DAMGALI MAHALLELER

Girilmez sokaklar, helikopterli polis operasyonları, kırılan kapılar, aranan şahıslar, telsiz cayırtıları… Kentlerin suçla damgalanan mahallelerinde bu bildik klişelerin çok ötesinde bir şeyler oluyor. Suçla, yoksullukla ve kentsel dönüşüm korkusuyla boğuşan en azı 40-50 yıllık geçmişe sahip bu mahalleler ortak bir kaderin, ‘kentsel çöküntünün’ kurbanı.

Cengiz Erdinç

Hâlâ inşaatı süren sekiz katlı ‘Kent Konutları’nı koruyan üç-dört metre yüksekliğindeki beton duvar boyunca uzanan Dereboyu sokağının diğer tarafında tek katlı, düzensiz, küçük bahçeli, bitişik nizam, kargacık burgacık evler uzanıyor. Eski mezarlığa ulaşan dik yokuşta parlak renkli montu ve spor ayakkabılarıyla 20’li yaşlarda bir genç sağa sola yalpalar yapıyor. Ot içtiğini anlamak için uzman olmaya gerek yok. Arkasında beliren ve “Burada ne işi var?” diye sormadan edemeyeceğiniz lüks beyaz Mercedes’in sürücüsü hiç acele etmeden bekliyor. Yarı sarhoş genç arkasına dönüyor, yamulmuş bakışlarla Mercedes’in koyu renkli camları arkasındaki sürücüyü seçmeye çalışıyor, sallana sallana kenara çekiliyor, otomobil karışık sokaklara aşina manevralarla gözden kayboluyor.

İstanbul Gaziosmanpaşa’daki Sarıgöl Mahallesi kentsel dönüşümün duraklarından biri. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

İstanbul Gaziosmanpaşa’daki Sarıgöl Mahallesi kentsel dönüşümün duraklarından biri. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Burası Gaziosmanpaşa, Sarıgöl. İstanbul’un “Girilemez” denilen suçla damgalı mahallelerinden. Eskiden askeri eğitim sahasıymış. 64 yıl önce Beyazıt ve çevresindeki Romanlar buraya kurulan Kızılay çadırlarına sürülmüş. Çadırlar zamanla kontrplaktan barakalara, gecekondulara dönüşürken, Romanlara şansını İstanbul’da arayan Karadenizliler, 1990’lı yıllarda köyleri boşaltılan Kürtler ve başkaları eklenmiş.

Yokuşlar ve daracık sokaklardan oluşan Sarıgöl’ün sırlarına ulaşmak kolay değil. Torbacılık yapan Z. olayları yaşayan başkasıymış gibi anlattığında açılıyor: “15 yaşında çocuğa önce ufak tefek işler yaptırır. ‘Git evden yengen sana bir şey verecek, al getir.’ der. Çocuk bilmez, esrar getirir. Cebine para koyar, karnını doyurur. Bir gün ‘Al bakalım torbayı.’ dediğinde satıcı olmuştur. Yoksulluktan kimse itiraz etmez. Bazıları darda olana faizle para verir. Ödeyemeyeceği belli. Ödeme geldiğinde hap satmaya, ot satmaya başlar. Ufak tefek suçtan içeri giren cezaevinde bu işin profesörü olur. Çevre bulur, arka bulur, mal bulur… Z. sokaklardaki araç trafiğini gösteriyor “Gelen burada durmaz, alışveriş yapar gider. Hepsinin müşterisi belli. Mahallede içici vardır ama satıcı azdır. Satış yapan, on bilemedin on beş kişi. İş bulanı müzisyenlik yapar, hurda toplar, seyyarlık yapar. Kalanı da işsizdir. Satanları polis de bilir, adıyla sanıyla ayakkabı numarasına kadar. Helikopterle baskın yaptılar, baronlar, şunlar bunlar. Ne baronu? Romanlar bu işin ayakçısıdır, asıl parayı götüren mahallede olmaz zaten. Dışarıdadır. Mahallenin adı çıkmış bir kere…”

Mahallenin adının çıkmasının farklı sonuçları var. Sarıgöl Roman Derneği eski başkanı Şadi Çatı göğe doğru yükselen 18 katlı beton kuleleri gösteriyor. “Bir etiket yapıştırılıyor buraya. ‘Kentsel Dönüşüm’ diye burayı bataklık olarak gösteriyorlar. 700-800 ailenin evi yıkıldı. Evleri ellerinden alınarak zorla gönderildiler. Yoksullar evlerini 30 bin liraya, 40 bin liraya satıyor. Satmayana ev verecekler, karnını bile doyuramayan, belediyenin yemek yardımıyla geçinen insanlar o evleri nasıl ödeyecek? Belediye bilmiyor mu bunu? Evin aidatını bile ödeyemeyecek.”

Sarıgöl Mahallesi’nin dar sokaklarına sıkışmışlık çocuk yaşta başlıyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Sarıgöl Mahallesi’nin dar sokaklarına sıkışmışlık çocuk yaşta başlıyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Sarıgöl yakınlarında, kaçak tütün işiyle uğraşan Kürt kökenli seyyar satıcı gayrimeşru dünyaya farklı bakıyor. “1993’te önce Diyarbakır’a sonra İstanbul’a geldik. Çoğu da böyle. Kürtsün diye sana pek iyi bakılmaz. Öyle olaylar oldu ki, sabah selam veren esnaf akşam gaza gelip sopayla saldırdı. O zaman gayrimeşru falan kimse dert etmiyor. İş yok, para yok, fırsat var. Tütün satıyoruz, tütün bile kaçak. Ha kaçaksa o zaman bir yolunu bulur, Doğu’dan çuvalla ot getirir. Evini yaksalar, yıksalar, köyünden sürülsen sekiz nüfus, on nüfus ne yapacaksın? Gayrimeşrusu mu kalır? Kalmıyor.”

Damgalı mahallelerde kıraathaneler mesai saatlerinde de dolu. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Damgalı mahallelerde kıraathaneler mesai saatlerinde de dolu. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Tombalalı çözüm

İstanbul’un göbeğindeki Kuştepe’de de durum farklı değil. Birkaç ay önce gece yarısı operasyonla bin civarında polis tarafından basılan Kuştepe, yoksulluk, suç ve kentsel dönüşüm gerilimini bir arada yaşıyor. Dünya Roman Organizasyonu Ortadoğu Sorumlusu ‘Gaco Metin’ yoksulluk ve uyuşturucu meselesini farklı bir yöntemle, bir bodrum kahvesinde ‘tombala’ çekerek çözmeye çalışıyor. “Her akşam 25 kişiye yevmiye veriyorum, 90-100 kişi oynuyor. Burada 25 kişi ekmeğini kazanıyor. Her gün 2 bin lira dağıtıyorum. 5 lirayla oynuyorlar, birinci çinko 60, ikinci çinko 100 tombala 300. Ben 90 gündür bu işi yapıyorum, çoğu zaman cepten gidiyor. Cebime bir kuruş koyduysam o kefen param olsun… Sokakta bonzai satan çocuğa, Beyoğlu’nda hap satan kıza onu bıraktırmış, evine 70 lira getirebilecek pozisyona sürükleyebilmişsem, benim gibi garip bir Çingene 25 kişiye ekmek verip onları kurtarabiliyorsa, ‘Devlet isterse neler yapar?’ diye düşünüyorum. Varlık noktamız uyuşturucunun azaltılması doğrultusunda bir şeyler yapmak. Bu kumarsa o zaman lotoyu, at yarışını, İddaa’yı tartışmamız lazım. Kimse bana ‘Kumar illegal.’ demesin.”

Metin Salih Şentürk Roman değil. Bir Roman kızıyla evli olduğu için ‘yabancı’ anlamında ‘Gaco’ lakabıyla anılıyor. Roman Çiçekçiler Derneği adına açtığı etüt evinde sayıları 150’ye ulaşan Roman çocuğa eğitim veriyor. Şentürk devletin farklı davranması gerektiğini savunuyor. “Adama ‘Çingene’ diyorsun, trafikte çiçek, Selpak sattırmıyorsun, cam sildirmiyorsun. Sonra hırsızlık yapınca ‘Utanmıyor musun, ahlaksız?’ diyorsun. Devlet ‘Yapma!’ dediği zaman alternatif koymak zorunda. ‘Al sana yardım, al iş.’ diyebilmeli. Bunu demezse o zaman bin kişiyle operasyon yapar. Kamuoyuna soruyorum, devlet bin kişilik operasyona, helikoptere, araca, benzine, mesaiye harcadığı parayla Kuştepe’nin ücra bir köşesine konfeksiyon atölyesi açsa. 10 kişiyi, 20 kişiyi istihdam etse…”

Kendisini ‘Roman’dan daha fazla Roman’ diye anlatan Gaco Metin olayların kentsel dönüşüm yüzünden abartıldığını düşünüyor. “Zaten 1952’de Karkuyusu’ndan buraya gönderilmiş bu insanlar. ‘Romanlar kolay toplum, çöp poşeti gibi kaldırır başka bir yere koyarız.’ diye düşünüyorlar. Bu bölge birçok insanın hayalinin ötesinde değerli. Bira İşçi Evleri 2-3 milyon dolar, Sabancı binaları, liseler, ilköğretim okulları, Bilgi Üniversitesi ve TrumpTower arasında. Amerikalılar ‘Çingeneler naştkırlas yapsa (gitse) da oraya havuzlu villalar yapsak.’ hayali içinde. Amaç üzüm yemekse konu çok basit, fakat amaç bağcıyı dövmekse konu zorlaşıyor. Adamın 100 metrekare evini alıp üzerine beş kat yapacaksın, tanesini 400 bin liradan 2 milyona satacaksın, en az 1 milyon lira kazanacaksın, sahibine de ‘Senden arsayı aldık ya, 100 bin lira da üste borçlandın.’ diyeceksin. Bunu kimse kabul etmez.”

Kuştepeli, artık tövbe ettiği söyleyen bir torbacı bunun dışarıdan görüldüğü gibi kolay bir iş olmadığını anlatıyor: “Bu işin geliri yüksek gibi gözükür, günde bazen 5-10 bin lira ciro yaparsın. Ama yüzde 80’i maliyettir. 500-1000 lira sana kalırsa ne ala. Haydan gelen de huya gider. Alkole gider, kumara gider. Eve gider. Para tutamazsın, istesen de olmaz. O kadar sene torba tuttuktan sona bıraktım. Şimdi rahatım, evimde iç çamaşırımla yatabiliyorum. Bu ne demek bilir misin? Günde en az yirmi, otuz kişiye ot veriyorsun. İçlerinden biri yakalansa, adını okusa… Baskın olursa camdan atlayıp gidecek gibi senelerce elbiselerle uyudum. Yakalanırsan cezası ağırdır. Bunun bir maliyeti var elbette. Nasıl var? Var işte. Yarım kilo, bir kilo malı alır gelirsin. Çevirmesi var kontrolü var, Asayiş operasyonu var. Sırtından ter akar. Onu parçalar, fişek halinde satarsın. Müşteriler müşterilerden gelir. O onu, tanır, öbürü ondan alır, gelir. Müşteri gelir, alır gider. Evden pek olmaz, kuytu bir yerden.”

Romanlar suçla anılmaktan şikâyetçi. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Romanlar suçla anılmaktan şikâyetçi. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Önce uyuşturucu sonra dönüşüm

İstanbul’da Kâğıthane’deki Yahya Kemal Mahallesi Romanların hafızasında en az Sulukule kadar yer tutuyor. Dolapdere’den 1950’li yıllarda ayrılarak Gültepe ve Kâğıthane’ye yerleşen Romanları barındıran mahalle, 2003’ten itibaren uyuşturucu operasyonları ve ardından da kentsel dönüşümle tanıştı. Yahya Kemal Mahallesi’nin ileri gelenlerinden kâğıt toplayarak geçinen Cemil Akmaca ailesinin başından geçenleri anlattığı ‘Çeribaşı Rüstem Ağa’ adlı kitabında kentsel dönüşümden hemen önce işlerin karıştığını yazıyor: “Burada gayrimeşru göremezdin. 2003 yılından sonra tanımadığımız insanlar adeta buraya saldırdı. Esrar, tiner, Bally girdi mahalleye. Ardından da kentsel dönüşüm için polisler geldi. Olaylı yıkımlarda yaralananlar, ölenler, evleri yananlar oldu. Evleri yıkılanlar yakındaki köprünün altına gitti çadır kurdu. Bir bebeğimiz donarak öldü.” Akmaca’ya göre, evini barkını kaybeden, işi olmayan insanlar mecburen yasadışı işlere girmiş. “Kuştepe, Sarıgöl, bunlar bizim insanlarımız, gayrimeşruya girenler de var. Ama polis herkese suçlu muamelesi yapıyor. Romanlara torbacılık yaptırıyorlar. Çünkü eğitim yok, iş yok. Mecbur yapıyor.”

Oğlu Aykut Akmaca babasıyla kâğıt satıyor. Sekiz yıl okuduktan sonra Roman olduğu için İmam Hatip’e giremediğini ve eğitimini yarım bıraktığını anlatıyor. Roman olduğu için gittiği alışveriş merkezlerinde sıkı sıkı arandığını, mağazalarda peşine güvenlik görevlisi takıldığını söylüyor. “Bankalarda ayrımcılık olmuyor, çünkü Romanların bankaya yatıracak kadar parası asla olmuyor. Sıfırla sıfırı toplayınca bir etmiyor.” diyor ayrımcılıktan söz ederken.

Ölüler yeri

Merkezde kalan eski Roman mahallelerinin kaderi İzmir’de de farklı değil. Rumca “Ölüler Yeri” anlamındaki Mortakiya’dan dönüşen adıyla Murtake, bilinen adıyla Teneke mahalle,  ya da resmi adıyla Ege Mahallesi, İzmir yangınından sonra Selanik’ten mübadele ile gelen Romanlar tarafından kurulmuş. Demiryolu ve otoyolla sınırlanan 7 hektarlık alana yayılan 6 bin nüfuslu Murtake de suçla anılan “girilmez” denilen yerlerden.

Alsancak’ın hemen kıyısındaki Murtake’nin bu ‘girilmezliği’ belediye tarafından altı yıl boyunca kapalı tutulan ve ancak geçen yıl açılan tek taşıt yolundan geliyor. Doğma büyüme Murtakeli Esat, gayrimeşruluğun yoksulluğun bir sonucu olduğunu söylüyor. “İnsanlarımız sefalet içinde. Kenar mahallelerin hepsinde yokluktan gayrimeşru vardır. Bu yüzden mahallede yaşayanlar da çok abartılı olarak bakmaz. İmkân olsa ‘Yapma!’ der ama. Herkes aynı koşullarda garibanlığı yaşıyor. Bu mahallelerde zengin arama!”

Murtake’de yerleşiklerin ancak yarısı bir tapuya sahip. Yarısı ise Hazine arazisi üzerinde işgalci olarak görülüyor. Esat “Adamın 120 metrekare yeri var, 70-80 metrekarelik ev verip üzerine borçlandırıyorlar. Nasıl ödeyecek işi gücü olmadan?” diyor.

Murtake İzmir’deki Roman mahallelerinin en eskisi. Geçmişte Roman mahallesi olup, göçle şekil değiştiren 32 mahalle daha var. İzmir Çağdaş Roman Derneği Başkanı Halit Keser nüfusun tahminen yüzde 10’unun Roman olduğu İzmir’de hemen her mahallede yoksulluğun ve işsizliğin belirleyici olduğunu söylüyor.

Suçun hep Romanlarla birlikte anıldığını hatırlatan Keser “Bu toplumun tamamı hırsız değil, tamamı uyuşturucu kullanmıyor, tamamı dansöz, köçek değil, müzisyen değil. Kendini yetiştirmiş çok entelektüel arkadaşlarımız var. Suç, toplumun ortalamasına göre biraz daha fazla olabilir, ama o kadar. Bütün dünyada fakirlerin yaşadığı yerlerde geçim sıkıntısı vardır, insanlar mecburen illegal işlere bulaşırlar, kriminal bir leke olur.” diyor.

Bütün marjinal mahallelerin Roman bilindiğini, böyle olmadığını söyleyen Halit Keser, “Tepecik, Kuruçay Abdallardır, Romanlığı kabul etmez ama Roman sayılırlar. Oysa Roman nüfus içinde suça bulaşanlar yüzde 10’u geçmez. Esrar satanların, hap satanların müşterileri Alsancak’tan, Kordon’dan, Karşıyaka’dan geliyor. Ama kimse onları damgalamıyor.” diyor. Roman mahallesinde bakkaldan bir liralık peynir alan, salça alan insanlar yaşıyor. Belediye oraya AVM kurmayı planlıyor. Pek çok yerde kentsel dönüşüm var ve bazı mahallelerde ancak yüzde 10-15 tapu sahibi, büyük çoğunluk Hazine arazisinde işgalci konumunda ve buralardan sürülecekler, yerlerini orta sınıf alacak.”

Murtake bu noktada başlıyor. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Halit Keser bir süredir mahalledeki çocukların sokaktan kopması için ‘etüt merkezi’ açmayı planladıklarını, ancak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan, Valilikten ve Belediye’den gerekli desteği alamadıklarını oysa Romanların da, suçla anılan mahallelerin de en büyük probleminin eğitim olduğunu söylüyor. “Dört ay boyunca kadınlara kurs verdik, mum yapmayı öğrendiler. Pazar yerlerinde yer bulmaya çalışıyoruz. Karşılığında çocuğunu buraya gönderecek, on beş günde bir de kendisi eğitim alacak. Ama belediye hâlâ bize pazarda yer verecek. Onu bekliyoruz.”

Kadifekale’de ağırlıklı olarak Romanlar ve Mardinliler yaşıyor. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Kadifekale’de ağırlıklı olarak Romanlar ve Mardinliler yaşıyor. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Kadifekale’de Mardin

İzmir’de sadece Romanlar değil Kürtlerin ağırlıkta olduğu mahalleler de suçla anılıyor. Kadifekale, dar ve dik sokakların tepesine kurulu bir mahalle. Eteklerinde Romanların, üst kesimlerinde ağırlıkla Mardinlilerin yaşadığı Kadifekale’de uyuşturucu gözle görülmese bile varlığını hissettiriyor. Evinin önünde güneşlenen yaşlı bir amcaya soruyoruz uyuşturucuyu, 50 metre ileride köşe başlarında bekleşen onlu yaşlardaki çocukları gösteriyor. 10 yıl öncesine göre gasp ve benzeri vakalar azalmış. Eksik dişler gibi yıkılmış ya da terk edilmiş evler kentsel dönüşümün izleri. Birlikte göçle gelen Kürtlerin dayanışması Kadifekale ve benzeri mahallelerde kriminal dünyayı güçlendiriyor. Kadifekale’de Kürt gençlerinin özellikle uyuşturucuya ve fuhuşa bulaştırıldığını öne süren BDP İzmir Gençlik Meclisi’nin 21 Eylül’de İzmir’de düzenlediği yürüyüşün sloganı ‘Sömürgeci uygulamalara son’ idi. Ancak Kürt siyaseti hareketinin de işsizlik ve yoksulluk karşısında sunabildiği bir alternatif yok.

Çinçin tarzı

Ankara Altındağ’daki Çinçin’in göbeğinde yükselen TOKİ evleri ile hemen karşısındaki gecekondular bu mahalleyi İzmir ve İstanbul’un ‘damgalı’ semtlerinden ayırıyor. Kentsel dönüşümün canlı örneği olarak dikilen beyaz sıvalı yeni bloklar değil Çinçin’i farklı yapan. 12 Mart döneminin ünlü THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) militanlarından Sinan Cemgil’den ünlü sinemacı Yılmaz Güney’e pek çok politik figürün arandıkları dönemde gizlendiği Çinçin gecekonduları, 70’li yıllardan gelen bir dayanışma geleneğine sahipti. Romanlar, Aleviler, Kürtler ve başka pek çok gruptan oluşan Çinçin halkı bu dayanışmayı 1980’li ve 1990’lı yıllar boyunca sürdürdü. İçinde gayrimeşru işleri de barındıran Çinçin kültürü, Türkiye’deki diğer mahallelerden hayli farklı ortak bir aidiyeti yakın zamana kadar devam ettirdi.

Çinçin’de kentsel dönüşümün lokomotifi TOKİ. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Çinçin’de kentsel dönüşümün lokomotifi TOKİ. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Üniversite öğrencilerinden devlet memurlarına, Ulus ve Kızılay’ın yoksul seyyar satıcılarından konsomatrislere kadar toplumun neredeyse her kesiminden insanı barındıran Çinçin’i oluşturan iç içe beş mahalleden Gültepe’nin gecekonduları yerini TOKİ bloklarına bıraktı. Yıkılan gecekondularla birlikte pek çok Çinçinli Ankara’nın Mamak, Sincan, Pursaklar, Hüseyin Gazi gibi farklı semtlerine dağıldı. Bu göçte Ankara’nın merkezinin Ulus’tan Kızılay’a ve Çankaya’ya doğru değişmesinin de payı var.

Çinçin kültürünün Robin Hood tarzı adalete vurgu yapan hikâyeleri internette izlenme rekorları kıran ‘Yolunda A.Ş.’ gibi bağımsız dizilerde yaşıyor. Fakat sokakta, yeni kuşaklar arasında aynı anlamı bulduğu pek söylenemez. Çinçin kültürünün sadece bir parçası olan uyuşturucu, şimdi bu kültüre meydan okuyacak kadar güçlendi.

TOKİ bloklarının hemen önündeki geniş caddede tur atan, çelik jantlı, metalik boyalı ve renkli camlı Doğan görünümlü Şahin’ler mahallenin o eski ruhunu yaşatmaya çalışsa da, bir zamanlar Behzat Ç. dizisine mekân olan Çinçin saat yediden sonra boşalıyor.

Ana caddede, bakkal ile birahane arası bir mekânın önünde sohbet eden Çinçinliler daha ilk cümlelerinde bu gelenek kopukluğundan söz ediyor. “Doğma büyüme Çinçinliyim, burada gecekondular varken insanlar vardı. Hepsi gittiler. Şimdi hava karardığı zaman kimse dışarı çıkmaz. Ben her gün gelip iki üç saat takılırım. Yediden sonra sıkıntı oluyor. Yeni nesil biraz saygısız. Eskiden insanlar birbirlerini büyük küçük sayardı, şimdi öyle değil. Gelir ‘Cigaran yok mu?’ der, para ister. Versen olmaz, vermesen bela… TOKİ’ye gelenler bin pişman. Topraktan yeri olanlar 70-80 bin lira borçlanmış. Dışarıdan gelenler satıp gidemiyor. Çeteler var. Hırsızlık çoğaldı. İş olmayınca ne yapacak? Gayrimeşru kovalayacak. ”

Mahalleye ‘keş’ getiriyoruz 

Peki ya semt halkının deyimiyle gayrimeşru kovalayanlar? Yenidoğan’da torbacılık yapan M. “Mahallenin ekonomisi var. Allah torbacılardan razı olsun. Onlar olmasa mahalleye nasıl ‘keş’ para girecek? Nakit parayı biz getiririz buraya.” diye anlatıyor durumunu. Mahalle onun için duygusal bağlarının olduğu bir yer. “Sadece yaşadığın yer değil, bunun ötesinde. Mahalle evet suçla anılıyor, ama bu daha çok yoksullukla ilgili. Çankaya’da da kiralar 200, 250 lira olsa orası da aynı olur. Mesele daha çok yoksulların nerede yaşadığıyla ilgili. ‘Girilmez’ derler ama girilir. Fakat ne niyetle giriyorsan ona göre karşılanırsın. Gayrimeşru ortam buradaki insanların yaşamlarını idame ettirmek için girdikleri ayrı bir maceradır. Gelir düzeyi düşük bile değil, yoktur. Asgari ücretle çalışan adam gayrimeşru kovaladığında ayda dört-beş bin lirayı cebe atar. Bunu herkes bilir, polis de bilir, mahalleli de bilir. Dallı budaklı bir iştir.”

Mahalleli "Çinçin’in adı suçla anılıyor ama asıl mesele yoksulluk." diyor. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Mahalleli “Çinçin’in adı suçla anılıyor ama asıl mesele yoksulluk.” diyor. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Z. mahalleye yapıştırılan gayrimeşru yaftasına da itiraz ediyor. “Gayrimeşru deyince, daha büyük çaplısı lüks semtlerde döner. Mahalle bunun en altıdır. Ankara’da kaç kişi uyuşturucu kullanır? 500 bin, 1 milyon, 2 milyon? Bence en az 2 milyon kişi kullanıyordur ve bu sadece Yenidoğan’ın, Çinçin’in altından kalkabileceği bir şey değil.”

Peki ya mahalle baskısı? “Şimdi çevre de ikirciklidir. Gayrimeşrudan korkar herkes, kimse sevmez, uzak dururlar. Ama çözemeyecekleri bir olay gelir başlarına, ya da para lazım olur mesela. O zaman gayrimeşru işle uğraşana giderler. Bu toplumun bir değer yargısı yoktur.”

Doğma büyüme Çinçinli taksici ise dertli: “Mahallenin adı çıkmış. Eskiden esrar vardı, ona göz yumuyorduk. Ama şimdi eroin çıktı, bonzai denilen bir şey çıktı. İçiyor, ölüyor 18 yaşında, 20 yaşında. Ankara’nın her tarafından gelirler bu yana. Hava kararıyor, ondan sonra adam eroini aldığı için babasına saldırıyor. Kimseyi tanımıyor.”

Ankara merkezli Roman Gençlik Derneği Başkanı Yücel Tutal, Romanların Türkiye standartlarının üzerinde bir suç oranına sahip olduğunu, ancak bunun bütün mahallelere yayılamayacağını söylüyor. Suçun bir ‘etikete ve damgalamaya’ dönüştüğünü anlatan Tutal, Romanların ekmek parası için harcadığı çabayı ilginç bir örnekle anlatıyor: “Ankara’da bohçacılık yaygın olarak yapılan bir meslekti. Alışveriş merkezleri, kredi kartı kullanımı ve internetten alışveriş bohçacılığı bitirdi. Şimdi bohçacılar ekipler halinde Azerbaycan’a Bakü’ye, köylere kadar gidiyor. Bakü’nün dağ köylerinde buradan giden yüzlerce Roman var.”

Damgalı mahalleler gettolaşma tartışmalarını beraberinde getiriyor. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Damgalı mahalleler gettolaşma tartışmalarını beraberinde getiriyor. [KEMAL SOĞUKDERE/AL JAZEERA]

Peki, İstanbul, Ankara ve İzmir’in damgalı mahalleleri ABD ve Avrupa’da çok tartışılan gettolara mı dönüşüyor?

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Alev Özkazanç’a göre, gelişmiş ülkelerde patlak veren ‘kent sorunu’ ABD’de siyahların, Avrupa’da göçmenlerin oturduğu gettolarda çok daha ağır örneklerle ve vahim biçimde yaşanıyor. Özkazanç ABD’nin siyah, Avrupa’nın göçmen gettolarının sadece yoksullukla değil, toplumsal, kültürel, siyasal olarak dışlandıklarını, kentsel mekânda da bu dışlanmanın sürdüğünü hatırlatıyor.

Gözlemlerine göre, Türkiye’de durum farklı. Neoliberalizm ve zorunlu Kürt göçünün etkisiyle ağır bir yoksulluk tablosunu ortaya koyan süreçler yaşansa da bu mahalleler siyasi ve kültürel özellikleri nedeniyle Türkiye toplumunun bütününden, ana gövdeden kopmuş değil. Özkazanç bunu, “Örneğin bu mekânlardaki Kürtlük, Alevilik sorunu, Türkiye’nin de temel sorunlarından olduğu için kentsel mekânların siyasi, kültürel ve toplumsal olarak içine kapanmasını önlüyor. Toplumla bu meseleler üzerinden bağlarını koruyorlar.” diyerek açıklıyor.

Özkazanç “ABD gettolarında sosyal yardımlarla yaşayanlar toplumdan ahlaki olarak dışlanırken, Türkiye’de bu mahallelerdeki kendine özgü gayrimeşru ekonomi, ana ekonomiyle ilişki kurabiliyor. İnsanlar burada Batı’daki gettolara göre dayanışma ağları içinde ve yüksek kolektif bilinçle yaşıyorlar. Türkiye’de ‘underclass’a (en alt sınıf) benzer yoğun toplumsal çözülme görmüyoruz. Bu hayırlı bir şey, suç oranlarını düşürüyor.” diyor.

Alev Özkazanç Batı’daki ‘mahalle gönüllüleri’ gibi oluşumlarla suçun cemaatlere havale edilmesi benzeri yeni kontrol ve gözetim tekniklerinin Türkiye’de henüz ortada gözükmediğini ancak ‘toplum destekli polislik’ gibi uygulamaların önleyici tedbirler adıyla ve iyi gözüken bir amaçla eğitim alanını polisiyeleştirdiğini, çocukların uyumsuz davranışlarını kriminalize ettiğini söylüyor.

Bundan altı yüzyıl önce “Coğrafya kaderdir.” diyen İbn-i Haldun, toplumu toprağın, havanın, suyun bir ürünü olarak görmüş, “’Ümran’ yani insan eliyle yaratılan uygarlık belli bir doygunluğa ulaşınca kentler çöker.” demişti.

İbn-i Haldun’dan altı yüz yıl sonra Sarıgöl’ün eğri büğrü evleri arasında Şadi Çatı soruyor:

“Sürülüp gidecekler buradan. Sulukule’de, Yahya Kemal’de, Çinçin’de olan burada da oluyor. Suçu bahane edip yaşayan insanlarıyla, komşuluğuyla bir mahalleyi yok ediyorlar. Tek çare yıkıp kırmak mıdır? Bu mahallelerin kaderi mi bu?”

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)