ZENGİN TOPRAKLAR

Burası Çaldağı. “Buraya adam ekseniz, adam çıkar.” diyor köylüler. Toprağın zenginliği bu kadarla kalmıyor. Dünyanın stratejik önemi büyük madenlerinden, milyonlarca ton nikel de burada. Çaldağı sakinleri maden çıkarılırken, doğanın ağır hasar görmesinden korkuyor.

Nevin Sungur

Manisa Turgutlu’ya 12 kilometre uzaklıktaki Çaldağı’nın zirvesi, Aysekizi Tepesi… Gediz Nehri’nin sularıyla hayat verdiği yemyeşil bir ova göz alabildiğine uzanıyor.

1035 metre rakımlı Çaldağı bu verimli toprakların ortasında yükselen bir ada gibi. Buraya çıktığınızda neredeyse kuşlarla aynı seviyeden görüyorsunuz yeryüzünü. Dama tahtası gibi karelere bölünmüş aşağıdaki arazi, her bir karede başka bir tür meyve ya da sebze yetişiyor. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bereketli bir coğrafya burası. Bugün de yüzbinlerce insanın yaşam ve geçim kaynağı.

Burası, Çaldağı’nda nikel bulunan alan. Nikel arayan maden şirketi 6-7 yıldır burada pilot uygulama yapıyor. Döne döne inen yollar, kamyonların en dibe kadar inebilmesi için. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Burası, Çaldağı’nda nikel bulunan alan. Nikel arayan maden şirketi 6-7 yıldır burada pilot uygulama yapıyor. Döne döne inen yollar, kamyonların en dibe kadar inebilmesi için. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

“Dedelerimiz buraların bolluğunu anlatmak için ‘Bu topraklara adam ekseniz adam bile çıkar.’ dermiş. Doğru söylemişler, cennet de böyle bir yer olsa gerek.” diyor Mehmet Orhan. Çaldağı’nın hemen eteklerinde yer alan Çampınar köyünde yaşıyor, 44 yaşında, iki çocuk babası. Doğduğu günden bu yana çiftçilik yapıyor, hayatını Gediz bereketinin sunduğu meyve ve sebzelerden kazanıyor.

Babadan oğula, anadan kıza geçen bu toprak döngüsü bir süredir tehdit altında. Mehmet Orhan Cennetin ortasına cehennemi inşa edecekler.” diyor sıkıntıyla ve devam ediyor: “Hangi hakla bunu yapıyorlar, vicdanları nasıl rahat ediyor anlamıyorum.”

Mehmet Bey’in vicdana sığdıramadığı, bölge halkının ise akla ve mantığa aykırı dediği gelişme 10 yıl önce, 2004’te ilk kez gündeme gelmiş. Yüzde 98’i İngilizlere ait Bosphorus şirketi, Çaldağı’ndaki milyonlarca tonluk nikel yatağının işlenmesi için harekete geçmiş. 

“Buradaki bütün köylüleri toplantıya çağırdılar bir gün. Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) bilgilendirme toplantısı gibi bir şey dediler. Ellerinde dosyalarla gelmişler, bizlere bir şeyler anlatıyorlar ama biz hiçbir şeyin farkında değiliz.” diye anlatıyor Mehmet Orhan madencilerle ilk karşılaşmalarını: “Maden olacağını duymuştuk ama nerede, nasıl çıkarılacak aramızda kimsenin bilgisi yok. Daha sonra içlerinden birisi “Şu gördüğün alan komple gidecek” dedi. Bir baktım ellerindeki raporlara sadece işletme alanı için 2 bin 400 dönüm arazi istiyorlar, ormanın en mükemmel yeri. O zaman anladım işin ne kadar büyük olduğunu.”

Bölgedekilerin en büyük endişesi, kesilen ağaçlar. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Bölgedekilerin en büyük endişesi, kesilen ağaçlar. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Şirketin hazırlattığı ÇED raporunda Çaldağı’ndaki rezerv, Türkiye’de ekonomik olarak nitelendirilebilecek en büyük ve en önemli nikel yatağı olarak tanımlanıyor. 29.7 milyon ton olarak hesaplanan nikel rezerv içerisinde 300 bin ton üretilebilir nikel metali bulunduğu belirtiliyor ve madenin ömrü de 15 yıl olarak öngörülüyor.

Başta çelik üretimi olmak üzere teknolojinin birçok alanında kullanılan nikel madeni alternatifi olmayan stratejik bir hammadde.

Çaldağı’nda bulunan madenin toplam ekonomik değeri yine ÇED raporundaki rakamlara göre, 2 milyar dolar. Devlete ödenecek vergi toplamı ise yaklaşık 163 milyon dolar.

“Kâğıt üstünde görünce oldukça verimli ve kazançlı bir proje diye düşünebilir ama durum o kadar da basit değil.” diyor İTÜ Metalürji ve Malzeme Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Duman. 2006 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan ‘ÇED olumlu’ raporu alan bu projede, nikel cevherini işlemekte kullanılacak sülfürik asiti üreten bir tesis de yer alıyor.

Bölgede korkunun kaynağı bu tesis.

Duman, sadece cevherin toprak altından çıkarılması değil, nikel madeninin kimyasal yöntemlerle elde edileceği tesislerin de Çaldağı’nda kurulacağı düşünüldüğünde bu kârlı tablonun daha çok bir kâbus senaryosuna dönüşeceğini söylüyor: “15 yıl sonra bölge halkına ve tabii ülkemize içinden 16 milyon ton sülfürik asit geçirilmiş 38 milyon ton maden atığı, birinci derece tarım arazilerinin ortasına kurulmuş bir sülfürik asit fabrikası ve bu fabrikanın çevre kirliliği oluşturması sonucu kullanılamaz hale gelmiş yüzbinlerce dönüm tarım arazisi kalacaktır.”

Dağın zirvesine çok yakın bu noktada, yapılan pilot çalışmanın ardından yağmur ve yer altı sularıyla bir su birikintisi olmuş. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Dağın zirvesine çok yakın bu noktada, yapılan pilot çalışmanın ardından yağmur ve yer altı sularıyla bir su birikintisi olmuş. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Bir diğer endişe bölgedeki yer altı sularıyla ilgili. ÇED raporunda maden şirketinin yıllık su tüketimi 5 milyon ton olarak belirtiliyor. Turgutlu Ticaret Borsası Başkanı Yılmaz Orcan bu rakamın, 380 bin dönüm tarım arazisinin bir yıllık su ihtiyacına eşit olduğunu söylüyor. Ona göre Gediz Nehri’nin debisi bu kadar yüksek olmadığı için yeraltı sularını da kullanmak zorunda kalacaklar. “15 yıl boyunca yılda 5 milyon ton su tüketilmesi, yeraltı sularının da kaybedileceği anlamına gelir.” tespitini yapıyor.

Turgutlu Belediye’sinin isteği üzerine Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanan “Çaldağ Nikel Madenciliği ve Tarımsal Üretim ile Çevreye Etkileri” başlıklı raporda da aynı konuya dikkat çekiliyor. Rapora göre, Bölgede büyük miktarda sulama suyu gereksinimi duyulan meyve, sebze ve hayvancılık tarımının yaygın olması nedeniyle Gediz Nehri’nden veya kuyulardan bu kadar büyük miktarlarda su çekilmesi, tarımsal üretimin önemli düzeyde kuraklık riski altına girmesine neden olabilir.

“Bu da Gediz Havzası’nda yapılan tarımın sonu demek.” diyor Yılmaz Orcan. “Hâlbuki bu havzanın ekonomik değeri maden getirisinden çok daha fazla.”

Pamuk, zeytin, mısır ve her türlü meyve sebzenin yanı sıra Gediz Havzası’nda yetişen en önemli tarım ürünü çekirdeksiz Sultaniye üzümü. Dünya üretiminde ABD’den sonra ikinci ülke olan Türkiye, ihracatta ise birinci sırada.

Tarım, bölgenin en önemli geçim kaynaklarından. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Tarım, bölgenin en önemli geçim kaynaklarından. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Turgutlu Ticaret Odası verilerine göre, sadece 2013 – 2014 sezonunda bölgeden ihraç edilen üzüm miktarı 120 bin ton, bunun da ekonomik değeri yaklaşık 313 milyon dolar.

Ticaret Borsası verilerine göre, ovada yetişen diğer ürünlerin getirisi de hesaba katıldığında, Turgutlu’nun 15 yıllık tarım üretiminin ekonomik değeri 6 milyar doların üzerinde hesaplanıyor. Bu da uzun vadede madenin sağlayacağı ekonomik gelirden üç kat daha fazla.

Bu kez dağın başka bir noktasında, Sakartepe mevkiindeyiz. Büyükçe bir kemer gibi dağın eteklerine yayılmış boş bir arazi çarpıyor gözümüze. TEMA Vakfı Turgutlu Temsilcisi Ayla Yönet, 2012’de burada ağaç kesimleri olduğunu anlatıyor: “Maden şirketi, işletme alanlarını kurmak için 40 yıl önce heyelana karşı dikilen ağaçların olduğu bu bölgeyi seçmişti. 2009 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan Orman Tahsis iznini aldılar ama biz dava açarak bu izni iptal ettirdik. Yeni izin almayı başardılar ve bununla 2 bin 400 dönümlük bir alanda, bir sene içinde 300 bine yakın ağaç kestiler. Üstelik daha sonra cevherin işlenmesinde yöntem değişikliği yaptıkları için bu kadar büyük bir alana ihtiyaçları kalmadığı ortaya çıktı. Sonuçta ağaçların üçte ikisi boşuna kesilmiş oldu. Şimdi bu zarara maddi değer biçebilir misiniz ?”

Nikelin stratejik ve ekonomik önemi, onun için bir şey ifade etmiyor. Onun derdi, bütün hayatının geçtiği köyünün, bahçesinin bozulmaması. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Nikelin stratejik ve ekonomik önemi, onun için bir şey ifade etmiyor. Onun derdi, bütün hayatının geçtiği köyünün, bahçesinin bozulmaması. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Orman Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanan rapordaysa, ağaç kesimlerinin bu kadarla da kalmayacağı belirtiliyor. Rapora göre, tesisin işletmeye açılmasıyla birlikte doğrudan kesilecek veya sürülüp toprağa gömülecek ağaç sayısı bir milyondan fazla olacak, hatta zamana yayılan ekolojik etkilerle bu sayı çok daha fazla artacak.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise bu konuda sessiz.

Bu kadar büyük ağaç kesimlerinin yapılmasını öngören bu projenin hangi kriterlere dayanarak ÇED raporu aldığına dair sorduğumuz sorulara herhangi bir yanıt alamadık.

Madenin yarattığı ve yaratacağı, maddi ve manevi tahribata dair maden şirketi yetkilileri tarafından yanıtlanmayı bekleyen birçok soru var Sami Atlı’ ya göre. Bölgede tarım arazileri olan Sami Bey’i en fazla rahatsız eden ise herhangi bir zarar anında bunun nasıl tazmin edileceğinin bilinmemesi: “Maden şirketine olası zararlar olarak neleri öngördüklerini ve bu durumlar için nasıl bir teminat vereceklerini soruyoruz ‘Herhangi bir zarar vermeyeceğiz’ diyorlar, geçiştiriyorlar.” Şimdiye kadar hiç bir devlet yetkilisi de olaya müdahale etmemiş, endişelerini giderecek bir adım atılmamış.

Cevapsız sorular, olası dehşet senaryoları ve Ankara’nın ilgisizliği, bölgede yaşayan halkı harekete geçirmiş ve Turgutlu’da aktif bir çevre mücadelesi başlatılmış.

2009’da kurulan Turgutlu Çevre Platformu TURÇEP, bugüne dek nikel madenciliğinin çevreye etkileri üzerine onlarca bilimsel rapor hazırlatmış, sayısız halkı bilgilendirme toplantısı yapmış, imza kampanyaları düzenlemiş.

TURÇEP Yetkilisi Lütfü Bıkmaz, mücadele stratejilerini bu bilimsel raporlara göre sürdürdüklerini belirtiyor: “Bu süreçte yer alan herkes o kadar çok okudu ve araştırdı ki neredeyse hepimiz bilim adamları kadar bilgilendik. Elbette kolay olmadı ama bütün bu çabalarımız sonucu maden şirketinin çalışmalarını tamamen durduramasak da yavaşlatmayı başardık.”

Nikel aramak için yapılan çalışmalarda çıkarılan topraklar gelişigüzel yığılıyor. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Nikel aramak için yapılan çalışmalarda çıkarılan topraklar gelişigüzel yığılıyor. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Gerçekten de 2010’da seri üretime geçmeyi planlayan maden şirketi dört yıl içinde sadece pilot uygulama çalışmalarına başlayabilmiş. Küçük ölçekli bu pilot uygulamaların bile çevreye etkisi, kesilen binlerce ağaç, açılan derin çukurlar ve devasa toprak yığınları olunca kaygılar ve tepkiler de giderek artmış.

Bu süreç içinde ismini Bosphorus’tan Sardes’e değiştiren şirketin karşılaştığı bu beklenmedik direnç, uluslararası bankalardan kredi almasına da engel olmuş. Projenin finansmanı tehlikeye girince İngilizler 2011’de Çaldağı projesini askıya aldıklarını ilan ederek şirketi devretmiş. Aynı yıl Sardes’in işletme hakkını devralan üç Türk ortaklı Çaldağ Nikel A.Ş., şu anda operasyonun tek sahibi olarak görünüyor.

Çaldağı’nda yaşayanlar  “İster istemez çevreci olduk.” diyor. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Çaldağı’nda yaşayanlar “İster istemez çevreci olduk” diyor. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

Görüşme talebinde bulunduğumuz Çaldağ Nikel A.Ş. yetkilileri röportaj yapmayı kabul etmeyerek sorularımızı kısa bir metinle cevaplamayı tercih etti. Özellikle çevreye verilecek hasar konusunda sorduğumuz sorulara da cevap vermeyen şirket, gelen bütün tepkilere rağmen nihai ürüne (kastedilen çıkarılan ürünün aynı yerde işlenmesi) yönelik çalışma yapılması konusunda ısrarlı. Şirketin tarafımıza ilettiği kısa bilgi notuna göre de ancak bu sayede cevherden azami değeri yaratmak mümkün olacak: “Çaldağ Projesi entegre bir proje niteliğindedir ve çıkarılan cevheri katma değeri yüksek bir ürüne dönüştürmek üzere projelendirilmiştir.” Sonuçta yeraltından çıkarılacak cevherin yine aynı bölgede işlenerek nikel madenine dönüştürülmesi maliyetleri oldukça azaltıyor elbette bu nedenle de tüm operasyonun aynı yerde yapılması, devlet aksi bir yaptırım uygulamazsa, Çaldağ A.Ş. açısından vazgeçilmez bir seçenek.

Hammaddede dışa bağımlılığın azalması anlamında önemli bir yatırım olarak gördükleri bu projede uygulanacak yöntemlerin de tüm dünyada ve Türkiye’de uzun yıllardır yaygın bir şekilde ve güvenli olarak kullanıldığını söylüyorlar.

Yine de yeni dönemde yeniden bir değerlendirme süreci başlatarak projede bazı değişiklikler yapmaya karar vermişler.

2013’te “Proje Değişikliği ve Ek Üniteler Projesi” başlığı ile yeni bir ÇED başvuru dosyası hazırlanarak, Çevre ve Orman Bakanlığı’na başvurulmuş.

TURÇEP’ten Lütfü Bıkmaz’a göre ise bu sadece taktiksel bir hareket: “Mevcut rapor üzerinde bazı rötuşlar yapacaklar ama özünde her şey aynı kalacak. Yani sonuçta yine bu topraklarda sülfürik asit üretilmesi ve depolanması öngörülüyor. Bu da kabul edilemez bir şey.” Platform, bu yeni ÇED sürecine de itirazını iletip, projenin iptalini istemiş. Şimdi Ankara’dan gelecek cevabı bekliyorlar.

Aslında TURÇEP ve burada yaşayan halkın temel talebi, madenin çıkarılmaması ya da maden şirketinin bütün operasyona son verip, Turgutlu’dan ayrılması değil. TEMA Vakfı Turgutlu Temsilcisi Ayla Yönet, “Elbette ki ülkemizin yeraltı zenginliklerinin değerlendirilmesi gerek ancak bunun da akılcı yollarla yapılmasını talep ediyoruz. Burada nikeli çıkarsınlar ama gidip başka yerde işlesinler. Türkiye’nin en verimli ovalarından birinde sülfürik asit fabrikası kurulmasını ne akıl ne de bilimle açıklayabilirsiniz.” diyor.

Çaldağı’nın zirvesinden aşağıya, ovaya doğru iniyoruz. Hemen her virajın ardından maden şirketinin bugüne dek yaptığı çalışmaların izleri çıkıyor karşımıza. Cevher çıkarmak için açılmış devasa çukurlar; kesilen yüzbinlerce ağaçtan geriye kalan çorak topraklar; tepelerin tıraşlanması sonucu oluşan büyük toprak yığınları buradaki bereketli coğrafyayı değiştiriyor, yok ediyor. Çaldağı bir an önce aklın ve bilimin ışığında verilmiş, kendisini kurtaracak kararı bekliyor.

 

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)