SUÇLU: HERKES!

Soma ve çevresinde hemen herkesin ağzından bu cümle dökülüyor. Devleti de, işvereni de, sendikayı da suçluyorlar.

Onur Burçak Belli
Gonca Şenay

Kazanın ardından günler geçmesine rağmen kendilerini arayıp soran, bilgi veren kimse olmadığını söyleyen kalabalık işçi grubu Soma Kaymakamlığı’nın önünde. Sayıları yüz civarında. Tepkileri Türkiye Maden İşçileri Sendikası (Maden-İş) başkanı ve yetkililerine.

Aslında işverene, hükümete herkese kızgınlar ama özellikle de sendikaya.

Sendikanın bugüne kadar her zaman ve her olayda şirketten yana tavır aldığını, haklarını savunmak için hiç girişimde bulunmadığını söylüyorlar.

Türkiye’de madencilik sektöründe ve taşocaklarında 190 bin 346 işçi çalışıyor. Bunların 38 bin 492'si yani yüzde 20’si sendikalı. [EREN AYTUĞ]

Türkiye’de madencilik sektöründe ve taşocaklarında 190 bin 346 işçi çalışıyor. Bunların 38 bin 492’si yani yüzde 20’si sendikalı. [EREN AYTUĞ]

Bu ve benzer tepkilerden sonra Maden- İş sendikası karıştı. Sendikanın Ege Bölgesi yöneticilerinden altı kişinin istifa haberi geldi önce ama sendika genel başkanı Nurettin Akçul, istifa açıklaması yapılmadan önce bu altı kişinin görevden alındığını ve disipline sevk edildiğini, bölgede seçimi yenilemeyi düşündüklerini açıkladı.

İşçilerin anlattıkları ise baki kaldı.

Protesto sırasında konuştuğumuz her işçi adını söyledikten sonra “Bugün, hepimizin soyadı madenci.” diyordu. Çoğu soyadını söylemek istemiyordu.

Yine soyadının madenci olduğunu söyleyen ve Atabacası Maden Ocağı’nda çalışan Tevrat isimli madenci öne atıldı. “Burada toplanmamızın iki nedeni var. Bir, bu sendikayı istemiyoruz. İki, çalıştığımız madenler eskiden devlet elindeki konumuna getirilene kadar biz hiçbirimiz madene inmeyi düşünmüyoruz.”

Madenlerin devlet işletmesinde olduğu zamanlarda madende çalışan bir emekli madenciye “Sen anlat abi devlet zamanlarını.” dediler.

Madenin Etibank işletmesinde olduğu dönemde çalışan emekli işçi sözü aldı: “Ölümler, riskler çok azdı. Şimdi öyle değil.”

Söz yine Tevrat’ta, “Durum böyleyken, sendika dün de bugün de hiçbir zaman yanımızda olmadı. Sendikayı da biz seçmedik. Onları seçenler şimdi içeride (tutuklanan Soma Maden İşletmesi yetkililerini kastediyor). Ama sendikacılar dışarıda. Onların da içeride olması gerek.”

İşçilerin “İçeride olması gerekirdi” dediği Maden-İş Genel Başkanı Nurettin Akçul’la da konuştuk. “Herkes suçlu. İşverenin suçu tedbir almamak. Devletin suçu denetlememek, yasa yapmamak.” dedi. Peki ya sendika? “Demek ki biz bu süreci iyi takip edememişiz. Biz günlük bilgiler alırız; temsilcilerimizden, çalışanlarımızdan bize günlük bilgi akışı gelir. Gelmediyse kendimizde de bir suç aramamız gerekir. Bilgi akışını sağlayamamışız son zamanlarda, bizim suçumuz da o.”

Faciadan sonra işçiler sendikayı yeniden sorgulamaya başladı. [EREN AYTUĞ]

Faciadan sonra işçiler sendikayı yeniden sorgulamaya başladı. [EREN AYTUĞ]

Akçul “Bizim işçilerimizin hepsi birer uzman gibidir, havalandırma zayıf, denilir, filanca yerde göçük olma ihtimali var, denilir.” diye söze devam etti. İşçilerden gelmesi olası uyarıları anlattı.

“Niye gelmedi size bu bilgiler?” diye sorduk. “Gelmemiş işte bilmiyorum.” dedi. “Korkmuş olabilir mi insanlar işlerini kaybetmekten? Sizin onları koruyamayacak olmanızdan?”:Sanmıyorum. Sendikasından korkmaz bu insanlar, sendikası ile her şeyi paylaşırlar. Kuşkulandıkları bir şey olsa bize aktarırlar. İşçimiz bize güvenir.”

Ama işçiler Akçul’un bahsettiği güven ilişkisinden hiç söz etmedi.

Konuştuğumuz işçilerin hemen hepsi, “Biz 301 canımızı kaybettik. Kaç gün geçti. Bizi arayan yok soran yok. Bu sendika nerede?” diyordu.

“Kaza önlenebilirdi”

“Kaza önlenebilirdi”

Soma ve civarında günlerce dolaştık, onlarca haneye uğradık, onlarca madenciyle konuştuk. Yine istisnasız hepsi “Bu kaza önlenebilirdi. Madenin yeraltı sıcaklığı ve gaz seviyeleri haftalardır, hatta aylardır çok yükseliyordu.” dedi.

Sendika ise bunlara “Haberimiz olsa müdahale ederdik.” cevabını verdi. Peki, yaşam odası yokmuş burada, niye işçilerin güvenliği için devreye girmediniz sorusunu sorduk. Cevap şöyle:Yaşam odası kanuni bir zorunluluk değilmiş. Bak, yukarıda bir işçi ne dedi, Ekmeğimi düşünüyorum.’ Ölenlere acıyor ama ekmeğini kaybetmekten de korkuyor arkadaşım. Ben onun hassasiyetleri ile hareket etmek zorundayım. Bilmem anladınız mı ama işinize gelmez.”

Faciadan yaklaşık bir hafta sonra, madenlerdeki dayıbaşlarının işçileri arayıp yeniden işbaşına çağırması üzerine işçiler Soma Kaymakamlığı önünde oturma eylemi yaptılar. Fotoğraftaki Tevrat, en öfkelilerden biriydi. [EREN AYTUĞ]

Faciadan yaklaşık bir hafta sonra, madenlerdeki dayıbaşlarının işçileri arayıp yeniden işbaşına çağırması üzerine işçiler Soma Kaymakamlığı önünde oturma eylemi yaptılar. Fotoğraftaki Tevrat, en öfkelilerden biriydi. [EREN AYTUĞ]

İşçilere tekrar tekrar sorduk. Sendikalı olmanın işçilere hiç mi katkısı yok? İşçiler koro halinde “Hiç yok!” cevabını verdi.

İşçiler sendika gelmeden önce şirketten daha fazla sosyal hak ve zam alabildiklerini de iddia ediyor. Söylediklerine göre, sendika bugüne kadar şirketle iki toplu sözleşme yapmış. Bu sözleşmelerle sendika maaş iyileştirme zammı adı altında en düşük maden işçisi maaşının aylık 900 TL’den 1150 TL civarına yükseltilmesini sağlamış.

Genel olarak ise işçilere zam artı enflasyon zammı sözü vermiş. Ancak işçiler daha önce asgari ücrete göre zam aldıklarını, sözleşmeden sonra ise bir defaya mahsus olarak yüzde 9,5 zam yapıldığını söylüyor.

Devam eden senelerde ise 6 ayda bir yüzde 2,5 oranında zam almışlar. Bunun eski zam oranlarıyla karşılaştırıldığında büyük bir kayıp olduğunu söylüyorlar.

Üstelik sendikalı olduklarında aylık ödemelerinde 100-150 TL arasında yemek parası adı altında fazladan bir ödeme yapılsa da bunun 40-50 TL civarında bir kısmı zaten sendika üyelik ücreti olarak maaşlarından kesiliyor.

Sendika temsilcilerinin ya da yetkililerinin şirketlerle yaptıkları toplu sözleşmeler öncesinde işçilerle ya da iş yeri temsilcileriyle görüşerek ihtiyaçlarını, durumlarını, sorunlarını sorup sormadıklarını anlamaya çalıştık.

Cevap yine aynı “Ne aradılar ne sordular.” Aralarından biri sendikaya sorunları anlatan kişilerin ve hatta sendikayla ilgili iş yeri temsilcilerine şikâyet eden madencilerin işten çıkarıldığını da iddia etti.

Madenci Mehmet’in de anlatacakları vardı: “Ya bırakın onu, şirket bize bir iş güvenliği sözleşmesi, kitapçık gibi bir şey imzalatıyor. Önüne koyuyor, imzala diyor. Okuyamıyoruz bile ne imzaladığımızı. Sen bir şeyi kurcalarsan o anda kelleni kopartıyorlar. Bütün haklarını ödüyorlar. O konuda bir sorun yok. Üzerine kırmızı kalemle de çiziyorlar. Bir daha iş bulamazsın. Sendikaya gidiyorsun. Bütün hakların ödenmiş. ‘Benim yapabileceğim bir şey yok’ diyor.”

Eynez Maden İşletmeleri’nde çalışan madenciler 2010’dan beri Türk-İş’e bağlı Maden-İş Sendikası üyesi. Maden-İş’in bölgedeki varlığı ise bundan çok daha eski.

Soma’da dördü Ege Linyit Kamu İşletmelerine, dördü Soma Kömür AŞ dahil özel sektöre ait olmak üzere halihazırda çalışan sekiz maden ocağı var. Bu ocaklarda Maden-İş’e üye 12 bin 199 işçi çalışıyor.

Ancak görünen o ki, özellikle Eynez işçilerinin sendika üyeliği pek de gönüllü olmamış.

Hemen her sohbette bir sendika konusu açılıyor. İşçilerin sendikaya üye olmaya zorlandıkları ve seçimlerde şirketin karar verdiği temsilcileri seçmekten başka şansları bırakılmadığı yolunda ağır iddiaları var.

Madencilere göre sendika işçinin değil, işverenin yanında. [EREN AYTUĞ]

Soyadını söylemekten çekinmeyen madenci Volkan Akın 2010’da sendikaya üye olmuş. “O zamanlarda şirket bize ‘Maden sahamız daraldı, yeni sahalar almamız lazım, sendikalı olalım ki yeni sahaların ihalesini almamız kolaylaşsın’ dedi. Biz de olduk… İşyeri müdürü bize isteyenin sendika temsilcisi olabileceğini, özgür olduğumuzu söylemişti. Biz de sendikaya ‘Ne zaman işveren sendikası değil de işçi sendikası olacaksınız?’ diye sorduğumuzda, hemen bizi işyeri müdürüne şikâyet etti. Listemizi çıkarmadık bile. Bir gün konuştuk, ertesi gün bomba patladı.” Akın önce uyarı almış sonra da işten çıkarılmış. Etraftaki tüm madenciler anlattıklarını doğruladı.

Volkan Akın, 2010’da üye olduğu sendikaya yaptığı bir eleştiri yüzünden işten çıkarıldığını iddia ediyor. [EREN AYTUĞ]

Volkan Akın, 2010’da üye olduğu sendikaya yaptığı bir eleştiri yüzünden işten çıkarıldığını iddia ediyor. [EREN AYTUĞ]

Muzaffer Yıldırım 52 yaşında. Aslında emekli olmasına rağmen çalışmaya devam ediyor. Daha önce kapanan Uyar Madencilik’te çalışıyormuş. Yıldırım o dönemde şirketin sendikalı olanları işten çıkarmakla tehdit ettiğini anlattı. “Üç sene önce bu Eynez’e girdim. Bunlar da sendikalı olmazsan çalışamazsın dedi. Ne zaman sendika şirketle anlaştı, sendikalı olacaksınız diye tutturdular. Bir de bu mevzuat, Avrupa Birliği falan, sendika olunca şirket yeni maden sahalarını daha kolay alıyor.”

İmbat Maden İşletmeleri’nde çalışan 13 yıllık madenci Yıldıray Yılmaz ise “Bizim şirkette yok öyle şey.” diye girdi söze. Yılmaz çalıştığı sürece sendikalı olma ihtiyacı hissetmemiş. “Ben yılda dört ton kömür, deterjan, sabun yardımı alıyorum. Bizde yemek parası yok. Ama onlardaki gibi değil. Prim, ek ücret maaşının üzerine eklenir. Benim maaşım 1700 lira. 300 prim yazsalar hemen 2000 oluyor. Sendikanın faydaları eskidendi. Şimdi sendikalı olsan ne, olmasan ne. Geçen senelerde bizim şirkette biri göçükte öldü. Biz çıktık yeraltından. Sendika geldi bizi yeraltına geri dönmeye ikna etmeye çalıştı. Bir gün bile iş bıraktırmadı.”

Yılmaz 1990’larda sendikanın bazı kazanımlar elde edebildiğini ama o zamanlarda sendikalı olanların şirketle sorun yaşadığını anlatıyor. İşçilerin hepsi katılıyor. Şirketin işçilere sendikayı dayatmasının Türkiye’nin AB yasalarına uyum sürecinde sendikalı şirketlerin ihalelerde avantaj kazanmasından kaynaklandığından, bundan başka fonksiyonu olmayacağından herkes çok emin.

 

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan , Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)