyor, “Siyaset bir toplumun ihtiyaçlarını giderebilmeli. Ama bugün gördüğümüz siyaset bundan çok uzakta.” Türkiye’deki siyasetin benmerkezci olduğu görüşünde. “Toplum ve partiler birbirinden çok ayrı noktalarda. Parti liderleri, toplumun sorunlarıyla ilgilenmek yerine kendi aralarındaki davalarda.” Kendini ne sağcı ne de solcu olarak görüyor. Şu ana kadar üç kere oy kullanmış. Kendisini temsil eden bir lider olmadığını düşünüyor. İhtiyacı, gençlere “Yahu bir dakika neye ihtiyacınız var?” sorusunun sorulması. Bekliyor.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenci.

Almıla Maraş Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenci. (Hüseyin Narin/Al Jazeera)

“Çok kurbağa yiyorum”

Gerçek anlamda değil, tabii ki… Kurbağa, Almıla için ‘ajandasında yapılmayı bekleyen işler’ anlamına geliyor. Dört yıldır kullandığı bir defteri var. E-ticaret yaptığı dönemlerde edindiği bir alışkanlık, bu. Defterdeki iş tamamlandığında bir kurbağa yemiş oluyor.  Çok yönlü tanımı, onun için kifayetsiz kalır. Almıla Maraş, 23 yaşında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi. Hukuk stajını tamamlamaya çalışıyor. Aynı zamanda TRT AVAZ’da kültür sanat programının sunuculuğunu yapıyor. Titiz. Araştırmasını kendisi yapıyor. Soruları kendi çıkarıyor, konukları kendi ayarlıyor. Babası avukat, annesi öğretmen. Avukatlık aile geleneği. Dedesi, amcaları, kuzenleri de avukat. “Başka seçeneğim yoktu” diyor; daha küçüklükten babasıyla birlikte ceza davalarının dosyalarına göz atmaya alışkın. Hayatta en tahammül edemediği şey ise, sorumluluğun yerine getirilmemesi, verilen sözlerin tutulmaması. O, ailesine, milletine ve insanlığa karşı sorumluluk duyuyor.

“Otorite koca bir dağdır”

Otorite onun için eteklerinde evlerin kurulabileceği koca bir dağ. Ama karşılıklı anlayış, saygı ve değerden oluşuyor. Düşüncelerine kıymet verilmesi, hassas noktası. Otorite ile dayatmanın aynı kefeye konulmayacağını düşünüyor. Dayatmaya kimsenin eyvallah diyemeceğini söylüyor. “Allah bile peygamberlerini tebliğ için göndermiş. Nizam için çabalarsın ama cezalandıramazsın. Dayatamazsın.”

Geçmişine bağlı

Milliyetçi gelenekten geliyor. Geçen yıl Türk Ocakları İstanbul Gençlik Kolları başkanıymış. Geçmiş ve gelecek, Almıla için bir bütün. Türk kimliğiyle gurur duyuyor. Kana dayanan bir milliyetçilik değil tarif ettiği. Kültürel manada değerlere sahip çıkmak ve kendi payına düşen tuğlayı mevcut yapıya koymak. Ona göre Türklük, siyaset ya da ideolojiye indirgenmemeli. Hükümetin Kürt açılımı konusunda hassas. Analar ağlamasın lafına takılmış. Ona göre denge Kürtler lehine ağır basıyor. Bunun da haksızlık olduğunu düşünüyor.

Mimar Sinan Üniversitesi'nde konservatuar öğrencisi

Masis Aram Gözbek Mimar Sinan Üniversitesi’nde konservatuar öğrencisi. (Hüseyin Narin/Al Jazeera)

“Türkiye fokurdayan bir tencere”

Masis Aram Gözbek, son dönemde toplumda gördüğü kutuplaşmayı bu benzetmeyle anlatıyor. Bir kapakla fokurdayan tencerenin kapatılmaya çalışıldığı düşüncesinde. “Tencere zorlamayla sadece taşıyor.” diyor. Ona göre, baştakiler ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette. Çok seslilik hayatının özü. Böyle bir yaşam biçiminin, böyle bir toplumun hayalini kuruyor.

Masis, Ermeni asıllı bir Türkiye vatandaşı. Orta halli bir ailenin tek çocuğu. 1987 doğumlu. Hem üniversite eğitimine devam ediyor, hem Boğaziçi Caz Korosu’na şeflik yapıyor, hem de Fransız lisesinde öğretmen. Müzik en büyük tutkusu.

“Müzik benim hayatım”

Masis’i ilk kez, Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü Korosu’ndayken tanıdık. 2011 Dünya Koro Şampiyonası’nda Türkiye’yi temsil etmeye hak kazanmışlardı ama gidecek paraları yoktu. Onlar da çareyi, metroda mini klip çekmekte buldu. Amaçları sponsor bulmaktı. Başarılı oldular da, ‘Metroda mini konser’ ismiyle çektikleri filmi sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi izledi. Daha önce örneğine rastlanmamış bir yolla sponsor buldular ve 2011’de Avusturya’daki Dünya Koro Şampiyonası’nda, Çağdaş Müzik ve Folklor kategorilerinde dünya şampiyonu oldular. O koronun şefi Masis Aram Gözbek’ti.

Ona göre, koro müziği belki de en güçlü anlatım aracı. Çünkü hiçbir enstrümana başvurmadan sadece insan sesini kullanıyorlar. O performansı yapan kişinin duygu ve düşünceleri, hiçbir aracı olmadan direkt insana geçebiliyor ve bu da çok etkili. Masis, Gezi eylemlerine de müzikle destek vermiş. Sosyal medya üzerinden meşhur olan ‘Çapulcu musun’ şarkısını onun korosu yapmış. ‘Entarisi Ala Benziyor’ türküsünün sözlerini değiştirerek bu uyarlamayı ortaya çıkarmışlar. Gezi eylemleri sırasında koronun hep bir ağızdan söylediği bu uyarlama, bir günde rekor oranda tıklandı ve Twitter’da trend topic oldu. Bir milyona yakın kişi izledi. Masis’e göre o şarkıyla verilen mesaj şuydu: “Artık uyanan bir halk var ve istemediği bir şeyi kimse zorla bu halka yaptıramayacak bundan sonra.”

X,Y ve Z kuşakları

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 35’i ‘Y Kuşağı’ndan. Bu da, bugün en büyüğü 34, en küçüğü 15 yaşında 26 milyon genç anlamına geliyor.

Dünya genelinde jenerasyonlar üç başlık altında toplanıyor: X,Y ve Z. 1961-1979 doğumlular X, 1980-1999 arasında doğanlar Y, 2000 sonrası doğanlar da Z kuşağı olarak tanımlanıyor. Sosyolog ve psikologların Y kuşağı tanımına bakacak olursak; bu yıllarda doğanlar;

– Özgüvenleri yüksek,

– Ailesine bağlı,

– Akran ilişkilerine önem veren,

– Bireysellikten uzak katılımcı,

– Yüz yüze görüşmeden çok internet ortamında sosyalleşen,

– Statüko ve otoriteyi reddeden,

– İnsan ilişkilerinde duvar örme konusunda çekimser,

– İnterneti çok iyi kullanan,

– Dayatmaya karşı tahammülsüz bireyler.

İnternet ve çorba

Y kuşağının ihtiyacı olan iki şey. Türkiye’de kuşaklar üzerindeki araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Evrim Kuran aynen bu şekilde özetliyor ve “Evde internet ve sıcak çorba varsa, genç arkadaşımın mutlu olması için pek çok şart da var demektir” diyor. Kuran’a göre, Y kuşağı kesinlikle ‘dik kafalı’ değil. Söylemeye çalıştıkları şey çok basit: “Konfor alanımdan çık.” Evrim Kuran, bundan önceki dönemlerde toplumun (ki bu X kuşağı) statükoyu güçlendirdiğini, Y kuşağının statükoya, “O fildişi kulelerden in bakalım, gel aynı seviyeden birbirimize bakalım” dediğini savunuyor.

Y kuşağı okur-yazarlığı

Psikiyatyrist Tarık Yılmaz’a göre, Y kuşağı için okur-yazarlık kriteri, dinleme ve anlamayla eş anlamlı. Ona göre, Y kuşağı ile çatışmanın tek bir kaybedeni var. O da savaşı başlatan taraf. Profesör Yılmaz, tezini ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerinden açıklıyor. “Hiçbir ebeveyn çocuğuyla ya da ergeniyle girdiği savaşı, çocuğu izin vermediği sürece kazanamaz. Şirket ya da ülke de bu yapının benzeridir. Kendisi üzerinde bir güç kullanılmaya çalışılması bu kuşak için sonu belli olan bir mücadeledir. Onlar izin vermediği sürece bizler kazanamayız. Onun için Y kuşağı yönetilmez, Y kuşağıyla ilişki yönetilir.”

Al Jazeera Türk dergiyi ipad ve iphone’lardanandroid tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)