MEVZUAT SORUNSUZ AMA…  

Okullara yapılan teknolojik yatırımlar tüm velilerde aynı beklentiyi yarattı: Türkiye’de artık daha kaliteli ve yüksek başarılı öğrenciler yetiştirilecek. Oysa kat edilen onca yolun ardından öğrencilerin başarı ortalamalarında neredeyse hiç değişiklik yok. Neden?

Aslı Ortakmaç

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından düzenlenen ve 15 yaş grubundaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini değerlendiren PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) Sınavı 2012 sonuçlarına bakalım. PISA’da matematik alanında soruların zorluk derecesine göre, yeterlilik düzeyi belirleniyor. En basit sorulara dahi cevap veremeyen öğrenciler 1. düzey altı grubunda sınıflandırılırken, en karmaşık ve zor olan soruları yapabilen öğrenciler 6. düzey seviyesinde değerlendiriliyor. Bu sınavda matematikte seviye bir  ve birinci düzey altında kalan yani neredeyse dört işlemi yapamayan Türkiyeli öğrencilerin oranı, yüzde 42. Öğrencilerin yüzde 52’si okuma becerilerinde seviye iki ve altında. Fende ise yüzde 60 oranındaki öğrencinin başarısı yine aynı seviyede kalıyor.[1]

Sınav stresi bazen öğrencileri ağlatabiliyor. [ANADOLU AJANSI]

İlk ve ortaöğretimde öğrenciler toplam 4 merkezi sınava giriyor. [ANADOLU AJANSI]

Uluslararası sınavlardaki başarı bir yana. Yurt içindeki merkezi sınav sonuçlarına bakmak bile eğitim sisteminde bir şeylerin ters gittiğini anlamak için yeterli.

ÖSYM (Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi) verilerine göre 12 yıllık eğitimden sonra YGS’ye (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) giren öğrenciler, 2013’te bölüm başına sorulan 40’ar soruda Türkçe’den 17,20, sosyal bilimlerden 12, matematikten 7,4 ve fen bilimlerinden 4,5 ortalama net çıkarabilmişlerdi. Bir milyon 805 bin 125 öğrenicinin girdiği sınavda tam sekiz bin öğrenci ise sınavda hiçbir soruya doğru yanıt verememişti.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Mart 2014’te 126 bin öğretmen açığı olduğunu açıkladı. [ANADOLU AJANSI]

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Mart 2014’te 126 bin öğretmen açığı olduğunu açıkladı. [ANADOLU AJANSI]

Peki okul çağındaki çocukların yüzde 100’e yakını sekiz yıl mecburi eğitim alırken ve yüzde 76,6’sı dört yıllık lise eğitimine devam ederken neden durum bu?

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü Mete Meleksoy, “Sorunun cevabı, motivasyon eksikliği.” diyor. “PISA gibi fen ve matematik becerilerini uluslararası çapta ölçen sınavlar, matematik ve bilim konularında başarılı olmak için motivasyon ve bu derslere karşı olumlu tutumun ne kadar etkili olduğunu artık net bir şekilde ortaya koyuyor.”

Eğitim Reformu Girişimi Araştırma Koordinatörü Alper Dinçer’e göre, bu motivasyon ve tutumu sağlayacak en temel faktör ise öğretmenler: “Etkileşimli tahta gibi teknolojik yatırımlar da sonunda kara tahta gibi sadece birer araç.”

Eğitim-Sen 7. Şube eşbaşkanı Mehmet Emin Kırşanlı özellikle 4+4+4 sistemine geçtikten sonra yaşanan kadrolu öğretmen sıkıntısına ve ücretli öğretmen artışına dikkat çekiyor: “Dışarıda öğretmenler işsizken, okullarda kadrolu öğretmen sıkıntısı yaşanıyor. Pek çok okulda öğretmenlik eğitimi, pedagojik formasyonu olmayan ücretli öğretmenler görev yapıyor.”

Notlar iyiyse keyifler yerinde. [ANADOLU AJANSI

Notlar iyiyse keyifler yerinde. [ANADOLU AJANSI

Diğer eşbaşkan Özlem Tolun devam ediyor: “İlçe milli eğitim müdürlüklerinin web sitelerinde öğretmenlik başvuru formları var. Ev ekonomisi mezunu biri bile bu formu doldurup, hiçbir eğitim almadan öğretmenliğe başlayabilir.” Beş bin öğrencisi bulunan Küçükçekmece ilçesine bağlı İkitelli Ortaokulu’nu örnek gösteriyorlar. Ortaokulda 130 öğretmen kadrosu olduğu halde sadece 56 kadrolu öğretmen görev yapıyor. Diğer öğretmenler ise ücretli olarak derse giriyor. Tolun, işsiz üniversite mezunlarının daha iyi bir seçenek çıkıncaya kadar öğretmenlikle oyalandığını söylüyor: “Daha iyi bir iş çıktığı anda okulu bırakıyorlar. Zaten çoğunun öğrenci psikolojisi, bilgiyi aktarmak, öğretmek konusunda hiçbir fikri yok. Şartları, okulu beğenmezlerse onları bağlayan bir sözleşme de olmadığı için istediklerinde gidiyorlar.” Eğitim-Sen yetkililerine göre Milli Eğitim Bakanlığı’nın ücretli öğretmen tercihinin en temel sorunu ekonomik: Bir kadrolu öğretmen maliyetine, üç ücretli öğretmen çalıştırılabiliyor. Aslında kadro bulamayan eğitim fakültesi mezunları da çoğu zaman ücretli çalışmayı tercih ediyor. “Genellikle yılın ilk dönemi derslere giriyorlar. İkinci dönemde de KPSS’ye (Kamu Personeli Seçme Sınavı) hazırlanmak için dersaneye gidiyorlar.” diyor Kırşanlı.

20 matematik sorusu 2 net

Türk Eğitim-Sen’in bu yılın başında açıkladığı araştırma sonuçlarına[2] göre, 70 ilde yaklaşık 59 bin ücretli öğretmen görev yapıyor. Ücretli öğretmenlerin 23 bin 366’sı eğitim fakültesi, 24 bin 97’si üniversite ve 11 bin 16’sı ön lisans mezunu. Bu öğretmenlerin yaklaşık 14 bini İstanbul’da çalışıyor. Ama hem sendika yöneticileri hem de eğitim uzmanları yıl içinde hizmet veren ücretli öğretmen sayısının, bu rakamlardan da fazla olduğunu öngörüyor.

Ücretli öğretmenler arasında hiç pedagoji eğitimi almamış olanlar da var. [ANADOLU AJANSI]

Ücretli öğretmenler arasında hiç pedagoji eğitimi almamış olanlar da var. [ANADOLU AJANSI]

Tüm ülkedeki sayıyı öğrenmek için MEB’e 2013-2014 döneminde görevli öğretmenlerin ne kadarının ücretli çalıştığını sorduğumuzda gelen yanıt şöyle. “2014 Haziran itibariyle 746 bin 208 kadrolu öğretmen görev yapmaktadır. 2014 Ağustos itibariyle ücretli öğretmen görevlendirmesi bulunmamaktadır.”

Bakanlık kadrolu öğretmenlerle ilgili haziran sayısını verirken ücretli öğretmenlerle ilgili ağustos verilerini kullanmış. Ücretli öğretmenler ders başı ücretlendirildiği ve kayıt altına alındığı için okulların açık olmadığı Ağustos’ta hiç ücretli öğretmen bulunmuyor.

Uzmanlara göre, eğitimin ilk şartı istikrar ve planlama. Ama ücretli öğretmen çalıştırarak, istikrar sağlamak pek mümkün değil. Nitekim özellikle kadrolu öğretmenlerin durmak istemediği bölgelerdeki okullarda, öğrencilerin öğretmenleri yılda 4-5 kez değişebiliyor. Örneğin ERG’nin Mart 2014’te yayımladığı araştırmaya[3] göre, sınıf öğretmenlerinin Batman ve Iğdır’da kalma süresi 1 yıl 8 ay. “Ama ilköğretim boyunca 11-12 kez öğretmeni değişen sınıflar da var.” diyor Dinçer.

Konya-Ankara arasında bir köy okulunda görev yapan bir matematik öğretmeninin şu tespiti önemli: “Geçen sene sekizinci sınıflara ders veriyordum ve öğrencilerimi SBS’ye hazırlamak için elimden geleni yaptım. Tüm yıl uğraştıktan sonra öğrencilerim arasında en yüksek başarı, 20 soruluk matematik testinde iki net oldu.” Devlet memuru olduğu için ismini veremediğimiz genç öğretmene göre, başarısızlığın nedeni, öğrencilerinin eğitim altyapısındaki eksiklikler: “Derslere başladığımda çoğu dört işlem yapamıyordu. Ücretli ya da kadrolu o kadar çok öğretmen değişmiş ki, çocuklar doğru düzgün hiçbir şey öğrenememiş.”

Konuştuğumuz birçok veli branş derslerine uzman olmayan öğretmenlerin girmesinden şikâyetçi. [ANADOLU AJANSI]

Öğretmenin kadrolu olması da sorunları tam çözmüyor. Doğu’da, Güneydoğu’da ya da şehrin kenarlarındaki mahallelerden birinde yaşıyorsanız, ERG uzmanları, kadrolu öğretmeninizin o okulda uzun süre kalmayacağını öngörüyor: “Kadrolu olmak için KPSS’de yüksek puan almak, bunu için de dershaneye gitmek gerek. Dershanelere gidecek zamanı ve maddi kaynağı olan genç bir öğretmeni, o okullarda tutamazsınız. İlk fırsatta bölgesine dönmek isteyecektir.” diyor Erdinç.

Sağlık meslek lisesine veteriner öğretmen

Öğretmen kadroluysa ve uzun süredir aynı okuldaysa bu kez de branşı dışındaki alanlarda ders vermek zorunda kalabiliyor. Nitekim veli Mustafa Erdoğan bu yüzden çocuğunu özel okula kaydettirdiğini anlatıyor. “Oğlum geçen seneye kadar Kağıthane’de devletin ilköğretim okullarından birinde okuyordu. Ama beşinci sınıfta sosyal bilgiler dersine beden öğretmeninin girdiğini öğrenince oğlumu okuldan aldım.” diyor. Bu örnek istisna değil. MEB – İKOP (Öğretmen İstihdamı Projeksiyonları Stratejileri ve Sistemlerinin Geliştirilmesi Projesi) 2011-2012 verilerine göre sınıf öğretmenlerinin yüzde 55’i, İngilizce öğretmenlerinin yüzde 53’ü, Türkçe öğretmenlerinin yüzde 48’i,  fen ve teknoloji öğretmenlerinin yüzde 74’ü alanı dışındaki derslerde eğitim veriyor.

Özellikle sağlık meslek liselerindeki öğrencilerin, branş dışı öğretmenlerce eğitilmeleriyse başlı başına ciddi bir problem. “İki yıl önce okulumuz sağlık meslek lisesine dönüştürüldü.” diyor Özlem Tolun. “Hemşirelik, Acil Tıp Teknisyenliği ve Anestezi Teknisyenliği alanlarında üç eğitim programı açıldı. İki branş öğretmeni var. İkisi de hemşirelik mezunu. Acil tıp ve anestezi bölümlerine bugüne kadar bir tek branş öğretmeni bile girmedi. Öyle ki anestezi için ücretli de olsa hiç öğretmen bulamayınca, bir süre çocuklara bir veteriner hekim ders vermek zorunda kaldı. Bu çocuklar gelecek dönem hastanelere staja gidecek. Onların hizmet vereceği hastanelerdeki hastaların sağlıkları için gerçekten endişeliyim.” Eğitim-Sen yetkilileri neredeyse tüm Anadolu Sağlık Meslek Liseleri’nde durumun aynı olduğunu belirtiyor.

Türkiye’de örgün eğitimde 17 milyon 532 bin 988 öğrenci kayıtlı. [ANADOLU AJANSI]

Geçen sene başlayan düzenlemeyle öğretmen adayları KPSS dışında bir de branşlarıyla ilgili Öğretmen Alan Bilgisi Testi’ne (ÖABT) giriyor. Öğretmen adaylarının atamaları, KPSS eğitim bilimleri testi sonuçlarına artık ÖABT puanlarının da eklenmesiyle oluşan puanlara göre yapılıyor. Atama taban puanları, branşlara ve talebe göre farklılık gösterse de adayların öğretmen olarak bir okula gönderilmesi için genellikle ez az 70 puan alması gerekiyor. ÖABT 2013 sonuçlarına gelince, aslında YGS sonuçlarından pek de farklı görünmüyor. ÖSYM verilerine göre 50 soruluk testlerde en başarılı branş, İngilizce öğretmenliği. İngilizce öğretmeni adaylarının ortalama net doğru sayısı 28. Onları 26 net ortalamasıyla Türkçe öğretmeni adayları izliyor. Lise matematik öğretmenliği adaylarının ortalaması ise sadece 24. İlkokul matematik öğretmenliği adaylarının ise ortalama 22 soruyu doğru yanıtlamış. Almanca ve Fransızca öğretmenlerinin ortalama çıkardıkları net sayısı 12.

ERG Direktörü Batuhan Aydagül öğretmen eğitiminin niteliğiyle ilgili sıkıntıları şöyle özetliyor: “Eğitim fakültelerine öğrenci alırken hiç seçici davranılmıyor. Fakültelerde de öğrencilerin niteliğini yükseltmekten çok mezun etmek kaygısı var.” Erdinç’e göre kadrolu öğretmen almak için KPSS’de yüksek puan zorunluluğu getirmek kaliteyi yükseltmeye yarasa da kalıcı bir çözüm getirmiyor. “Aslında burada mesleğin sahiplerinin, mesleğe sahip çıkmaları ve öğretmen niteliğini artırmak üzerine çalışmaları gerekiyor.” diyor. “Tıpkı Tabibler Birliği’nin mesleği düzgün icra etmeyenleri, doktorluktan men etmesi gibi, öğretmen sendikaları da böyle bir girişim başlatabilir.”

Motivasyon eksik

ERG uzmanları öğretmen niteliğini yükseltmek için sendikalara iş düştüğünü söylese de hem onların hem de sendika yetkililerinin vurguladığı başka bir temel mesele daha var: Motivasyon eksikliği. “Geçen sene öğretmenlerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirerek, öğrencilerde fark oluşturmak üzere bir proje başlattık. Proje Hasköy İlköğretim Okulu’nda yürütülürken, 25 öğretmenin 10’u eğitimlere asla katılmadı. Bırakın Hasköy’ü, kontrol okulu olarak seçilen Fatih Vedihe Pars Okulu’ndaki öğretmenler de seminerlere ilgi göstermedi. Ama bunun sebebi öğretmenlerin ilgisizliği değil, yaşam koşullarına bağlı sıkıntılardı. Kimi çocuğuyla, kimi yaşlısıyla ilgilenmek zorunda olduğunu söyledi. Bir kısmı ulaşım nedeniyle katılamadı. Daha da önemlisi hizmet içi eğitimlerle ilgili deneyimleri o kadar kötüydü ki tüm eğitimlerin öyle kalitesiz olacağını düşünüyorlardı.” diye anlatıyor Batuhan Aydagül.

Eğitim-Sen yetkilileriyse rotasyon zorunluluğu, 4+4+4 sistemi sonrası norm dışı kalan öğretmenlerin sıkıntıları ve her an yine kadro dışı kalma endişelerine bir de iki yılda bir değiştirilen müfredat eklenince sınıfta kaliteli zaman geçirmenin zorlaştığına dikkat çekiyor. “İki yılda kimya bilgisinde ne değişir ki, müfredatı değişsin?” diye soruyor Özlem Tolun ve ekliyor: “Öğretmenler ders programlarını içselleştiremiyor. Değil iki yıllık, altı aylık bile plan yapamaz hale geldik.”

Ücretli öğretmenler genelde daha iyi bir iş bulunca ayrılıyor. Öğrenci bazen bir dönemi birkaç farklı öğretmenle bitirebiliyor. [ANADOLU AJANSI]

Devlet memuru olduğu için adını vermek istemeyen Haydarpaşa Anadolu Lisesi’ndeki bir öğretmense iş yoğunluğu ve öğrenci fazlalığından yakınıyor: “Bu sene 340 öğrenci liseye başlayacak. Bu 10 sınıf demek. 5’ine ben girsem, ilk sene o kadar öğrenciyi yakından tanımam, hatta isimlerini öğrenmem mümkün değil. Ama bir veli olarak ben de öğretmenin çocuğumun adını bilmesini isterim.”

Sahadan uzaklaşıp, sistemi yazılı mevzuatlardan takip edince aslında hiç sıkıntı yok gibi. ERG uzmanı Batuhan Aydagül “Aslında ilköğretim okulları standartlarından şiddetle mücadele konusuna kadar pek çok alanda çok önemli yönergeler var. Ama uygulamada sıkıntılar çıkıyor.” diyor. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul ve Kurumların Yönetici ve Öğretmenlerinin Norm Kadrolarına İlişkin Yönetmelik’e bakılırsa öğretmen istihdamının nasıl yapılacağı çok net. Ama Alper Dinçer’e göre, “Öğretmenler Doğu’da, Güneydoğu’daki okullara gitmek istemediğinde ya da giden öğretmenleri orada tutacak çözümler üretilmediğinde, öğretmenler ilk fırsatta o okullardan tayinlerini, nakillerini istiyor. Boş kalan kadrolar da haliyle ücretli ücretli öğretmenlerle dolduruluyor.”

Yani okullara atanacak öğretmen sayısı, sınıf öğretmenleri için sınıf ve şube sayısı ve branş öğretmenleri için haftalık toplam ders yükü ile her okula atanacak öğretmen sayısı için nesnel ölçütler geliştirilmiş durumda. Kağıt üstünde herşey yerli yerinde ve neredeyse mükemmel amauygulamada belirli bir branşata norm kadrodan fazla öğretmen varsa o öğretmenler kendi branşı dışında derse giriyor. Kadro yetersizse o zaman da ücretli öğretmenden başka seçenek kalmıyor.

Milli Eğitim Bakanı’nın açıklamasına göre atama bekleyen öğretmen sayısıysa 300 bin civarında.[ANADOLU AJANSI]

Kağıt üzerinde dünya standartlarında olduğu halde uygulamada sorunların yaşandığı bir başka alan da kaynaştırma programları.  Kaynaştırma Programı Mevzuatı, eğitime gereksinim duyan öğrencilerin, diğer çocuklarla aynı sınıflarda okumalarına imkân sağlıyor.  Bu uygulamaya göre bir kaynaştırma öğrencisinin eğitim gördüğü sınıf mevcudu en fazla 18 olmalı. İki öğrenci varsa, mevcut 12’yi geçmemeli. “Benim sınıfımda özel eğitime gereksinim duyan 3 öğrenci var ama sınıf mevcudu 35.” diyor  sınıf öğretmeni Mehmet Emin Kırşanlı. “Bu çocuklara eğitim vermek için özel bir eğitim almadım. Onlarla uğraşırken, diğer öğrencilere zaman kalmıyor.”

Kayıp aranıyor: Ulusal Öğretmen Strateji Planı

Aslında bu sorunların önemli bir kısmına çare olabilecek bir plan uzun zamandır Bakanlar Kurulu’nda beklemede: Ulusal Öğretmen Strateji Planı.

Batuhan Aydagül, Aralık 2013’te SETA Vakfı’nda Bakan Nabi Avcı’ya 2012’de tamamlanan çalıştay planını sorduğunu anlatıyor. “Bakan, dershane değişikliği olmasaydı bu planı uygulamaya koyacaklarını belirtti ve Şubat’ta planı kuruldan geçireceklerini söyledi. Şubat geçti, Eylül’e geldik. Hiç bir ilerleme yok.” MEB’e yönelttiğimiz sorularımız arasında bu plan da vardı ama soruya yanıt verilmedi.

 

 

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

 

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)