DEĞİŞEN TÜRKİYE DEĞİŞMEYEN MERKEZİYETÇİLİK

Yerel yönetim değişiyor. Yeni büyükşehirler kuruluyor, binlerce köy mahalle oluyor. Değişimin sebebi hükümete göre hizmette verimliliği artırmak, kaynakları etkin kullanmak. Ama yasal düzenlemenin merkezin ağırlığını artırma ve rekabetçi siyasal alanı daraltma riski yüksek.

Yerel seçimlerden sonra nüfusun yüzde 77’sinin yaşadığı 30 ilde uygulanacak 6360 sayılı yeni yasaya göre, 250 yıllık geçmişe sahip olan İl Özel İdareleri kaldırılıyor. Oysa Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin sıcak olduğu dönemde, 2005’te, ‘iyi yönetişim’ ve ‘yerindenlik’ ilkelerinin yaşama geçirilmesi amacıyla hazırlanan 5302 sayılı yasayla, merkezden yerele yetki ve kaynak devriyle bu köklü kurumun güçlendirilmesi öngörülüyordu. Bu yasayla il sınırları içinde yürütülecek hizmetlerde İl Özel İdaresi’nin yetkileri artırılmıştı ancak sonra kuruma aktarılan görevlerin gerçekleştirilmesi için yeterli mali kaynak verilmedi. Bir başka deyişle, yasada öngörülen değişiklikler gerçekleşmedi ve bu kurum ‘güdük’ bırakıldı. Güçsüz bırakılan İl Özel İdareleri’nin yeni yasayla tamamen lağvedilmesinin sonuçları, muhtemelen önümüzdeki dönemde daha iyi anlaşılacak.

Yasa değişikliğiyle yerel yönetimlerde birçok değişiklik oldu. Toplam büyükşehir sayısı 30’a çıkıyor. Seçimle belirlenen binlerce siyasal pozisyon kalkıyor. [EREN AYTUĞ]

Yasa değişikliğiyle yerel yönetimlerde birçok değişiklik oldu. Toplam büyükşehir sayısı 30’a çıkıyor. Seçimle belirlenen binlerce siyasal pozisyon kalkıyor. [EREN AYTUĞ]

Çünkü bu kurum, Türkiye’deki devlet-toplum ilişkilerinin demokratikleştirilmesi amacıyla tasarlanan birçok reform önerisinin odağını oluşturuyordu. Örneğin, kamu yönetimi uzmanlar grubu tarafından hazırlanan ve farklı siyasal görüşlere sahip siyasetçilerin de görüşleri alınarak geliştirilen TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) raporunda[1], ‘bölge yönetimleri’ kurulması gündeme getirilmiş ve bu doğrultuda yeni anayasa çalışmalarına katkıda bulunmak için öneriler getirilmişti. Buna göre, merkezden aktarılan yeni yetki ve kaynaklarla ‘İl Yönetimleri’nin güçlendirilmesi, ‘İl Özel İdaresi’nin ‘İl Yönetimi’ne dönüştürülmesi ve bölge yönetimlerinin de dolaylı seçim yoluyla il temsilcilerinden oluşması öngörülmüştü. Tüm bu çalışmalara ve önerilere rağmen 6360 sayılı yasanın adeta baskın yapar gibi çıkarılması, siyasal iktidarın ‘merkezileşme’ yönünde iradesi olduğuna işaret ediyor.

Merkezileşme eğilimi kalıcı mı?

Aslında merkezileşme eğilimi bu yasadan önce de, fiziki planlama, imar ve inşaatla ilgili kararların merkeze alınması, hatta bunun için yeni bakanlık (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı) kurulması ile kendini göstermişti. Yeni yasayla, 30 ilde vali başkanlığında ‘Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezi’ adında yeni mekanizma getirilmesi de merkeziyetçilik eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Bu illerde yapılacak kamu yatırımları ve hizmetlerin etkinliğini artırmak amacıyla kurulacağı belirtilen bu mekanizmanın, uygulamada nasıl işleyeceğini önümüzdeki dönemde birlikte izleyeceğiz.

Yerel yönetimleri düzenleyen yeni yasadan yüzlerce köy etkilenecek. 16 bin 82 köy yönetimi mahalle oluyor. [EREN AYTUĞ]

Yerel yönetimleri düzenleyen yeni yasadan yüzlerce köy etkilenecek. 16 bin 82 köy yönetimi mahalle oluyor. [EREN AYTUĞ]

Merkez-yerel ilişkileri açısından bakıldığında, 6360 sayılı yasada büyükşehir belediyelerine yeni yetkilerin devri ile ilgili herhangi bir düzenleme gözlenmiyor. Bu durumu ‘Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezi’ gibi bir mekanizmayla birlikte düşündüğümüzde sonuçta yerelleşme doğrultusunda bir eğilimin olmadığını söyleyebiliriz.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yerelleşme konusundaki kazanımları ve 2000’li yılların başında artan yerelleşme umudunu tamamen tersine çeviren bu merkezileşme eğiliminin geçici olması umudunu taşıyoruz.

Köklü yerel yönetim birimlerinin tasfiyesi

Yeni yasanın getirdiği ikinci önemli değişiklik, kentsel alanlar dışındaki yerleşmeleri, ormanları ve kırsal alanları da kapsaması ve sonuçta, yerel temsili sağlayan küçük yerel yönetim birimlerini lağvetmesidir. Toplamda bin 592 belde belediyesi ve 16 bin 82 köy yönetimi ortadan kaldırılıyor. Buna ilaveten bağımsız ilçe belediyeleri de mevcut yetkilerini kaybederek, büyükşehir belediyesine bağlı alt kademe belediyeleri haline geliyor.

Türkiye'nin büyükşehirlerin nüfusu yeni katılan illerle birlikte 60 milyon oldu. Toplam nüfus 76 milyonun üzerinde. [EREN AYTUĞ]

Türkiye’nin büyükşehirlerinin nüfusu yeni katılan illerle birlikte 60 milyon oldu. Toplam nüfus 76 milyonun üzerinde. [EREN AYTUĞ]

Bir başka deyişle bu yasayla belediyelerin yüzde 53’ü, köylerin yüzde 47’si lağvedilip, ilçe belediyelerinin yetkileri de büyükşehir belediyelerine devrediliyor. Bütün bunlar, demokrasinin yeşerebileceği binlerce küçük belediyenin ve seçimle gelinen yaklaşık 50 bin siyasal pozisyonun ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Kanaatimizce bu uygulama Türkiye’de sivil siyasetin beslenme kanallarının zarar görmesine ve rekabetçi siyasal alanın daralmasına yol açacak. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana yerel yönetim birimlerinin sayısını artırarak tabandaki siyasal faaliyetin canlanmasına yol açan düzenlemeler, ilk kez tersine çevriliyor. Yerel demokrasinin gelişmesine zarar vereceği kesin olan bu düzenlemelerin kamu hizmetlerindeki etkinliği nasıl artırabileceği ise bugünden cevaplanması zor bir soru.

1984’den bu yana uygulanan ve 12 Eylül ortamında tasarlanmış olan büyükşehir modelinin temsil ve katılım açısından zaten sorunlu olduğu biliniyordu. ‘Güçlü büyükşehir-zayıf ilçe’ ve ‘güçlü başkan-zayıf meclis’ yapısına dayanan iki kademeli yönetim modelinin kırsal alanları da kapsayacak şekilde, il sınırlarına genişletilmesi, büyükşehir belediye başkanının gücünü artıracak. Büyükşehir belediye meclisinin ilçelerden gelen üyelerden oluştuğu düşünülürse, il düzeyinde doğrudan seçilmiş tek aktör büyükşehir belediye başkanı olacak.

Yerel yönetimlerle ilgili ‘Seçim Kanunu ve Siyasal Partiler Kanunu’nun yerel düzeyde adil temsile engel olan özellikleriyle birlikte düşünüldüğünde, yeni yasanın büyük partilere avantaj sağlayan, muhalefeti ve azınlığı dışlayan ‘otoriter adacıklar’ oluşmasına yol açabileceği söylenebilir. Bilindiği gibi, yerel demokrasinin önemli bir göstergesi, farklı yerel talepleri yansıtan partilerin, grupların, yurttaş inisiyatiflerinin yerel yönetim organlarında temsil edilmesidir. Türkiye’deki mevcut mevzuat bu tür bir temsile engel, yerel seçimler büyük ulusal partilerin hâkimiyetinde yürütülüyor. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) gibi küçük bir partinin Doğu ve Güneydoğu’daki başarısı ise seçmen tabanının belirli bir coğrafyada yoğunlaşmasından ve o bölgede çoğunluğu sağlamasından kaynaklanıyor.

Oysa İstanbul gibi bir metropolde ya da Antalya ve Konya gibi geniş kırsal alanlara sahip olan şehirlerde birbirinden çok farklı toplumsal gruplar yaşıyor. Bütün bu illerde farklı yerel talepleri yansıtan grupların ayrı listelerle seçime katılma olanakları bulunuyor. Bir başka deyişle yerel düzeyde temsilde adaletsizlik, çoğunluğun hâkimiyetini güçlendiriyor. Kent konseyi gibi katılımcı mekanizmaların işleyişi ise fiilen belediye başkanlarının isteğine bağlı. Yeni yasayla bu durumun değişmeyeceği de şimdiden öngörülebilir.

51 ildeki 559 belde belediyesi seçimlerin ardından köy olacak. [EREN AYTUĞ]

51 ildeki 559 belde belediyesi seçimlerin ardından köy olacak. [EREN AYTUĞ]

Federasyon tartışması

Bu yasanın çıkarılması sırasında tepkiler iki düzeyde yürüdü. Yerel düzeyde, konumlarını ve güçlerini kaybeden belde belediye başkanları ve meclis üyeleri, köy muhtarları ve köy ihtiyar heyeti üyeleri, tarımla uğraşan yurttaşların ve büyük şehirlerde yaşayan azınlık grupların tepkileri medyada yer almasa da, tabandan gelen güce ve birikime sahip. Uygulama başladıktan sonra, tabandan gelen muhalefet hareketleri daha da belirginleşebilir. İktidara kısmen katılan ulusal düzeydeki büyük muhalefet partileri ise, yasanın yerelleşme ve demokrasi açısından getireceği sorunları pek fazla gündeme getirmiyor.

30 ili büyükşehir yapan düzenlemenin merkezileşme sonucu doğurduğu eleştirileri var. [EREN AYTUĞ]

Büyükşehir sayısını 30’a çıkartan düzenlemenin merkezileşme sonucu doğurduğu eleştirileri var. [EREN AYTUĞ]

Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti’nin (AKP) gelecekteki bütün seçimleri kazanacağı varsayımıyla yaptığı bu düzenlemelere, iktidara gelme olasılığını ufukta gören muhalefet partilerinin de fazla itirazı yok. Kürt meselesinin ve barış sürecinin sıcak ortamında AKP tarafından yapılan bütün düzenlemeleri ‘bölünme’ kaygısıyla karşılayan bu partiler, 6360 sayılı yasaya da aynı tepkiyi gösterip ‘federasyon’a gidiş kaygısını dile getirdi. Türkiye’nin batısında bile yerel demokrasiyi kısıtlayan bu düzenlemenin federasyona gidiş olarak yorumlanması doğru değil. Çünkü bu düzenlemelerle, büyükşehir belediyelerinin kapsama alanı coğrafi olarak genişlemiş olsa da, yerel düzeye aktarılmış siyasal, yönetsel ya da mali açıdan önemli bir yetki devri yok.[2]

[1]http://www.tesev.org.tr/assets/publications/file/12249YeniAnayasaRapor10_05_12Rev2.pdf

[2] (Bu konuda daha ayrıntılı görüşlerimiz için bkz. – Türkiye’de Yerel Politikanın Yükselişi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2013.- “Yerel Siyasette 2004’ten Beri Ne Oldu?”, Birikim, Aralık 2013, ss.23-31)

 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan , Android tabletlerden indirebilirsiniz.

 

Sema Erder, Nihal İncioğlu

Sema Erder, Nihal İncioğlu

Sema Erder Marmara Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi'nde profesör. Yerel politika, gecekondulular, çocuk göçü ve çıraklık, kentsel gerilim gibi konularda çok sayıda alan araştırması yapmış bir akademisyen. 1996'da Sedat Semavi Sosyal Bilimler Ödülü'nü aldı.

Nihal İncioğlu Bilgi Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi'nde profesör. Türk Siyasal Hayatı, Siyasal Rejimler, Siyasal Partiler, Seçimler ve Seçim Sistemleri, Yerel Politika, Yerel Yönetimler başlıklı araştırmaları ve yayınları var.
Sema Erder, Nihal İncioğlu

Latest posts by Sema Erder, Nihal İncioğlu (see all)