“HAK YOK, İŞ ÇOK!”

Taşeron sistemini işçiler bu iki cümleyle özetliyor. Herkesten çok çalışıp, herkesten az kazanmaktan şikâyetçiler. “Kıdem yok tatil yok, neden?” diye soruyorlar. Hükümetin konuyla ilgili yeni tasarısı mecliste. Yetersiz bulan da var, milat olacak diyen de.

Onur Burçak Belli

Ankara’da cehennem sıcağı, çöl kurusu bir hava. Hacettepe Tıp Fakültesi’nin arkasında, birkaç sene öncesine kadar virane görünümündeki Hamamönü sessiz sedasız iftara hazırlanıyor. Hamamönü yenileme çalışmalarının ardından şimdi uğrak mekânlardan. İftar kalabalığını bekleyen Mehmet Akif Ersoy Parkı’nda, Hacettepe Hastanesi’nde çalışan üç taşeron işçisi Sabır Şahin, Dilek Gül ve Murat Özer ile buluşuyoruz. Bir pastanede oturuyoruz.

Maaş gününe daha on gün var. Eller çantaların içinde cüzdanları arıyor. İçi kâğıt ve kimliklerle dolu, şişkin, eskimiş, siyah cüzdanın yanındaki fermuarlı bozuk para cebinden buruşuk bir kâğıt beş lira, biraz daha aranınca da iki lira çıkıyor. Diğer cüzdandan da iç içe katlanmış bir 15 lira. Mahcup gülüşmeler.

IMG_2543

Murat Özer 12 senedir Hacettepe Hastanesi’nde taşeron işçi. Garsonluk yapıyor. [EREN AYTUĞ]

Özer, arkadaşlarının cüzdanındaki parayı görünce, “Benim biraz fazla. Hanım ailesinin yanındaydı. Eve para bırakmadım.” diye açıklama ihtiyacı duyuyor.

‘Hiç fiyatını sormadan bir kilo domates aldınız mı ya da etiketine bakmadan alışveriş yaptınız mı?’ Son bir aydır sayısız işçi ile yaptığımız görüşmelerde soru hiç olumlu yanıtlanmadı. “Hayır”, “Hiç” ya da şaşkın bir “Yoookk!”

“Ama fiyatından dolayı almadan bıraktığımız çok oldu.” En sık verilen yanıt. “Bir yerden kısacaksın. En çok da kendinden.” Bu, asgari ücretle çalışan taşeron işçilerin geçim felsefesi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2012 verilerine göre, kamuda 585 bin 788 ve özel sektörde 419 bin 466 taşeron işçi çalışıyor. Taşeron işçiliğin en yaygın olduğu sektörler temizlik ve inşaat.[1]

Ancak Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) ile Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DİSK) tarafından kısa süre önce yayımlanan raporlara göreyse Türkiye’de en az 1,5 milyon işçi, taşeron tabir edilen tedarikçi alt işveren şirketler bünyesinde çalışıyor.

Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Öz, kamuda ve özelde maliyetleri düşürmek için akla ilk işçilik maliyetlerini azaltmanın geldiğini, bunun da taşeronlaşmanın motivasyonu olduğunu anlatıyor. “Devlette işçi istihdamına yol açmak yerine adeta işçi kadroları kısıtlandı.” diyor.

Öz, işçilik maliyetlerini düşürmek için toplu sözleşme, iş güvencesi gibi hakları teminat dışına çıkarmak amacıyla taşeron işçiliğin teşvik edildiğini düşünüyor.

13 Mayıs’ta 301 kişinin öldüğü Soma’daki maden kazasının ardından Çalışma Bakanlığı 30 Mayıs’ta ‘taşeron uygulaması’ düzenlemelerinin yer aldığı kanun tasarısı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçti. Tasarıya son hali, DİSK, Türk-İş ve Hak-İş sendika konfederasyonları başkanları ile görüşülüp, itirazları dinlendikten sonra verildi.

Murat Özer’in beş yaşındaki oğlu Meriç Yağız’a, akraba evliliğinden kaynaklandığı söylenen bir kemik hastalığı teşhisi konmuş. Meriç en fazla üç yaşında görünüyor. İyi beslenmesi gerek ama evde çoğu zaman makarna ve patates pişebiliyor. [EREN AYTUĞ]

Murat Özer’in beş yaşındaki oğlu Meriç Yağız’a, akraba evliliğinden kaynaklandığı söylenen bir kemik hastalığı teşhisi konmuş. Meriç en fazla üç yaşında görünüyor. İyi beslenmesi gerek ama evde çoğu zaman makarna ve patates pişebiliyor. [EREN AYTUĞ]

Hüseyin Öz, var olan İş Kanunu’nun zaten Türkiye’deki tüm işçilerin mevzu bahis haklarını tespit ettiğini ve koruduğunu, esas sorunun uygulamada olduğunu söylüyor. “Özellikle belediyeler, kamu sağlık kurumları, bakanlıklar, alt işverenden hizmet alımlarını kamu kurumlarınca belirlenen özel hükümler çerçevesinde gerçekleştirilebiliyor. Böylece Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamındaki hizmet alımlarında işin kendisi de taşeron şirketlere verilebiliyor.”

Hüseyin Öz, 2007’de çıkan norm kadro (Kamu kurumlarının kadrolu çalıştırdığı işçi ve memur.) yönetmeliğinin tüm kamu kuruluşlarında taşeron şirketlerden ihale usulü ile hizmet alımı yapılmasını kaçınılmaz kıldığını belirtiyor.

Sabır Şahin Hacettepe Hastanesi’nde temizlik görevlisi olarak çalışıyor. 11 yıldır aynı yerde taşeron işçi. [EREN AYTUĞ]

Sabır Şahin Hacettepe Hastanesi’nde temizlik görevlisi olarak çalışıyor. 11 yıldır aynı yerde taşeron işçi. [EREN AYTUĞ]

Öz, “Norm kadro yönetmeliğinin ardından kamu kurumlarında gerekli kadrolu personeli istihdam etmek neredeyse imkânsız hale geldi” diyor ve devam ediyor: “Ancak maalesef yasada 1936’dan beri bulunan taşeron sistemi Türkiye’nin gerçeği haline gelmiş durumda… Bu sistemin tamamen kaldırılmasını talep etmek gerçekçi değil. Biz en azından uygulamadaki eşitsizlik ve haksızlıkları ortadan kaldırma çabası içerisindeyiz.”

Öz, komisyonun onayladığı tasarıyı olumlu bir adım olarak algıladıklarını ve en azından özellikle itiraz edilen bazı noktalarda fikir birliği sağlanmasına yönelik adımlar atıldığını, kadrolu ile taşeron çalışanları arasındaki eşitsizliklerin elimine edilebileceğini düşünüyor. “Bizce bu tasarı bu hedefe yönelik bir kilometre taşı olabilir.”

Tasarının yeniden gözden geçirilmesi sürecinde meclisteki komisyon çalışmalarına katılan DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu aynı fikirde değil. Taşeron sisteminin düzenlemelerle bile çok sorunlu olduğunu söylüyor.

Çerkezoğlu, “Taşeron sistemini kaldırmaya yönelik düzenleme yok. Taşeronun tamamen kaldırılmasını öngörmeyen yasa tasarısını kesinlikle kabul etmiyoruz.” diyor.

Sabır Şahin yol parasından tasarruf etmek için açık öğretim ortaokuluna kayıt yaptırmış. Böylece kendisine öğrenci pasosu çıkarmış. Şimdi mezun olup liseye de devam etmeyi hedefliyor. [EREN AYTUĞ]

Sabır Şahin yol parasından tasarruf etmek için açık öğretim ortaokuluna kayıt yaptırmış. Böylece kendisine öğrenci pasosu çıkarmış. Şimdi mezun olup liseye de devam etmeyi hedefliyor. [EREN AYTUĞ]

Sabır Şahin de çalışma koşullarının kabul edilemez olduğunu düşünen işçilerden. 50 yaşında. 11 sene önce Hacettepe Hastanesine hizmet sağlayan bir taşeron firmada, tanıdık aracılığıyla temizlikçi olarak işe başlamış. O zamandan beri asgari ücretle çalışıyor. Bu sürede hastaneden pek çok taşeron şirket gelip geçmiş. Sabır Hanım asıl işveren olan Hacettepe Hastanesi’nde 11 yıldır aynı görevde, hastane kadrosunda çalışan aynı şeflerin sorumluluğunda çalışıyor.

Buna rağmen sosyal güvenlik kayıtlarında, hastane, temizlik işleri ihalelerini yenilendikçe işten çıkarılıp yeniden başka şirketlerde işe başlamış gibi görünüyor. Yeri gelmiş ya aylarca maaşları ödenmemiş ya da haftada 100-200 liraya bölünerek ödenmiş. “Maaşlar parça parça ödenince maaş aldığını bile anlamıyorsun. Borcunu harcını bile ödeyemeden yitip gidiyor para.” diyor.

Eşi Mehmet Ali Şahin 2001’deki ekonomik krizde iflas edene kadar Sabır Hanım çalışmıyormuş. Oturdukları evi bile kaybedince, 38 yaşında çalışmaya başlamış. Beş sene önce bodrum katta bir daire almışlar. Ayda 800 TL ev kredisi ödüyorlar. Mehmet Ali Bey iki ay önce emekli olmuş. “680 TL emekli maaşı bağladılar. Evin kredisini mi ödeyelim, geçinelim mi? Sabır Hanım çalışmasın isterdim. Koca kadın gece 11’lere kadar… İnsan endişeleniyor.”

50 yaşındaki Sabır Şahin, en çok gece geç vakit tek başına eve dönerken tedirgin oluyor. [EREN AYTUĞ]

50 yaşındaki Sabır Şahin, en çok gece geç vakit tek başına eve dönerken tedirgin oluyor. [EREN AYTUĞ]

Hacettepe Hastanesi’nde taşeron şirkete bağlı temizlik işçileri günde üç vardiya çalışıyor. İlk vardiya sabah 7 ile öğleden sonra 3, ikincisi öğleden sonra 3 ile gece 11 ve son vardiya gece 11 ile sabah 7 arasında. 15 günde bir vardiya değişiyor.

Sabır Şahin haftada bir gün izin kullanıyor. 7-3 vardiyasında çalıştığı zamanlarda ve bazen izin günlerinde evlere temizliğe gidiyor.

Taşeron işçilik dosyasını hazırlamak için bir aydan fazla bir süre boyunca, farklı sektörlerden pek çok işçi ile görüştük. Onlarca işçiden sadece üçü adını gizlemeden bizimle hayatlarını paylaşmayı kabul etti. Hemen hepsi işlerini kaybetmekten korktuğu için konuşmamayı, sıkıntılarını anlatmamayı tercih etti.

Herkes, işinin devamlılığının ‘şef’ ya da ‘müdür’ dedikleri taşeron yetkililerinin iki dudağının arasında olduğunu ve sudan bir bahaneyle işlerini kaybetme riskinin yükseldiğini anlatıyor.

36 yaşındaki Murat Özer konuşmayı seçen üç kişiden biri. 12 senedir Hacettepe Hastanesi’nde garson. Ek iş olarak düğün salonlarında garsonluk yapıyor. Murat ve eşi Meral Özer, Mamak’ta Saime Kadın’da oturuyor. Sıvasız, yıkık bahçe duvarlı, üç katlı apartmanın ikinci katında, iki odalı, ofisten bozma eve 300 TL kira ödüyorlar.

Murat özer ayda 60 TL vermemek için her gün işe yürüyerek gidip geliyor. [EREN AYTUĞ]

Murat özer ayda 60 TL vermemek için her gün işe yürüyerek gidip geliyor. [EREN AYTUĞ]

“Ev kredisi almak için bankaya gittim. Bana ‘Sen çalışmıyor görünüyorsun.’ dediler. ‘Nasıl ya, Hacettepe Hastanesi’nde çalışıyorum.’ dedim. ‘Sigorta kayıtlarında işten çıkmış görünüyorsun.’ dediler. Alamadım krediyi.” Murat Özer’in krediye başvurduğu dönem, Hacettepe Hastanesi’nin taşeron şirketle ihaleleri yenilediği zamana denk gelmiş.

Devlet hastaneleri ve belediyeler başta olmak üzere kamu sektöründe taşeron olarak adlandırılan tedarikçi firmalardan hizmet alımları ihale usulü ile yapılıyor. Bu ihaleler üç ya da altı aylık ancak daha çok yıllık yenileniyor. Bu şirketlere bağlı olarak kamu sektörleri bünyesinde çalışan işçiler de, ihalelerin yenilenme dönemlerinde işten çıkarılmış, ihaleyi alan şirketin hizmetinin başlamasıyla birlikte yeniden işe alınmış gibi gösteriliyor.

Bu uygulamanın işçiler açısından en ağır faturası ise, yıllarca aynı işyerinde, aynı görevle çalışmalarına rağmen, işçilerin kıdem tazminatı haklarının ihlal edilmesi oluyor. Çünkü kıdem hakkı kazanmak için işçinin en az bir yıl aynı yerde çalışması gerek.

Hak-İş’in kısa süre önce yayımladığı ‘Taşeron İşçi Gerçeği’ raporuna göre, işçilerin iş güvenliği ve sosyal güvenlik hakları da bu uygulamalarla kesintiye uğruyor. Farklı sektörlerden taşeron işçilerle görüşmeleri temel alan rapor, özellikle işten çıkarma, yeniden işe alma süreçlerinin işçileri kıdem tazminatı, yıllık izin gibi yasal haklarından mahrum bırakarak, mağdur ettiğine işaret ediyor.

DİSK’e bağlı Dev Sağlık-İş sendikası Merkez Yönetim Kurulu üyesi Zeynep Çelik, 1984’te hazırlanan ‘Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’yla gündeme gelen, sağlıkta hizmet alımı ve taşeronlaştırmanın, AK Parti hükümetinin ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla hayata geçtiğini söylüyor.

Oğuz Gül 14 aylık oğlu Ali’ye pek vakit ayıramıyor. Zamanının çoğu işte geçiyor. [EREN AYTUĞ]

Oğuz Gül 14 aylık oğlu Ali’ye pek vakit ayıramıyor. Zamanının çoğu işte geçiyor. [EREN AYTUĞ]

Çelik, “Programla sözleşmeli personel istihdamın esası oldu. Hizmetler taşeronla yürütülmeye, özel hastane işletmeciliği modeli, temel hastane organizasyon, yönetim modeli olarak benimsenmeye başlandı. Hastanelerde yardımcı hizmetlerin neredeyse tamamı taşeron aracılığıyla veriliyor.” diyor.

Çelik’e göre, taşeron şirketlerden hizmet alımının kamu maliyetlerini düşürdüğü savunması da yanıltıcı. “Aslında taşeron da maliyetli bir sistem. Devlet taşeron işçilere asgari ücretten maaş veriyor. Ayrıca taşeron şirketlere de ödeme yapıyor. İşçiler düşük ücrete mahkûm edilirken ihaleye girmek dışında işe katkısı olmayan taşeron şirketlere dünya para kazandırılıyor.”

Hacettepe’deki taşeron işçiler beş sene öncesine kadar izin ve mesai ücreti haklarını kullanamıyor olmalarına, maaşların düzenli ödenmemesi eklenince sendikalı olmaya başlamış. 2010’da da, ‘İnsanca yaşam, güvenceli gelecek, düzenli maaş’ talepleriyle eylem düzenlediler.

Sabır Şahin ve Murat Özer sendikalı olmalarının ve bu eylemin ardından maaşlarını düzenli almaya başladıklarını söylüyor. Ama eylemler ve sendikal faaliyetler nedeniyle işten atılan pek çok arkadaşları olduğunu da ekliyorlar.

Hükümetin yeni yasa tasarısındaki taşeron işçilerin sendikalı olmalarının önünün açılacağına dair düzenlemeler, taşeron işçilik bağlamında uzun süredir tartışılıyor. Sendikalı olmak Türkiye’deki işçilerin anayasal hakkı. Ancak uygulamada işçilerin sendikayla ilişkilenmeleri, sendikal faaliyet yürütmeleri işten atılmalara varan baskılarla karşılık bulabiliyor.

Dilek ve Oğuz Gül çifti, şanslılarsa haftada bir gün evde beraber vakit geçiriyor. Çoğu zaman o da olmuyor. [EREN AYTUĞ]

Dilek ve Oğuz Gül çifti, şanslılarsa haftada bir gün evde beraber vakit geçiriyor. Çoğu zaman o da olmuyor. [EREN AYTUĞ]

Dilek ve Oğuz Gül çifti sendikal örgütlenme çalışmaları sırasında tanışmış. “Siz o sendikalaşma çalışmalarının faturasını bize sorun.” diyerek lafa giriyor Dilek Gül. “Vardiyalarımızla bir oynadılar. Birbirimizi göremez olduk. Bizim gibi karı koca çalışan ve çocuklarına bakacak kimsesi olmayan bir sürü insan var. Vardiyamızı ona göre düzenliyoruz. Bakıcıya verecek paramız yok. Bazen mesai değişiminde kapıda ya da durakta çocuklarını birbirlerine teslim eden çiftler görürsünüz.”

Hacettepe’de joker eleman olarak çalışan yani herhangi bir birimde bir eksik olduğunda takviye eden Oğuz Gül geçen sene eylemlere mesai saatleri dışında katılmış. Dilek Gül ise doğum iznindeymiş. “İşten çıkarmaya bahane bulamadılar ama iş yerinde çok üstüme geldiler. Çok baskı yaptılar.” diyor.

Dilek Gül yedi yıldır Hacettepe Hastanesi’nde hasta bakıcı. Görevi hemşireler çalışırken malzemeleri getirip götürmek, dezenfekte etmek, hastaların hareket ettirilmesinde hemşirelere yardımcı olmak. Ama sonda takmak, serum çıkarmak, hastaların altını değiştirmek gibi uzmanlık eğitimi isteyen işleri yapmaya zorlandıklarından şikâyet ediyor. “ ‘Alt bakımı yapacaksın.’ diyorlar. Kırığı çıkığı olan var. Benim işim değil. Nasıl tutacağımı bilemem ki. Yanlış yapacağım diye ödüm kopuyor. Ama hadi yapma…”

Murat Özer lafa giriyor. “Yapmazsan hemşire seni şefine şikâyet ediyor. Şefin de söylediği şu. Hacettepe’nin yedi kapısı var. Hangisinden çıkmak istersin?”

Murat Özer onkoloji bölümünde kanser tedavisi ya da ileri görüntüleme teknikleri odalarında bile taşeron işçilerin çalıştırıldığını anlatıyor. “Normalde oradaki uzmanlar altı saat çalışır, biz sekiz saat çalışıyorduk. Onların haftalık izinleri iki gün, bizim tek. Üstelik onların altı ayda bir şua izinleri de var.”

Dev Sağlık-Sen yönetim kurulu üyesi Çelik de şua izni ve daha kısa süreli mesai gibi koruma tedbirlerinden taşeron işçilerin sağlık işçisi, hastane çalışanı sayılmadıkları için faydalanamadıklarını doğruluyor.

Al Jazeera’ye konuşan işçilerse röportaj ve fotoğraf çekimlerinin ardından vedalaşırken bir kez daha aynı soruyu tekrarlıyorlar: “Neden daha çok çalışıp, daha az hakla yaşıyoruz?”

 

  • TASARI NE GETİRİYOR 
  •  Düzenlemeye göre, yer altı işçilerinin (taşeron bile olsalar) çalışma günleri çalıştıkları iş yerine göre hesaplanacak.
  • Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar bir gün dahi çalışsalar kıdem tazminatından yararlanabilecek.
  • Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan taşeron işçilerin kıdem tazminatı çalıştıkları taşeron firma tarafından değil, ilgili kurum ya da kuruluş tarafından ödenecek.
  • İşveren taşerona verdiği işlerde, işçilerin maaşlarının ödenip ödenmediğini kontrol etmek, ödenmeyen ücretleri işçiye ödemek zorunda.
  • Taşeron işçilerin firma değiştirdiği ancak aynı iş yerinde çalışmaya devam ettikleri durumlarda, yıllık ücretli izin süreleri o iş yerindeki çalışma süreleri dikkate alarak belirlenecek. İşveren bunun denetiminden sorumlu.

 

[1] http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/csgb.portal?page=haber&id=basin491

 

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

 

 

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)