KENTSEL DÖNÜŞÜM ŞART MI?

Bu kavram artık köyden kente herkesin hayatının parçası. Türkiye’nin şehirleri ‘dönüşüm’ adı altında değişiyor, farklılaşıyor. Bir şehrin neden değişmesi gerekir? Bunu ve daha fazlasını, kentsel dönüşüm projelerinin pek çok aşamasında, tüm taraflarla çalışmış olan şehir planlamacısı Faruk Göksu yanıtladı.

Semin Gümüşel Güner

Kentsel dönüşüm nedir? 

Kent dokularının ya da sorunlu kent dokularının bir şekilde değişimi, gelişimi kentsel dönüşüm kavramı olarak anılıyor. Kentsel dönüşüm, sosyal ve ekonomik boyutları içeren, kamu desteğine gereksinim duyulan, uzun vadeli eylemler bütünüdür.

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

Kentsel dönüşüm gayrimenkul geliştirme değildir. Gayrimenkul geliştirme piyasa güçleri ile olur. Yani gayrimenkul piyasa koşullarında yapılan projelerin pek çoğu gayrimenkul geliştirme. O nedenle kaç tane gerçek anlamda dönüşüm projesi var, diye sayarsanız, yok.

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

Kentsel dönüşüm neden gerekli?

Diyelim ki kentlerimizde afet riski, deprem riski, yapı riski yok. Binalarımız sapasağlam. Kentlerimizi dönüştürmeyecek miyiz? Bağcılar’da, Derbent’te iğne atsanız, yere düşmez. Çocukların oyun oynayabileceği yeşil alan yok. İtfaiyenin giremeyeceği sokaklar… Bunlar dikkate alındığında, en azından yaşam koşullarının iyileştirilmesi için dönüşüm yapılmalı.

Kimler kentsel dönüşümün muhatabı? 

Herkes kentsel dönüşümün muhatabı. Yaşadığınız bina sorunlu olabilir, yaşadığınız bölge riskli alan ilan edilebilir. Kiracıysanız, bir gün “Hadi çık, burayı riskli yapı ilan ettik.” denebilir. Mülk sahiplerinden biri veya birkaçı anlaşarak riskli yapı ilan ettirmiş olabilir. Yani şans veya şanssızlık kapıyı çalınca, der gibi… Ama hiç kimse bu konu beni ilgilendirmiyor, diyemez. Makul değil. Temelde dört taraf var. Birinci grup, mülk ve hak sahipleri. Mülk sahibi, arsası olan; hak sahibi de orayı işgal edip sonra hak sahipliğini edinen. İkinci grup, kiracılar. Yüzde 25- 30 kiracılık oranı var. Üçüncü muhatap, kamu, belediye veya bakanlık. Dördüncü taraf kent halkı, sivil toplum örgütleri, vs.

Kentsel dönüşüm süreci nasıl işliyor?

Birinci aktör; yap-satçılar, müteahhitler, yatırımcılar, finans kuruluşları, gayrimenkul yapı ortaklıkları yani piyasa. Bunlar dün de vardı, bugün de var. 1990’lardan itibaren finans sektörü gayrimenkul sektörü ile işbirliği içine girdi ve ikisi birlikte hareket etmeye başladı. GYO’lar (Gayri Menkul Yatırım Ortaklıkları) kuruldu. Amerika’nın yaşadığı süreci biz 1990’lardan itibaren yaşamaya başladık. İkincisi, kamu. Özellikle 1990’lardan itibaren kamu, sektörün müteahhidi olmaya başladı. TOKİ’yle (Toplu Konut İdaresi Başkanlığı), belediyelerle aktör olmaya başladı. Onun dışında yatırımcılar, kamu tarafı ve bölgedeki insanlar, kiracılar, mülk/hak sahipleri. Bu, çok bilinmeyenli bir denklem. Doğru, şeffaf bir dönüşüm sürecinin yaşanması için birinci aşama bilgilendirme. Mesela bir projeye karar verdiğinizde, kiracılar otomatikman mağdur. Hak/mülk sahipleri bir metrekare bile haklarından vazgeçmek istemiyor. Sivil toplum örgütlerinin pek çoğu dönüşüme sürekli karşı, pratikte çözüm üretmiyorlar. Peki, bu tarafları kim bir araya getirecek? Kim ikna edecek? Bütün bunlar artık birer uzlaşma dalı. Kentsel dönüşüm sadece müteahhitlik olayı değil, paylaşım olayı değil. Düne kadar öyleydi. Ama şimdi hüner istiyor. Şapkadan bir de tavşan çıkarmak lazım ki tüm taraflarla uzlaşılabilsin.

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

İdeal bir kentsel dönüşüm sürecinde taraflar arasındaki ilişki nasıl olmalı?

Doğru, şeffaf bir dönüşüm sürecinin yaşanması için 6B (bilgilendirme, bilinçlendirme, buluşma, beklenti, belirsizlik, benimseme) ilkeleri ve aşamaları göz önüne alınmalı. Birinci aşama bilgilendirme. Bu süreç nasıl işler? Kamu da olsa, yap-satçı da olsa, insanları her konuda doğru bilgilendirmek zorunda. Şeffaflık çok önemli.

İkincisi, hukuki haklarından risk haritasına kadar insanları bilinçlendirip karar alma süreçlerine katmak gerek. Üçüncü olarak, ilgili tüm tarafları aynı masa etrafında buluşturabilmeli. Bence en kritik konu da beklenti. Herkesin beklentisi çok fazla. Yüz metrekare evi olan, iki yüz üç yüz metrekare olsun; bir evi olan, iki üç evi olsun istiyor. Ancak artık İstanbul’un böyle bir kapasitesi yok, bitti. Bu kumaştan bu çıkmayacak artık. Yoğunluğun düşmesi lazım. Ancak böyle kaliteli bir çevre ve sosyal alan yaratılabilir. Herkes elini taşın altına koyacak.

[EREN AYTUĞ]

[EREN AYTUĞ]

Son olarak, benimseme. Proje kamuoyunda benimsenmezse, Sulukule’de, Tarlabaşı’nda olduğu gibi sorunlar ve gerilimler ortaya çıkıyor. Uzlaşma yönetimi adını verdiğimiz 6B ilkelere kesinlikle dikkat edilmeli. Bunlara ek olarak, söz konusu dönüşüm projesinde yaratılan değerin o bölge insanları arasında eşit olarak dağıtılması da çok önemli bir faktör.

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

Kentsel dönüşüm ne zamandır hayatımızda?

Türkiye kentleri 50 – 60 yılda üç süreç geçirdi. Birinci süreç, 1950’li yıllarda başlayan imarlaşma, kentleşme, modernleşme dönemi, Adnan Menderes dönemi, diyorum buna. Bu dönemde, kırdan kentlere göçle birlikte apartmanlaşma dediğimiz yeni süreç başladı. Bu dönemden sonra 1970’li yılların ortasında, özellikle alt gelir gruplarının kırdan büyük kentlere gelmesiyle, kentlerin çevresinde gecekondulaşma, yani iki yapı çıktı: İmarlı apartmanlaşmış yapılar ve tek katlı, iki katlı, bahçeli evlerin olduğu gecekondular. Bu oran kentlerde hemen hemen yüzde 50’ydi. Bu gecekonduları nasıl dönüştürürüz imajı yerleştirilmeye başlandı, “Bunlar sağlıksız alanlar.” dendi. Bu arada kentler büyüdükçe, gecekondu alanları kentlerin içerisinde ve iyi yerlerde kalmaya başladı. Rant, ulaşılabilirlik artmaya başladı. Bu alanlara siyasiler hep seçim öncesinde hizmet götürmeye başladı.

İkinci süreç hangi dönem?

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

1980’li yıllarda, özellikle de 1984’te, buna da Özal dönemi, diyorum; bu dönemle birlikte “Bunlara tapu verelim, yasallaştıralım, bir de dört kat imar izni verelim.” dendi. Amaç da bu sağlıksız yapıları apartmanlaşmaya dönüştürerek kentleri modern hale getirmekti. Bir 15 yıl da bu yaşandı. Bu da ikinci dönüşüm süreciydi. 1999 depreminden sonra gördük ki, bu alanlarda risk var. Sadece yapı riski değil, yaşam riski de var. Dar sokaklar, yetersiz parklar gibi. Şimdi üçüncü dönüşüm süreci başlıyor. 6306 sayılı yasayla (Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun) birlikte, özellikle gecekondu alanlarından dönüştürülen yerler başta olmak üzere rantın yüksek olduğu yerlerde de yeni bir dönüşüm süreci var.

Bu üç sürecin ortak özellikleri neler?

Üç süreçte de toplumsal, sosyal ve ekonomik boyut yoktu, üç sürecin de gayrimenkul geliştirme piyasa koşullarında olduğunu bilmeliyiz. Böyle bir kentleşme tarihimiz var. Dünyanın hiçbir yerinde, üç kere yıkılıp yeniden kurulan bir kent ya da kentler yok. Biz hep yık-yap kültüründen geldiğimiz için, üçüncü dönüşüm sürecini böyle yaşıyoruz. Ama gerekçe hep güzel, “Bir önceki kötüydü, riskliydi, onu düzeltiyoruz.” İkinci dönüşüm sürecinde, ben üniversiteden yeni mezundum. Gerekçe yine aynıydı, “Buralar sağlıksız alanlar, bu insanlara yazık değil mi? Bunlara tapu vereceğiz, imar vereceğiz.” dediler. Yüzde 50’sini dönüştürdüler. Şimdi de bunlar riskli çıktı. Şimdi ödül veriyoruz, para veriyoruz, imar hakkı veriyoruz, bu bir ödüllendirme. Böyle bir çıkmaza girdik.

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

Şimdiki dönüşüm sürecinin bir farkı yok mu?

Şimdiki dönemin temel iki farkı var. Kentlerimiz kapasitesini doldurdu. Kentlerimizde dönüşüm ve gelişim olmadığı için, kentler sağa, sola, doğuya, batıya gelişerek artık kilometrelerce uzamaya başladı, Altyapı sorunu, hizmet götürme sorunu başladı. Akıllı büyümedi kentlerimiz. Kapasitesi dolmuş kentleri yıkıp yeniden nasıl yapacağız? Şimdi onun sancılarını yaşıyoruz. İkinci temel fark da, kamunun müteahhit, yapımcı ya da proje geliştirici olarak piyasada olması.

Kentsel dönüşüm şehri nasıl etkiliyor?

Bu tür büyük projelerde, dönüşümlerde iki şey etkileniyor. Kent bir travma yaşıyor. Eskiden bir parselde iki bina yıkılıp yeniden yapılıyor, orada travma yaşanmıyordu. Şimdi koskoca bir mahalle, bölge, örneğin Fikirtepe, Tarlabaşı, Sulukule ortadan kalkıyor, kent travma yaşıyor. Oraya farklı karakterde, yoğun ve yüksek yapılar inşa ediliyor, Tarlabaşı’nda olduğu gibi uyuşmazlık dokusu oluşuyor. Bir travma da insanlar yaşıyor. Kiracılar yaşıyor. Bunları önleyebilmek için, o bölgelerdeki insanlara anketler yapıyoruz, taleplerini, sorunlarını soruyoruz. “Proje gerçekleşirken gider misiniz?”, “Bitince geri döner misiniz?” diye soruyoruz. Projeler hazırlanırken, en azından bunların not edilmesi, dikkate alınması lazım. Bunun için de aynı çevre projelerindeki ÇED (çevre etki değerlendirmesi) raporları gibi bu çalışmalara başlamadan önce SED (sosyal etki değerlendirmesi) raporlarının hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz.

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

Dünyada kentsel dönüşüm örnekleri nasıl?

Avrupa bu süreçleri bizdeki kadar şiddetli olmasa da yaşamış. Dünyadaki örneklerine bakıldığında, aslında bunlar hep siyasi bakış açısıyla ilgili. İki örnek vereyim. İngiltere’de Thatcher döneminde, bugün finans merkezi olan Canary Wharf Projesi yapılmış. Thatcher kamunun arazilerini özel sektöre vermiş, oradaki işçi bloklarındaki insanları çıkarmış ve “Burası çok değerli bir yer.” demiştir.

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

Projeler, kamu ve özel sektör işbirliğiyle yapılmıştır… Ama bu proje, oradaki insanları dışarı çıkardığı için tepki aldı. Daha sonra Tony Blair iktidara geldiğinde, “Ben bunun tersini yapacağım, hiç kimseyi yerinden etmeyeceğim. Ben de şirketler kuracağım, kamuyla özel işbirliği olacak.” dedi. Thatcher bütün kiralık konutları özelleştirirken, Blair her kentsel dönüşüm projesinde yapılacak 100 metrekare ya da yüz adet konutun 17 tanesinin ya da 17 metrekaresinin kiralık konut olarak oradaki insanlara verilmesine karar verdi. Dünyadaki örnekler genelde gayrimenkul geliştirmeyle yapılan projelerdir. Oralarda bizdeki gibi çok fazla imar hakkı verilmez. Ben bu projelere örgütlenme, finansman, ortaklık, vizyon yönleriyle bakarım. Batı’da bu tür proje bazında dönüşüm konuşulmaz, akımlar konuşulur.

Ne tür akımlar var? 

Mesela 1990’lı yılların akımı, tüm Avrupa’da dönüşüm anlamında, kentsel rönesanstı. Avrupa’nın merkezleri 1970’li yıllardan itibaren boşalmaya başladı. Londra, New York gibi şehirlerin merkezleri çökünce, farklı sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Kent merkezlerini canlandırmak için bir hareket yaratmaya karar verdiler. Üst – orta gelir gruplarına teşvikler verdiler merkezde yaşamaları için. Kent altyapısı ve işletme maliyetleri artmaya başlayınca, “smart growth” denen akıllı büyüme stratejilerini geliştirdiler. Kentlerin nerelerde, nasıl yoğunlaşacağını mühendislik hesaplarıyla planladılar. Yeni yüzyıl kentleri diye bir akım başlattılar. 24 saat yaşayan kentler planladılar. Yeni yüzyıl; bilim, teknoloji yüzyılı. Bu adamlar dahi adamlar, burada çalışıp uzağa evlerine gitmezler; öyle bir ortam sağlayalım ki farklılıklarıyla farklı proje alanları yaratalım, kentler yaratalım, dediler. Tematik kentler bunlar; bilim kenti, teknoloji kenti, sağlık kenti, finans kenti gibi… Artık dönem, tematik kentler dönemi…

[ANADOLU AJANSI]

[ANADOLU AJANSI]

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan , Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)