BU SEÇİM BAŞKA SEÇİM

Her seçim öncesi bu cümle kullanılır. Ama bu kez bu sözü haklı çıkaracak daha güçlü sebepler var. Türkiye peş peşe gelen 18 aylık seçim maratonuna giriyor. Yerel seçim, cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinin bir provası gibi. Güncel gerilimler de Türkiye siyasetinin zirvelerini etkileyecek bu seçimlerin yaklaşmasından doğuyor.

Türkiye’nin var olan devlet ve yönetim düzeni artık sürdürülemez noktaya yaklaşıyor. Var olan yapı merkeziyetçi, toplumun ve hayatın her bir alanını ve anını düzenleyici ve denetleyici, katılımcılığa kapalı bir yapı. Bu yapının sürdürülemezliğini her gün, her bir siyasal ve toplumsal sorun bir kez daha gösteriyor. Sürdürülemezliğin üç boyutu var.

Türkiye 30 Mart yerel seçimlerine gerilimi yüksek ortamda gidiyor. 17 Aralık operasyonuyla başlayan iktidar-Cemaat kavgası hızını kesmedi. [ANADOLU AJANSI]

Türkiye 30 Mart yerel seçimlerine gerilimi yüksek ortamda gidiyor. 17 Aralık operasyonuyla başlayan iktidar-Cemaat kavgası hızını kesmedi. [ANADOLU AJANSI]

Birincisi, bu yapı şimdiye dek hiçbir siyasal ve toplumsal sorunu siyaset marifetiyle ve toplumsal uzlaşmayı sağlayarak çözemedi. Kürt meselesinden laikliğe, başörtüsünden hayat tarzı kutuplaşmasına, hemen her sorun çözülemeden sürdürülerek kalıcılaşıyor ve markalaşıyor.

İkincisi, dünya bir yandan bilgi çağının gereği olarak ve büyük ekonomik krizin sonrasında yeni bir siyasal düzenlenme sürecinde. Ortadoğu’dan Arap Baharı’na, ekonomik gücün batıdan doğuya kaymasından enerji güvenliğine hemen her bir yapılanma yenileniyor. Türkiye tüm bu küresel dinamiklerden hem doğrudan etkilenen hem de bu dinamikleri doğrudan etkileme potansiyeli nedeniyle gelişmelerin tam göbeğinde ama aynı zamanda yapı sistematiğiyle, tercih ve stratejileriyle bu gelişmelerin önünde engel.

Üçüncüsü de dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gündelik hayatın ritmi ve zihin haritaları değişiyor. Var olan yapı ise özü itibariyle dinamik, çok boyutlu ve çok aktörlü hayata göre değil, statik ve tek tip hayata göre kurulu.

Bu üç katmandaki her bir değişiklik var olan yapıyı giderek sıklaşan ve etkisi büyüyen krizler üzerinden değişime zorluyor.

CHP yerel seçimde farklı kesimlerden oy çekebileceğini düşündüğü adayları tercih etti. İstanbul için CHP adına Mustafa Sarıgül yarışacak. [ANADOLU AJANSI]

CHP yerel seçimde farklı kesimlerden oy çekebileceğini düşündüğü adayları tercih etti. İstanbul için CHP adına Mustafa Sarıgül yarışacak. [ANADOLU AJANSI]

Seçim rallisi ardından oluşacak siyasi kadrolar ve yine onlara bağlı olarak yenilenecek yerel ve ulusal bürokrasi yeni devlet ve yönetim düzenine, yeni temel paradigma ve tercih değişikliklerine karar verecek.

Var olan yapı nereye kadar, hangi temel tercih ve paradigma değişiklikleriyle, hangi yöne doğru, hangi siyasi ideoloji ve kadrolar eliyle dönüşecek?

Çok aktörlü ve çok hedefli gerilim süreci

Bu seçim rallisi yalnızca partilerin oy oranları üzerinden değil, adaylarının kimlikleri sebebiyle de önemli. Bu sürecin sonunda parlamentodaki dört partide de önemli değişiklikler olacak muhtemelen. Yalnızca kadroları bakımından değil ideolojileri, programları bakımından da. Çünkü bu değişim zorlamasına karşı partiler kamuoyunun sandığı gibi kategorik olarak değişimden yana veya karşı diye tanımlanamaz. Aksine değişim konusunda her bir partinin kendi içinde çatlaklar var. Seçim rallisi sonunda oluşacak kadrolar ve tercihler partilerin de yeni yapıya dair bakış ve tercihlerinin ipuçlarını verecek.

Kadir Topbaş üçüncü kez AK Parti'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı. Topbaş ilk kez 2004'te başkan seçildi. [ANADOLU AJANSI]

Kadir Topbaş üçüncü kez AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı. Topbaş ilk kez 2004’te başkan seçildi. [ANADOLU AJANSI]

Bu perspektiften bakınca, kanımca son günlerde yaşanan gerilim birinin diğerini yenmesi, yok etmesi amacıyla değil, yeni kadroları ve onlar üzerinden yeni tercihleri belirleme kavgası bir bakıma. Tam bu nedenden dolayı da gerilim iki aktör arasında değil, iki tarafta da birden çok aktörün yer aldığı yani ‘çok’tan ‘çok’a bir düzenleme kavgası.

Kritik seçim: Cumhurbaşkanlığı

Seçim rallisinin en kritik aşaması cumhurbaşkanlığı seçimi gibi görünüyor. Bugünkü koşullarda hâlâ tüm olacakları belirleme gücü en yüksek parti olarak Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) öne çıkıyor. AK Parti’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik tercihi yalnızca cumhurbaşkanının kim olacağına karar vermekten öte bir anlam taşıyor. Cumhurbaşkanının kim olacağı kadar, bu seçim sonrası AK Parti’nin liderinin, yeni yönetici kadrolarının kimler olacağı da belirlenmiş olacak bir bakıma. O lider, kadrolar ve siyasi tercihler AK Parti’yi genel seçimlere, seçim rallisinin son etabına taşıyacak.

Bu kadrolar ve tercihler konusunda Recep Tayyip Erdoğan’ın bir planı olduğundan kuşku yok. Bu oyun planının sahneye konup konmayacağı, hangi revizyonlardan sonra nihai oyun planının oluşacağı ise AK Parti’nin yerel seçimlerde alacağı oy oranına bağlı. Bu nedenle de yerel seçimler yerel yöneticilerin seçimi olmaktan çıkmış durumda. Yerel seçimler cumhurbaşkanlığı seçiminin kostümlü provası olacak.

: Başbakan Erdoğan 27 Mart 1994 yerel seçimleriyle İstanbul Belediye Başkanı seçildi. 6 Kasım 1998'e kadar görevde kaldı. Başbakan Erdoğan'ın siyasi kariyerinde belediyecilik günlerinin etkisi ve önemi büyük oldu.  [ANADOLU AJANSI]

Erdoğan’ın siyasi kariyerinde belediyecilik günlerinin etkisi ve önemi büyük oldu. [ANADOLU AJANSI]

Partilerin yerel seçim hedefleri

Her partinin yerel seçim hedefleri farklıdır çünkü her birinin, seçim rallisinin her bir etabı ve nihai sonucu için amaçları başkadır.

Yerel seçimlerde AK Parti için asıl olan ülke genelinde alacağı toplam oy oranı. Elbette İstanbul, Ankara gibi kentleri kaybetmek istemeyecektir. Fakat yine de hedefi her bir kentteki başarı değildir, ülke ortalamasında yüzde 45 oy oranının altına inmemektir ki cumhurbaşkanlığı seçimlerine belirleyici aktör olarak girebilsin. Bu amaçla kazanma umudu düşük olsa da Binali Yıldırım, Galip Ensarioğlu gibi adaylarla kaybederken bile yüksek oy yüzdesini yakalamak hedefleniyor.

Buna karşılık Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) için ülke genelindeki oy ortalamasından ziyade İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerin bazılarında kazanmak önemli. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçimine ve genel seçimlere girilirken, AK Parti’nin geriletilebileceğine dair umudu diriltmeyi, moral üstünlük kazanmayı önemsemektedir. O nedenle ülke ortalamasında 2009 Yerel Seçimi’nde sahip olduğu seviyelerde veya yüzde 27-30 bandında oy almak (elbette mümkünse yüzde 30’u aşmak) ama bunun yanında sembol niteliğindeki büyükşehirlerden mutlaka bir veya iki yerde kazanmak CHP için esas hedeftir. Bu amaçla da siyasi fikrin temsiliyeti üzerinden değil, sembolik değeri olan seçim çevrelerinde diğer parti seçmenlerinden de oy alınabileceği umulan Mustafa Sarıgül, Mansur Yavaş gibi adaylar aranmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) bir bakıma üç seçimde de öncelikle varlığını korurken, mümkünse de AK Parti ve CHP arasından bugünden daha güçlü bir biçimde sıyrılabilmeyi hedefliyor. Fakat adaylarının profillerine bakıldığında, MHP’nin sembol niteliğindeki büyükşehirlerde AK Parti-CHP rekabetine taraf olmamak gayretinde olduğu gözleniyor.

MHP’nin paradoksu hem AK Parti’nin hem de CHP’nin oy ve kadro bakımından MHP’yi hedeflemeleri, MHP’nin seçmenini almaya çalışıyor olmaları.

Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) ise sayısı 30’a çıkmış olan büyükşehirlerde kimlik siyasetine yaslanmanın ve bölgenin de avantajını kullanarak üç veya dört büyükşehri kazanmayı hedeflediği görülüyor.

Tüm aktörlerin belediye seçimlerinin yapılacağı 30 Mart’ı takip eden günlerde, alınan oy oranlarına göre pozisyonlarını ve stratejilerini gözden geçirecekleri açık.

Başbakan Erdoğan'ın siyasi kariyerinde belediyecilik günlerinin etkisi ve önemi büyük oldu. [ANADOLU AJANSI]

Başbakan Erdoğan 27 Mart 1995 Yerel Seçimleri ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 6 Kasım 1998’e kadar görevde kaldı. [ANADOLU AJANSI]

Seçmenin davranış ve psikolojisi

Son iki yılın seçmen eğilimlerine bakıldığında 2014 başlangıç çizgisi itibariyle, şu üç temel seçmen davranış örgüsü ortaya çıkıyor.

Birincisi, seçmenin ağrı eşiği düşmüş, duyarlılığı yükselmiş görünüyor. Özellikle son bir yıldaki açılım süreci, Suriye meselesi ve Reyhanlı bombalaması, Gezi olayları ve şimdi de 17 Aralık süreci gibi olaylar nedeniyle duyarlılık artmıştır. Yayınlanan araştırmaların güncele dair meselelerdeki bulgularına bakıldığında, AK Parti oyu salınıyor.

Değişiklikler, AK Parti ile seçmenin kararsız ve oy kullanmayacak kesimi arasında oluyor. AK Parti’nin oyu düştüğünde kararsızlar artıyor, arttığında ise azalıyor. Bu düşüş ve çıkışların paralel olarak muhalefet partilerinin oy oranlarında da gözlenmesi doğal olanı. Fakat seçmen tercihlerindeki hareketliliğin iki parti arasında olmaması siyasi rekabetin eksikliğini gösteriyor.

İkincisi, ülkede derin siyasal kutuplaşma yaşanıyor. Üstelik bu siyasal kutuplaşma hayat tarzları kutuplaşması gibi gündelik hayata da taşınma eğilimi gösteriyor. Dolayısıyla bu kutuplaşma psikolojisi seçmenin yarıdan fazlasında kategorik olarak partisine sadakat üretiyor.

Üçüncüsü, genel seçim ile yerel seçim tercihleri arasındaki beklenen farklılaşmayı yaratan sosyoloji değişiyor. Yerelde seçmenin siyasi kimliğinden sıyrılacağı, yerel adayların kimliğinin, yerel ihtiyaç ve taleplerin belirleyici olacağı varsayılır. Fakat ülkenin son 30 yılda yaşadığı göç ve metropolleşme bu davranış kodunu bozuyor, seçmen eskisinden daha fazla siyasi kimliği üzerinden oy veriyor.

Geçen yaz yaşanan Gezi Protestoları seçmen duyarlılığını artıran kritik gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor.

Geçen yaz yaşanan Gezi Protestoları seçmen duyarlılığını artıran kritik gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor. [ANADOLU AJANSI]

17 Aralık sürecinde ise seçmenin ‘hem yolsuzluk hem operasyon var’ algısına sahip olduğu gözleniyor. Bu üç toplumsal dip dalganın yanı sıra seçmenin oy tercihinin ya da seçmen davranışının tek bir algı üzerinden biçimlenmediği de biliniyor. Seçmenin tercihi siyasal ve kültürel kimlikleri, değerleri, inançları, hayat tarzı ve daha da önemlisi beklentileri gibi birçok dinamiğin bileşkesinden oluşmaktadır. Seçmen partisine eleştirisini çoğaltsa ya da partisinden hoşnutsuzluğu artsa bile bir başka ütopyaya inanmadıkça tercihi değişmiyor. Bu psikoloji ve siyasi rekabetin – alternatif ütopyanın eksikliği seçmenin ‘yolsuzluk var’ algısına karşın radikal oy tercihi değişikliği üretmeme olasılığını da güçlendiriyor.

Önümüzdeki seçimlere kadar olan sürede yaşanacakları bugünden kestirebilmek olanaklı değil. Ama çizdiğimiz genel çerçeveden bakınca ve güncel gerilimin de seyrini dikkate alınca temaşası ve gerilimi bol, sonucu her zamankinden fazla önemli ve merak edilen bir seçim süreci yaşamakta olduğumuz söylenebilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan , Android tabletlerden indirebilirsiniz.

 

Bekir Ağırdır

Bekir Ağırdır

Bekir Ağırdır, 2005'ten beri KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi'nin genel müdürü. Demokratik Cumhuriyet Programı kurucu üyesi, TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) ve TÜSES (Türkiye sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı) yönetim kurulu üyesi, T24 internet sitesi yazarı.
Bekir Ağırdır

Latest posts by Bekir Ağırdır (see all)