“ARKADAŞ OLUN DEDİK, EVLENİN DEMEDİK”

Bölgede konjonktür Türk-Kürt ittifakından yana görünüyor. Ankara Erbil yakınlaşmasının bölge dengelerindeki önemi kritik. İlişkilerin fazla iyi gittiğini düşünenler yukarıdaki benzetmeyi yapıyor.

Ayşe Karabat

‘Kürdistan’ı savunun.’ Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’in havalimanında bu ilan var. Türkçe ilan gelen yolcu salonunun duvarındaki büyük panolara yerleştirilmiş. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yolcular, ilanın önünden geçip pasaport kontrolüne ilerliyor.

Erbil'deki havalimanında gelenleri bu ilan karşılıyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Erbil’deki havalimanında gelenleri bu ilan karşılıyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Yaklaşık on yıl önce, Kuzey Irak’a Kürdistan demenin vatan hainliği sayıldığı Türkiye’nin vatandaşları, Kürdistan yazan ilanı çoktan kabullenmiş görünüyor.

Yine o yıllarda Türklerin Kuzey Irak’a yatırım yapmayı düşünmesi çılgınca bir fikirdi.

Bugün Kuzey Irak’ta yaklaşık 1500 Türk firması var. Erbil Havaalanı o yüzden Türkiye’den gelenlerle Türkçe konuşanlarla dolu. İlan da o yüzden Türkçe.

Iraqi workers are seen at the Taq Taq oil field in Arbil

Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki enerji işbirliği karşılıklı ihtiyaçlara dayalı. Türkiye kaynak çeşitliliği, Kuzey Irak sevkiyat için güvenli rota arayışında. [REUTERS]

2008’de 4 milyar dolar olan ticaret hacmi 2013’te 10 milyar doları geçti. 2020’de, 30 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Ankara – Erbil ilişkilerinin stratejik boyutuna vurgu yapmak isteyenlerin anlattığı bir hikâye var: Türklerin ve Irak Kürtlerinin yakınlaşmasını isteyen, bunun için epey çaba harcayan ABD’li yetkililer, ilişkilerin geldiği noktaya bakıp, taraflara, “Arkadaş olun dedik, evlenin demedik.” diyorlarmış.

Türkiye’de yıllardır güçlü şekilde var olan, ‘ABD Kürtlerin bağımsızlığını istiyor’ algısını düşününce bu hikâye ironik geliyor.

Şimdi ABD açık şekilde Kürtlerin bağımsızlığına karşı çıkarken Ankara’da aynı hava yok.

Türkler ile Irak Kürtlerinin stratejik ortaklığından, bu ortaklığın ‘evliliğe’ gitmesinden ABD’nin memnuniyetsizliğinin ardında öncelikle ‘enerji’, daha doğrusu, boru hatlarıyla enerji satabilecek konuma gelen Kürtlerin buradan kazanacağı geliri bağımsızlık yolunda kullanma ihtimali var.

Türkiye, enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı, petrolü çok az. 2014 BP Dünya Enerji İstatistikleri Raporu’na göre, doğalgaz kaynağı olmayan Türkiye 2013’te 45,6 milyar metreküp doğalgaz tüketti. Türkiye’nin enerji ithalatı için harcadığı para, yıllık 50 milyar doların üstünde.[1] Artan enerji açığını kapamak için kaynak çeşitliğine ihtiyacı var.

A worker adjusts valve of oil pipe at Taq Taq oil field in Arbil, in Iraq's Kurdistan region

Önümüzdeki 10 yılda Türkiye’ye Kuzey Irak’tan 15 milyar metreküp doğalgaz gelebilir. [REUTERS]

Bağımsız olmayı istediğini gizlemeyen hatta yakın zamanda bağımsızlık referandumu yapacağını açıklayan Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ne de, devlet inşası için kaynak gerek. Bölgesel Yönetim’in Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Havrami 2014 sonunda günde bir milyon varil petrol satmayı planladıklarını açıklamıştı. Havrami’ye göre, bu miktara Kerkük petrolleri de dâhil edilerek ulaşılacak. Kürt Yönetimi’nin petrolü satabilmesi için en güvenli yol, günlük ham petrol ihtiyacı 700 bin varil olan Türkiye’ye giden petrol boru hattı.[2]

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde henüz çıkartılmaya ve satılmaya başlanmamış doğalgazsa Türkiye’nin asıl ihtiyacı olan enerji kaynağı. Kuzey Irak’taki enerji şirketlerinden Genel Enerji’nin verilerine göre, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye önümüzdeki on yılda 15 milyar metreküp doğalgaz gelebilir. Gaz, Ukrayna krizi sonrası Rusya’ya bağımlılığını azaltması gerektiğini bir kez daha anlayan Avrupa’nın iştahını, Irak Kürtlerinin de bağımsızlık şevkini artırıyor.

Tam da bu noktada, Ortadoğu’da çalkantılar, Sünni-Şii çekişmesi, Suriye’de iç savaş, Irak’ta IŞİD tehlikesi devam ederken, bilinen Ortadoğu’nun yerine ne geleceğini tahmin edemeyen ABD, Irak’ın toprak bütünlüğünden yana. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki “Vahim tehlike karşısında, Irak’ta tarafların bütünlüğe her zamankinden de çok ihtiyacı var.” diyerek bağımsız Kürdistan fikrini desteklemediklerini  söylemişti.[3]

Basbakan Erdogan ve Mesut Barzani toplu nikah torenine katildi

Barzani 21 yıl aradan sonra Erdoğan’ın davetiyle Kasım 2013’te Diyarbakır’a gelmiş, toplu nikâh törenine katılmıştı. [CİHAN]

Irak’ın toprak bütünlüğünü en azından bir süre daha korumak isteyen ABD, merkezi hükümete destek versin diye Irak Kürtlerine baskı yapıyor. Ankara’ya da Bağdat’la Erbil arasında anlaşma olmadan Türkiye üzerinden petrol ihracatından çok da memnun olmadığını sık sık hatırlatıyor.[4]

ABD’nin, “Arkadaş olun dedik, evlenin demedik.” itirazının altında da bu var; bu evlilik Kürtlerin bağımsızlığına giden yolun hazırlıklarını yapmaya yarıyor.

“Bozmak isteyenler de var”

Iraklı Kürtlerin hedeflerine ulaşabilmesi için Türkiye kritik önemde.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin partisi KDP’nin (Kürdistan Demokrat Partisi) Dış İlişkiler Başkanı Hemin Havrami bunu “Türkiye stratejik kapımız.” diye tanımlıyor.

Havrami, “Yüzünü batıya dönmüş bölgesel yönetimin batıya açılan kapısı Türkiye.” diyor. “Türkiye bir NATO ülkesi, AB adayı, başarılı demokrasi modeli. Herkesin bize tavsiyesi de ‘Türkiye ile birlikte çalışın. Türkiye ile iyi ilişkiler kurun.’ ”

Havrami bu ilişkiyi kıskananlar olduğunu da söylüyor: “Türkiye ile ilişkilerimiz çok yakın, çok güçlü olduğunda bazıları bu durumu kıskanıyor ve ‘Türklerle neden bu kadar ileri gittiniz?’ diyorlar. Belki de bunu yapanlar Türkiye’nin bölgede güçlü bir ülke olmasını istemiyor. Çünkü Türkiye ve Kürdistan arasındaki güçlü ilişkiler, Türkiye’yi de güçlü yapar. Irak ve Kürdistan arasındaki dengeyi korumak da Türkiye’yi daha güçlü yapar. Türk ekonomisi daha güçlü olur. Türkiye’nin enerji güvenliği daha sağlam olur.”

MESUD BARZANI - AHMET DAVUTOGLU

Davutoğlu Barzani’den çözüm sürecine destek sözü almıştı. [ANADOLU AJANSI]

Havrami, “Kim bu güçler?” sorusuna yanıt vermiyor ama Erbil’deki Selahaddin Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Osman Ali’ye göre, İran, bunlardan biri.

Ali’ye göre, Tahran’ın bu stratejik ortaklığı istememesinin güncel ve tarihi sebepleri var. “Tarihçiler, Osmanlılar ile Kürt Emirlikleri ittifakının Osmanlı’nın Ortadoğu’ya hâkim olmasının önünü açtığında hem fikir. 12’inci yüzyılda Mısır ve Kuzey Afrika’daki Şii Fatımi İmparatorluğu, Türklerin ve Kürtlerin ittifakıyla yıkıldı. 1514’teki Çaldıran Savaşı ki orada da Türklerin ve Kürtlerin işbirliği var, Anadolu’da Safevi Devleti’nin önünü kapadı.”

Ali, Türkiye ve Irak Kürdistan’ı arasındaki ilişki derinleştikçe, İran’ın yeniden bir meydan okumayla karşılaşabileceğini de düşünüyor: “Kendi Kürtlerine ulusal haklarını tanımış bir Türkiye ile Irak Kürdistanı arasındaki iyi ilişkiler, eninde sonunda İran Kürtleri için de bir çekim merkezi oluşturacaktır.”

Stratejik ortaklığın temeli: Barış süreci

Ali’nin dikkat çektiği ‘Kürtleri’ne ulusal haklarını tanımış bir Türkiye, Ankara-Erbil ilişkilerinin hem seyrini hem de kaderini belirliyor.

Kuzey Irak doğalgazı Rusya’ya bağımlılığını azaltmak isteyen Avrupa’nın da iştahını kabartıyor. [ANADOLU AJANSI]

Kuzey Irak doğalgazı Rusya’ya bağımlılığını azaltmak isteyen Avrupa’nın da iştahını kabartıyor. [ANADOLU AJANSI]

Türkiye’nin en öncelikli meselelerinden birini çözüm süreci olarak ortaya koyan ve süreç tamamlanmadan uykunun kendisine haram olduğunu açıklayan yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’yi, 2009’da Erbil’de ziyaret ederken 21 Ekim 2007’de 13 Türk askerinin Kuzey Irak’tan gelen PKK militanlarınca öldürüldüğü Dağlıca baskınına atıfta bulundu. Bu ziyareti izleyen Milliyet yazarı Fikret Bila, Davutoğlu’nun Barzani’ye şunları söylediğini yazmıştı: “Dağlıca baskınından sonra Türkiye yol ayrımına gelmişti. Ya savaşa yönelecekti ya da ortak akılla hareket edip barışa. Biz bu yolu seçtik, akıllı hareket edip temaslarımızı yoğunlaştırdık. Dağlıca belki bir Türk-Kürt savaşı çıkarmak için yapılmıştı.”[5]

Davutoğlu aynı toplantıda, bir zamanlar Türk siyasetçilerin “Kabile reisi” diyerek küçümsediği Barzani’den çözüm sürecine her türlü destek sözü de almıştı. Söz bugüne kadar tutuldu. Bunun en büyük göstergelerinden biri de, Kasım 2013’te Diyarbakır’daki toplu nikâh törenine Barzani ve dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın birlikte katılıp, şahitlik yapmasıydı. Şahitler arasındaki Kürt milletvekili Leyla Zana’nın sözleriyse, Ankara-Erbil ilişkilerinin durumunu özetlemekle kalmıyor, barış sürecinin bu ilişkideki yerini de belirliyordu: “Evet şahidim. Bu evliliklerle barışın da şahitliğini yapıyorum.”

Zana’nın tanımına rağmen, partisi BDP (Barış ve Demokrasi Partisi), ziyaretten memnun değildi. Onlara göre, Barzani, yerel seçimler öncesi Kürt oyları peşindeki AKP’nin oyununa alet oluyordu.[6] Üstelik Suriye Kürtleri tam da, bir PKK projesi olan ‘demokratik özerkliği’ kurarken, Barzani bütün Kürtlerin geleceklerini tartışmak için bir araya gelmesini isteyen Öcalan’ın ‘ulusal kongre toplanması’ çağrısını kulak ardı edip, toplu nikâh törenine geliyordu.

Bütün bunlar da akıllara bir soruyu getiriyordu, birbirlerine mecbur olanlar yalnızca AKP ve KDP mi? Bütün Kürtlerin bu birlikteliğe gönlü var mı?

Bu soruya Ortadoğu uzmanı Serhat Erkmen, Kürt ve Türk halkları söz konusu olduğunda “Evet” diye yanıt veriyor.

Hangi Kürt siyaseti?

Bu birlikteliğin önemli katalizörü ise enerji. Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21’inci Yüzyıl’da Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası Başkanı Erkmen’e göre,  Ankara ve Erbil’i enerji ve ticaret ilişkileri yakınlaştırıyor ve birbirine mecbur ediyor. KDP ve AKP’nin birbirine yakın partiler olması da, bu ilişkilerin derinleşmesinde bir etken: “Her ikisi de muhafazakâr. Her ikisi de görünüşte demokratlar ama otoriter rejim oluşturma konusunda hem fikirler. Her ne kadar, kontrol altına almak istedikleri etki alanları, kendi sınırlarının dışına taşsa da, ikisi de birbirini bu anlamda rakip olarak görmüyor.”

KUZEY IRAK'TAKI YABANCI FIRMALARIN YARISI TURK

20’ye yakın ülkeden 40’a yakın kente sefer düzenlenen Uluslararası Erbil Havaalanı, Türk firmalar tarafından yapıldı. [ANADOLU AJANSI]

Erkmen bununla birlikte Kürt siyasetinde iki ana akım olduğunu da hatırlatıyor, muhafazakâr KDP çizgisi ve ideolojik anlamda sol ağırlıklı Apocular çizgisi. Erkmen’e göre, PKK’nın Suriye kolu PYD, İran’daki kolu PJAK ve Kuzey Irak’ta Celâl  Talabani’nin kurduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) de siyasal olarak aynı çizgide. Bu çizgideki Kürt siyaseti, Türkiye ile ilişkilerde temkinli. Erkmen bu Kürt siyaset çizgisinin, Türkiye ile İran arasında denge kurmaya çalıştığını söylüyor.

KYB’den ayrılanların kurduğu Goran Hareketi’nin politik araştırmalar bölümü başkanı, aynı zamanda Süleymaniye Üniversitesi Siyaset Bilimi öğretim üyelerinden Dr. Muhammed Havrami, Temmuz ayında Al Jazeera’ye verdiği söyleşide KDP’yi, Türkiye’ye çok yakın durmakla eleştirmişti: “KDP, Türkiye ile bu kadar yakın ilişki geliştirerek, bütün yumurtaları aynı sepete koyuyor. Bir denge sağlamalıyız. Bütün komşularımıza tehdit olmadığımızı göstermemiz, komşularımız arasında denge sağlayabildiğimizi ispatlamamız, Sünni-Şii çatışmasının tarafı olmayacağımızı vurgulamamız gerek.”

“Türkiye’ye ne verdiyseniz bize de verin”

Tahran yönetimi de bu dengenin tutturulması için Irak Kürtlerine baskı yapıyor. Erbil’deki Kürt Parlamentosu Doğal Kaynaklar Komitesi Başkanı, Kürdistan İslâm  Birliği Partisi’nden Şirko Cevdet Mustafa, İran’ın kendilerine sürekli “Türkiye’ye ne veriyorsanız bize de aynısını verin.” dediğini aktarıyor. “Kendilerini Türkiye ile karşılaştırıyorlar. Kürdistan’da Türkiye’nin oynadığı rolü oynamak istiyorlar. ‘Türkiye’nin size verdiği her şeyi biz de veririz.’ diyorlar. Enerji ve ticarette ilişkileri daha ileri taşımak için yoğun bir çaba var.”

Dr. Şirko, Kürdistan’ın iki güçlü komşusu arasında denge kurması gerektiğini düşünenlerden. 1950’lerin sonundan 1971’e kadar, birbirleriyle kavgalı İran ve Irak’ı hatırlatıyor. O dönemde Irak’a karşı Kürtleri destekleyen İran, Bağdat hükümeti ile sorunlarını çözünce Kürtlere verdiği desteği birdenbire çekmişti. Bunun üzerine Bağdat yönetimi Kürtlere saldırmış, Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, sürgüne gitmek zorunda kalmıştı.

Dr. Şirko, bu durumu Kürtlerin yaptığı tarihsel hatalardan biri olarak tanımlıyor. Bir komşuyla çok yakınlaşmak yerine, denge politikası izlemenin daha doğru olduğunu söylüyor.

Zor sınavlar

Tüm ilişkiler gibi, Ankara-Erbil ilişkileri de zor zamanlarla sınanmaya aday. Hele ki Ortadoğu dengeleri hızla değişirken, eski Ortadoğu ölürken ama yenisi de doğmayı başaramamışken.

8.Erbil 1,1 milyonluk nüfusuyla Irak Kürdistanı’nın en büyük kenti. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Erbil 1,1 milyonluk nüfusuyla Irak Kürdistanı’nın en büyük kenti. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Veysel Ayhan’a göre, Ankara bu anlamda iyi sınav veremedi. “Özellikle IŞİD saldırıları karşısında İran, Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik daha aktif politika yürüterek, bölgedeki gelişmeler karşısında pasif tutum içinde olmayacağını gösterdi. Türkiye tam aksine IŞİD’in saldırıları karşısında henüz strateji ortaya koyabilmiş değil.”

Gerçi Mesud Barzani, daha sonra Türkiye’den IŞİD’le mücadele sırasında silah yardımı aldıklarını, Ankara’nın talebi üzerine gizli tutulduğunu açıkladı.

Bu gizlilik Kürt kamuoyunda Türkiye yardım etmiyor algısı yarattı.

IŞİD’in fiili olarak Kürt yönetimi denetimindeki bölgelere, Irak Kürdistanı’na saldırmasıyla ciddi bir güvenlik sorunuyla karşılaşan Kürtler Ankara’nın tavrıyla hayal kırıklığına uğradı.

Ayhan, Türkiye’nin Suriye politikasını belirlerken de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in gitmesini istediğini ama büyük ölçüde PYD’nin denetimi altında olan Suriye Kürtlerinin yaşadığı bölgelerde PYD’nin güçlenmesini de engellemeye çalıştığını söylüyor.

Türkiye, PYD’yi tek taraflı oldubittilerden uzak durması konusunda uyarmış ve rejim ile bütün ilişkisini kesmesini istemişti.

İmralı, Kandil ve hükümet üçgeninde görüşmeler yürüten HDP heyetinden İdris Baluken de, Ayhan ile benzer görüşleri paylaşıyor: “Sayın Davutoğlu global Kürt politikası yerine birkaç Kürt partisi, Güney Kürdistan üzerinden şekillenen bir Kürt politikası götürdü. Bu doğru değil. Her dört parçadaki Kürtlerin durumu mutlaka gündemde olmalı, örgütlü Kürt güçleri göz önünde bulundurulmalıdır.”

Bununla birlikte Baluken, Türkiye’deki çözüm sürecinin tarihi bir Türk-Kürt ittifakı olduğunu ve Ortadoğu’daki dengeleri etkileyeceğini düşünüyor:

“Bu süreç belki de yüzlerce yıl sürecek bir stratejik işbirliğini öngörüyor. Bizim çözüm sürecinden anladığımız  budur.”[7]

 

[1] http://www.enerji.gov.tr/yayinlar_raporlar/Sektor_Raporu_EUAS_2013.pdf

[2]http://www.aljazeera.com.tr/haber/kerkuk-petrolunu-de-satabiliriz

[3] http://www.aa.com.tr/en/news/352269–us-is-against-an-independent-kurdistan-in-iraq

[4]http://www.aljazeera.com.tr/haber/kurt-yonetiminden-abdye-mektup

[5]http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetayArsiv&ArticleID=1156761&AuthorID=61&b=Barzaniden%20soz%20&a=NaN

[6] http://www.aljazeera.com.tr/haber/barzaninin-ziyaretine-tepkiler

[7]http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/taahhutler-kayda-alinsin

 

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

 

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)