SOMA MADENSİZ NE YAPAR?

Soruya cevap vermek zor. Soma ve çevresinde madensiz ne yapacağını, nasıl geçineceğini bilen yok. Türkiye’nin kömür ihtiyacının önemli bölümü buradan çıkıyor. Madencilik dededen toruna geçen bir meslek. Ege’nin bu bölgesinde kömür hem hayat hem ölüm demek.

Onur Burçak Belli

Yemyeşil tepelerin, verimli tarım arazilerinin arasından ağıtların, iniltilerin, çığlıkların yükseldiği cehenneme giriyoruz sanki. Güneşin kızgın sıcağı, toprağa çarpıyor, kadınların çığlıklarına karışıp sarıyor havayı. Senem Nene kaybettiği iki oğlundan, ikincisini veriyor toprağa. Cenazesi yanlışlıkla Balıkesir’e gittiği için kardeşiyle aynı gün gömülememiş. Küçük avluya yerleşmiş iki köy evinin boşluğunda, yerdeki renkli kilimlerin üzerinde, sundurmaya çıkan merdivenlerde, avludaki taşlarda, yemenilerini başlarının etrafına çatkı yapmış kadınlar oturuyor. Madenci anneleri, madenci eşleri, madenci kardeşleri, madenci çocukları…

Elmadere Köyü Soma’daki Eynez Maden İşletmesi’nde ölen 11 kişiye yas tutuyor.

IMG_5314

Elmadere, İzmir’in batısında, Kınık ilçesine bağlı bir köy. Kınık da kazada Soma kadar kayıp verdi. Hem ilçe merkezinde hem de köylerde dolaşırken adım başı taziye evine rastlıyoruz.

Senem Nene’nin taziye evinde Beyza Karaduman’la sohbet ediyoruz. “Benim eşim de madenci, oğlum da. Düşündükçe aklım gidiyor. Benim oğlum da olabilirdi.” diyor.

Taziye evinden ayrılıp, kazada ölen madenciler için yeni açılan mezarlığa doğru yola çıkıyoruz.

Yeşil tepelerin arasında açılan mezarlık alanında 61 yaşındaki Tahir Kılınç’ı tek başına mezarların başında buluyoruz. Kırlaşmış saçları güneşte parlıyor, buruşuk yüzü acıdan gerilmiş, öylece sabit bakıyor. Açık havaya rağmen “Yarın yağmur yağacak gibi. Tepeden su gelirse mezarların üstüne… Mezarlar taze ya. Bozulur diye korkuyorum. Kepçe çağırdım. Şu yukarıyı hendek gibi kazsın açsın da. Su mezarları taşımasın. Korusun çocukları.” diyor.

Bir evden beş cenaze

Tahir Kılınç çiftçi. Hiç çalışmamış madende. Çocuklarının çalışmasını da hiç istememiş. İki oğlundan biri İsviçre’ye gitmiş. Ama diğerini kurtaramamış madenden. Mezarlardan biri oğluna, ikisi damatlarına, ikisi yeğenlerine ait. Ölen oğlunun üç çocuğu var. Acısının üstüne bir de emekli maaşıyla onları nasıl geçindireceğinin sıkıntısı eklenmiş. “Torunlardan kız olan soruyor, ‘Babam nerede?’ Yüreğim pay vermiyor, kızım. Çocuklara bakmak için her yolu denemek bana düşüyor. Allah düşmanıma vermesin. Bu kader değil!” 

Soma Manisa’nın küçük bir ilçesi (yüz ölçümü: 826 km2). Soma ve çevresindeki ilçe ve köyler de zengin linyit kömürü kaynaklarına sahip. İlçede rüzgâr enerji santralleri de var. Türkiye’nin en yüksek kapasiteli yenilenebilir enerji rezervlerinden Soma Rüzgâr Enerjisi Santrali de burada.

Şu anda Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 25’i kömürden karşılanıyor.[1] Hedef bunu yüzde 40’lara çıkarmak.[2] Soma Türkiye’nin elektriğinin yüzde 5’ini  karşılıyor.[3]

Kömür, çıktığı günden beri bu bölgenin kaderini şekillendiriyor.

Soma ve çevresi kömür yatakları bakımından zengin. [EREN AYTUĞ]

Soma ve çevresi kömür yatakları bakımından zengin. [EREN AYTUĞ]

Soma’da kömürün keşfi 1863 yılına dayanıyor. Bölgede araştırmalar yapan Mersin Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. Şerife Yorulmaz, o dönemde ilk kez bulunan kömürün bölgede kullanılmak üzere bir yıllığına Somalı pamukçulara devredildiğini söylüyor.[4]

Soma’da bugünkü anlamda madencilikse 1914-1918 yılları arasında, Birinci Dünya Savaşı sırasında başlıyor, işletmeler bu dönemde kuruluyor. 1939 yılına gelindiğinde Soma Linyit İşletmesi Etibank Genel Müdürlüğü’ne geçerek devlete bağlanıyor. [5]

Madende çalışan yerli halktan hemen herkesin toprağı da var.

Buraya "Lambahane" deniyor. Işıklı baretlerin ışıklarının şarj edildiği yer. [EREN AYTUĞ]

Buraya “Lambahane” deniyor. Işıklı baretlerin ışıklarının şarj edildiği yer. [EREN AYTUĞ]

Bölge eskiden verimli topraklarına ekilen tütün ve pamukla bilinirmiş. Halk da eskiden çiftçilik ve hayvancılık yaparmış. Madenlerde ise özellikle göçle gelenler çalışırmış. Ama son iki nesildir, tarım ve hayvancılık gelirinin iyice azaldığından, zarar edip borçlandıklarından şikâyet ediyorlar. Herkes “Sigortalı, maaşlı iş” diyerek madenlerde çalışmayı tercih ediyor.

Soma Belediyesi’nin web sitesinde şu not dikkat çekiyor:Sulama tarımında Soma fazla gelişme göstermemiştir. Kömür havzaları nedeniyle tarım alanları fazla bulunmamaktadır.

105 bin nüfuslu ilçede erkek nüfus 53 bin. Bölgedeki maden ocaklarında çalışanların sayısıysa 15 bin civarında.

Soma’da hayat madenden ibaret. Meslek nesilden nesile geçiyor.

En az 80 haneli Elmadere Köyü’nde de her evde en az bir kişi madende çalışıyor. Erkekler küçük yaşta madene girip çalışmaya başladıklarında 39-40 yaşında emekli olabiliyorlar. Yeni başlayanlara aralarında 2. sınıf usta ya da çaylak diyorlar. 800-900 TL maaş alıyorlar. Sigorta girişleri yapılıyor. Kısa da olsa eğitim alıyorlar. En çok alan üç gün yerüstü eğitimi almış. İlk gün yerüstü eğitim var. İkinci gün işçileri indirip yeraltını gezdiriyorlar. Ama asıl işi yeraltında çalışarak öğreniyorlar.

Kıdemli madenciler 1. sınıf usta olarak adlandırılıyor. Onlar masraflar çıktıktan sonra net 50-55 TL yevmiye alıyor. Bir de şanslıysa madenci teknikeri olarak sınıflandırılanlar var. Maaşları çok fark etmese de işleri görece daha kolay.

Madenler 24 saat faaliyette. İşçiler gruplara bölünerek günde üç vardiya çalışıyor. 15 günde bir vardiya dönüyor. Her işçi, tüm vardiyalarda çalışıyor. İlk vardiya 24.00 – 08.00 arası. İşçiler bu vardiyaya ‘serseri’ diyor. Uykularını alamadan işe dönmek zorunda kaldıkları için en çok kaza bu vardiyada oluyormuş. İkinci vardiya 08.00 – 16.00, üçüncü ve son vardiya, ‘paşa’ vardiyası, 16.00 – 24.00 arası.

Cafer Çetin kazanın olduğu madende 19 yıl çalışmış. Maden özelleştirilmeden emekli olmuş. İşçiler arasındaki en keskin tartışmalarından biri de, madenin devlet tarafından işletildiği zamanla özelleştirildikten sonraki çalışma koşulları arasındaki fark.

Çetin “Bizim zamanımızda öncelik madencinin hayatıydı. Şimdi iş baskısı çok ağır. Şirket ‘önce kömür’ diye diretiyor. Ya canını riske atacaksın ya da işsiz kalacaksın.” diyor. Devlette güvenlik kontrollerinin çok sıkı olduğunu, kontrol mühendislerinin her gün madene inerek durum tespiti yaptıklarını anlatıyor.

Tarım artık geçim kaynağı değil ama Soma'da hemen herkesin küçük de olsa ekip biçtiği bir bahçesi var. [EREN AYTUĞ]

Tarım artık geçim kaynağı değil ama Soma’da hemen herkesin küçük de olsa ekip biçtiği bir bahçesi var. [EREN AYTUĞ]

Kısa süre önce Eynez Maden İşletmesi’nden emekli olan, emniyet çavuşu olarak 21 sene çalışmış Erdal Karaduman bölüyor sözü: “Ben kontrol şeflerine gidip ‘gaz seviyesi ya da sıcaklık çok yükseliyor’ dediğimde, ‘elleşme bırak, çalışsın işçiler’ dediklerini biliyorum.”

32 yaşındaki Mesut Yılmaz madendeki yaşam koşullarını anlatmak gerek diye araya giriyor.  Madenciliğe devlette başlamış. “Eskiden soyunma odalarında dolaplarımız vardı. Bunlar dolapları bile kaldırdı. Soyunma odaları kömür tozu dolu. Yerler balçık çamur. Tavanlardan akan su her şeyi ıslatıyor. Eşyalarımızı sepete tepiyoruz, iple tavana asıyoruz. Islak bırakıp, ıslak giyiyoruz. Çizmeni çıkarıyorsun, duşlara giriyorsun. Geliyorsun, kömür çamuruna basıp yine giyiyorsun. Eeee, ne oldu? Yıkandık, temizlenebildik mi?”

Madencilerin soyunma odası. [EREN AYTUĞ]

Madencilerin soyunma odası. [EREN AYTUĞ]

İşçiler tuvalet ihtiyacını genelde yeraltına inmeden karşılıyor. Zira tuvalete gitmek için yerüstüne çıkmaları gerek. O da 2500 metreyi geri yürümek demek.

Erdal Karaduman alıyor sözü. “Madencinin yemeği dört-beş zeytin, iki dilim salçalı ekmek. Evden getirmedin mi, aç kalırsın. Bazen yarım metre yükseklikte yerlerden emekleyerek geçerken, torbayı köpek gibi ağzımızda taşıyoruz, yemeğimiz kirlenmesin diye.”

19 yaşındaki İsmail Karaduman dokuz aylık madenci. Soma Meslek Yüksekokulu’nda maden teknikerliği okuyor, bir yandan da çalışıyor. Babası madenci olmasını istememiş. “Seçeneğim yoktu ki.” diyor. Başka yere gitmeyi hiç düşünmemiş. “Dokuz aydır ilk defa bin 300 lira maaş aldım. Bugüne kadar 800-900’dü. İleride gerçekten tekniker olurum belki.”

“İçeriden arkadaşlarının cesetlerini çıkardın. Hâlâ dönmeyi düşünebiliyor musun?” diyorum. Cevap aynı: “Dönmeyip ne yapayım?”

Soma’nın acı ve huzursuzlukla kaynayan merkezinden uzaklaşınca küçük bostanlar ve yeni ekilmiş tarlaların arasında, gecekondu tipi evlerin olduğu mahalleler karşılıyor bizi.

İstasyon Mahallesi’nde, dört yıllık madenci 27 yaşındaki Hüseyin Kenar’la konuşuyoruz.

İş arkadaşlarını kurtarmak için günlerce uykusuz çalışmış. Günlerdir ilk defa evinde.

Babasının benzincide pompacılık bile yaptığını, iş yerinin sigorta primlerini yatırmadığını, tarımla geçinmenin de hem zor hem de güvencesiz olduğunu anlatıyor. Soma’ya göç edip madende çalışmasının nedeni de bu: “Babam emekli olamadı. Benim maaş belli. Allah korusun. Sigorta, emeklilik olmadan babama, aileme nasıl güvence sağlarım?”

Kenar’ın beraber çalıştığı madenciler da katılıyor sohbete. Adının yazılmasını istemeyen gençlerden biri “Saat 7-8 işe gidiyorsun, 10-11’e kadar çalıştırıyorlar. Gençler 17-18 yaşına geldi mi geçim derdinde. Ama gezmek, eğlenmek de istiyorsun.” diyor.

Abdullah Eroğlu alıyor sözü. “Devlet zamanında işten çıkar ailemle vakit geçirirdim. Şimdi kafamı yastığa koymanın hayalini kuruyorum. Madenci adam iş dışında ne yapacak. Çok zaman hafta tatillerinde bile çalışıyoruz.”

Faciadan sonra sendikaya öfke büyüktü. İşçiler "Bir pankart astılar, başka da bir şey yapmadılar." diyor. [EREN AYTUĞ]

Faciadan sonra sendikaya öfke büyüktü. İşçiler “Bir pankart astılar, başka da bir şey yapmadılar.” diyor. [EREN AYTUĞ]

Peki, maden gitsin mi? Cevap net: “Herkesin kredi borcu var. Ben daha düğün borcumu anca çıkardım. Yeni araba aldım. E de ki maden kapandı ya da şimdi maden çalışmıyor. Gelecek ay ben maaş alamazsam nasıl ödeyeceğim bu borcu? Herkes aynı durumda.”

Burada maden ekmek kapısı, kimse kapanmasını istemiyor, istenen koşulların iyileşmesi.

Fotoğraftaki herkes maden işçisi. Babaları hatta dedeleri de madenciymiş. [EREN AYTUĞ]

Fotoğraftaki herkes maden işçisi. Babaları hatta dedeleri de madenciymiş. [EREN AYTUĞ]

Ölümün ortasında sessiz düğün

Halk arasında ‘Ege çukuru’ denilen, Soma Maden İşletmeleri’nin de bulunduğu tepenin doğu eteğinden başlayarak uzanan bölgeyi kucağında tutan ovanın en koyu yeşiline en parlak kahverengisine sahip Kırkağaç’tayız.

Tek caddeden ibaret çarşıda önümüzden gelin arabası geçiyor. Hayatın sessizce normale dönmeye başladığını anlıyoruz. İleride düğün kalabalığını görüyoruz. Düğün sahibi mahcup, “Tarih önceden belirlenmese, İstanbul’dan misafirlerim gelmiş olmasa yapmazdım. Zaten eğlence yok. Mevlit okutuyoruz. Sessiz, sedasız evleniyor kızım.”

Tepeye doğru mahalle aralarından yürüyoruz. Bahçe kapıları kapalı, üzerinde bayrak asılı bir sürü eve rastlıyoruz. Yolda selamlaştığımız genç bir kadın “Gazeteci misiniz? Gördünüz mü, bayrak olan evleri. Hep öldü gencecik adamlar.” diyor.

Uzaktan cılız, neşesiz bir davul sesi duyuluyor. Bir Roman mahallesine varıyoruz. Daracık sokakta plastik sandalyeler evlerin dibindeki kısa gölgelere dizilmiş. Kapısı açık evden yemekler geliyor. Birazdan org da gelecekmiş. Düğün sahibi gazetecilerin geldiğini duymuş, hemen karşılıyor bizi. “Yeğenlerim yetim. Sünnet ettirmek gerekiyordu. Geçen hafta yapacaktık. Ama canımız yandı. Gittim izin aldım. Yapın dediler. Öyle vallahi.”

Kırkağaç’ta üç büyük Roman mahallesi var. 10-15 sene öncesine kadar ‘ova işi’ dedikleri tarım işçiliğine gidiyorlarmış. Tütün, domates, pamuk, en son da zeytin işi olurmuş. Bingül Tanışıcı eski zamanlarda ova işinden dönenlerin aldıkları parayla evlenip, düğün yapabildiklerini hatta yıldan yıla kendilerine ev yaptırabildiklerini anlatıyor

19 yaşındaki Hasan Hüseyin Şaylık Kırkağaç Meslek Lisesi’nde kaynakçılık bölümünde. “Ailem beni okutmak için çok zorlanıyor. Üniversiteye gideceğim desem, onları daha da zor durumda bırakacağım. Olmuyor işte. Yazın okul da bitince mecbur gideceğim madene.”

Bostanların arasından bir katır arabası beliriyor. Ceylan isimli katırın iplerinin kontrolünde beyazlamış sakalı, güneşten korunmak için sardığı poşusuyla 66 yaşındaki Hasan Kara var.

Hasan Kara bölgenin en eski madencilerinden. “Eskiden burada iki maden vardı.” diyerek başlıyor anlatmaya. “Nadir Bey madenine 1969’da girdim… Emniyetçiler her gün madenci inmeden yeraltına iner, kontrol ederdi.” diye sitayişle anıyor.

İki sene çalıştıktan sonra şirket Hasan Kara’yı Almanya’ya Heysen Madeni’nde çalışmaya göndermiş. Beş buçuk sene iki ayrı madende çalışmış. “Gider gitmez önce yer üstünde bir ay eğitim verdiler. Tek tek gösterdiler. Yeraltında devam etti eğitim. Üç ay Almanca kursuna yolladılar. Her vardiyada madenci inmeden emniyetçi mühendisler iner, gaza bakarlardı. Sonra bize inin, derlerdi. En az 30 yaşam odası vardı. Her çalışma alanının yakınında bir tane. Altı üstü taşlarla döşeli. İçerisinde bir ay yetecek kadar oksijen filtresi, yiyecek, su vardı.”

Roman mahallesinde bir sünnet düğünü. Fotoğrafta gelin gibi giyinmiş olan ev sahibi. Yeğenlerini sünnet ettiriyorlar. [EREN AYTUĞ]

Roman mahallesinde bir sünnet düğünü. Fotoğrafta gelin gibi giyinmiş olan ev sahibi. Yeğenlerini sünnet ettiriyorlar. [EREN AYTUĞ]

Hasan Kara öfkeli, ayrılırken, “Bunlar şimdi insan kıymeti bilmiyor artık. Varsa yoksa para. Kırkağaç kavunuyla bilinirdi. Şimdi sayelerinde afetiyle bilinecek.” diye söyleniyor. “Bari bundan ders çıkarsalar da kimsenin artık canı yanmasa.” derken dehliyor Ceylan’ı. Toprağın mis kokusu, dinlendiren renklerinin arasında aklımızda aynı düşüncelerle ayrı yönlere devam ediyoruz.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan , Android tabletlerden indirebilirsiniz.

 

 

[1] http://www.enerji.gov.tr/index.php?dil=tr&sf=webpages&b=komur&bn=511&hn=&nm=384&id=40692

 

[2]http://www.eud.org.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF71BE64510F6C8BC9010A7E0316D15F82

 

[3] http://www.seas.gov.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=17&Itemid=28

 

[4] http://www.maden.org.tr/resimler/ekler/7e87c2f4fc7f7c9_ek.pdf

 

[5] http://www.tki.gov.tr/dosyalar/YAZILI%20B%C4%B0LD%C4%B0R%C4%B0%20METN%C4%B0.pdf

 

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)