NEREDE YAŞIYORUZ?

Türkiye’nin en büyük, dünyanın sayılı metropollerinden İstanbul’da 14 milyon yaşıyor. Peki, bu şehirde hayatlar nasıl akıyor, kim nerede yaşıyor? Farklı mekânlarda, farklı şartlarda akıp giden hayatları fotoğrafladık.

Sadık Güleç, Güneş Başat

ATAŞEHİR

İş merkezlerinin, dev apartmanların arasında küçük bir arsa. Arsanın ortasında bir baraka. Burası Ataşehir, Küçükbakkalköy. Bugün büyük apartmanların, iş merkezlerinin olduğu bölge, bir zamanlar Anadolu Yakası’nın en büyük Roman mahallesine ev sahipliği yapıyordu. On yıllardır burada oturan yaklaşık 250 ailenin yaşadığı mahalle kamulaştırılarak Ataşehir semti doğdu. Tapusu olmayan çoğu Roman, 2006’daki kamulaştırma ve yıkımdan sonra burayı terk etti. Dum ailesi hariç. Tapulu arazisi üzerindeki evleri yıkılan aile aynı yere önce bir çadır kurmuş, sonra evin tahtalarından kalanlar ve çevreden topladıklarıyla iki odalı bir baraka inşa etmiş. Dışarıya da derme çatma tahtalardan bir tuvalet yapmışlar. Bu evi fotoğrafladığımızda toplam nüfus 18 kişiydi. Şu an nüfus 17. Çünkü Yüksel Dum hayatını yitirdi. Yüksel Dum yıllar süren hukuk mücadelesini 2014 Nisan’ında yerel mahkemenin kamulaştırmayı iptal edip arsanın Yüksel Dum ve ailesine ait olduğuna karar vermesi ile kazanmıştı. Davasının Yargıtay’da onaylanmasını bekliyordu.

Fotoğraflar: Güray Ervin/Al Jazeera

SULTANBEYLİ

İstanbul’un Sultanbeyli ilçesine bağlı Paşaköy’de bir su arıtma tesisinin yanındaki boş arazide Şahin Düvenci (73) ve ailesi kendi yaptıkları çadırda yaşıyor. Çevrede Düvenci ailesinin yaşadığı çadıra benzeyen on kadar çadır daha var. Geçimlerini topladıkları atıkları satarak sağlayan Düvenci ailesi için bu çadır kalabilecekleri tek yer. Burada yaşayanlar İstanbul’un kentsel dönüşüme tabi tutulan bölgelerinden gelmişler. Hayatlarında kendilerine ait evleri hiç olmayan bu aileler çok düşük kiralarla yaşadıkları evler yıkılıp aynı şartlarda ev bulamayınca çareyi çadırda yaşamakta bulmuş. Çadırlarında ve çevrede kullandıkları her şeyi topladıkları atıklardan yapmışlar. Burada elektrik ve su yok. Suyu zaman zaman belediyenin getirdiği tankerlerden sağlıyorlar. Bu ailelerin en büyük sorunu resmi ikametgâhlarının olmaması. Bu yüzden devletin sağladığı birçok olanaktan yararlanamıyorlar. Şahin Düvenci (ortadaki) 24 yaşında engelli bir oğlu olduğunu ama doktora götürüp zihinsel engelli olduğuna dair rapor alamadıklarını anlatıyor.

Fotoğraflar: Güray Ervin/Al Jazeera

ÇAĞLAYAN

İstanbul Çağlayan’da büyük bir apartmanın iki odalı bir dairesinde yaşayan Sezgin Usta (sağ baştaki), Rıza Aktaş (ilk fotoğrafta sol baştaki), Yusuf Şengül (ranzadaki) ve Önder Kızılay (ortadaki) aynı işyerinde çalışıyor. Yakınlardaki bir pastanede çalışan dört arkadaşın yaşadığı bu daireyi çalıştıkları işyerinin sahibi bulmuş. Evin nüfusu 8 kişi. Biz gittiğimizde diğer dört kişi işteydi. Bir köşesinde mutfak bulunan salonu ranzalar koyarak topluca kalabilecekleri bir yer haline getirmişler. Yedi yüz lira kirayı paylaşıyorlar. Sekiz aydır kaldıkları evi sadece yatmak için kullandıklarını söylüyorlar. Çalıştıkları pastane evlerinin hemen arkasında, Çağlayan’ın ana caddesinde. Diğer arkadaşlarına göre daha tecrübeli olan Sezgin Usta bin yüz lira maaş alıyor. Diğer arkadaşları ise aynı pastanede garsonluk yapıyor. Aldıkları ücret ise haftalık iki yüz lira. Gümüşhane’den gelen Sezgin Usta bir buçuk yıldır burada kalıyor. Önder Kızılay ise Urfa’dan yeni gelmiş. Yaşları 17 ile 20 arasında değişen gençlerin amacı askere gidene kadar biraz para biriktirmek. Sonra memleketlerine dönme niyetindeler.

Fotoğraflar: Güray Ervin/Al Jazeera

Fotoğraflar: Güray Ervin/Al Jazeera

SULTANGAZİ

Gaziosmanpaşa Sultangazi Mahallesi’nde dar sokakların arasındaki bir apartmanın iki odalı bodrum katında yaşayan Tekin ailesi yirmi yıl önce Mardin’den İstanbul’a göç etmiş. Baba Ali Tekin, Mardin Belediyesi’nde bekçilik yaptığı sırada bölgedeki çatışma ortamından dolayı işini bırakmak zorunda kaldığını aktarıyor. İstanbul’un birçok semtinde kaldıktan sonra on çocuğu ile birlikte çalışarak bu daireyi satın almış. “Ev sahibine on çocuğum olduğunu söylemedim. Yoksa evi bana satmazdı” diyor. Çocuklarının bir kısmı evden ayrılmış. Yine de beş çocuğu ve bir torunu ile birlikte aynı dairede kalmayı sürdürüyor; “Böyle göründüğüne bakmayın. Çocuklar ve torunlar geldiği zaman evde yirmi kişi oluyoruz” diyor. Eşi kalp rahatsızlığı sebebiyle hastanede. İstanbul’a ilk geldiğinde kahvede çaycılık yapmaya başlamış. “Kahvenin önünde pazar kurulurdu. Çayları alıp pazarda satmaya başlamak benim için çok zor oldu. Tanıdık bir gören olacak diye korkardım. Yıllarca belediyede çalıştıktan sonra bu işi yapmak çok zoruma gitti” diyor. Şimdi evinin yakınlarında bir arsanın köşesinde açtığı tezgâhında sigara satıyor.

KARANFİLKÖY

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden Avrupa Yakası’na geçildiğinde, hemen sağ tarafta, arkasında gökdelenlerin yükseldiği bahçeli küçük gecekonduların olduğu bir semt gözükür. Bir zamanlar çiçek yetiştiriciliği yapıldığı için Karanfilköy adını alan bu semt İstanbul’un ilk gecekondu alanlarından. Burası Etiler, Akatlar, Levent gibi zengin semtlerine yürüme mesafesinde. Fakat onlardan farklı olarak Hazine arazisi sayılan bu semtte imar ve tapu hiçbir zaman verilmemiş. Eşi, annesi, üç çocuğu ve kardeşi ile Karanfilköy’de yaşayan Nurgül Önal, 15 yıldır babasının yaptırdığı bu gecekonduda yaşıyor. “Burası İstanbul dışında bir köydü. Babam buraya meyve ağaçları dikmişti. 1979 yılında buraya geldiğimiz zaman burada 20 ev vardı. Hayat Akatlar’da bitiyordu.” diye anlatıyor mahallenin eski dönemlerini. Yaşadıkları gecekondu geniş bir arsada. Sokağa bakan tarafı biraz yüksek. Bahçeye bakan arka tarafta iki odanın olduğu bir bölüm daha var. Bu semtteki gecekondulara Turgut Özal Hükümeti zamanında tapu tahsis belgesi verilmiş. Ama bu belge devlet tarafından iptal edilebiliyor. Yaklaşık 4 bin kişinin yaşadığı Karanfilköy’de bundan korkuluyor. Burada hemen bütün evlerin bahçesi var. Meyve ağaçları olan bahçelerde kendilerine yetecek kadar sebze de yetiştiriyorlar. Nurgül Önal meyve ağaçlarının eskisi kadar verimli olmadığından şikâyetçi. “Yaprakları hemen dökülüyor. Marul, turp, domates ekiyoruz. Ama sebzeler de eskisi kadar iyi olmuyor. Bazıları ‘Baz istasyonlarından’ diyor.”

Fotoğraflar: Güray Ervin/Al Jazeera

BÜYÜKÇEKMECE

İstanbul Büyükçekmece’de, gölün yamacına inşa edilmiş bir site. Kaya ailesi üç yıldır buradaki bu müstakil evde oturuyor. Daha önce dokuz yıl Beylikdüzü’nde bir apartman dairesinde yaşayan aile “Nefes almak ve yeşili görebilmek için buradayız.” diyor. Ev üç katlı, 800 metrekare. Yedi odanın biri, mini bir kütüphaneye dönüştürülmüş. Çocuklar burada hafta içi birlikte ders çalışıyor; hafta sonu da oyun oynayarak, kitap okuyarak, film izleyerek vakit geçiriyorlar. Tekstilci Yavuz Kaya’nın işyeri Merter’de, evine 33 kilometre uzaklıkta. İşe gidiş geliş saatlerini trafiğe göre ayarlıyor. “Bir tek işyerinden eve gelip eşimi alıp tekrar bir yere gitmek zor oluyor.” diyor.

Anne Saliha Hanım ev hanımı. Takı tasarımı ile ilgileniyor. Yavuz Bey’in çocukluğu Konya Taşkent’te, doğayla iç içe geçmiş. Çocukları da bu zevki tatsın istiyor. Yağmur 10’uncu, Halis 9’uncu, Bilge Kağan 1’inci sınıfta. Hepsi aynı, evlerine yakın bir özel okula gidiyorlar.

Bahçelerinde Türkiye’nin farklı bölgelerinden getirdikleri ve karı koca kendi elleriyle dikip yetiştirdikleri zeytin ve meyve ağaçları, domates ve biber fidanları var. Sütü ve yumurtayı da yakındaki Eskice köyünden alıyorlar. Bu sütten peynir ve yoğurt yapıyorlar. Siteye toplu taşımayla ulaşım olmaması Kaya ailesinin tek şikâyeti.

Fotoğraflar: Güray Ervin/Al Jazeera

AYAZAĞA

Nuray Özbay – Salih Cihan Bilir çifti, köpekleri Whiskey’le birlikte İstanbul Ayazağa’da, bu yılın başında tamamlanan ve yan yana yüksek katlı apartmanlardan oluşan bu sitede yaşıyor. Üç odalı lüks daire, Cihan Bey’in ailesinin yeni evli çifte hediyesi. Yedi ay önce taşınmışlar.

Nuray Hanım bir araştırma şirketinde çalışıyor. Bu siteyle ilgili en sevdiği şey işine olmasa da sosyal hayatının geçtiği mekânlara yakın olması. Sitenin yakındaki metro istasyonuna her yarım saatte bir servis var. Bu hizmetten çok memnunlar, sıklıkla kullanıyorlar. Cihan Bey yazılım mühendisi, işyeri Levent’te. Metro ile 10 dakika işe gidiyor.

24 saat güvenlikten ve teknik servisten çok memnunlar. Nuray Hanım “Yine de şansım olsa çok yüksek dev binalar ve site yaşantısındansa mahalle yaşamını tercih ederdim.” diyor. “Kocaman bir binaya binlerce kişi sıkışmış durumdasın. Çoğu zaman etrafında kimlerin yaşadığını bile bilmiyorsun. Evet, İstanbul’un merkezindesin ama kapıdan çıkar çıkmaz bir bakkal yok örneğin. Bir yere kadar mutlaka araçla gitmem gerekiyor, en azından caddeye kadar.”

Genç çift komşularını pek tanımıyor. “Yan tarafta balkonumuzun birleştiği komşumuzu tanıyoruz mesela ama zaten 40 yılın başı karşılaşıyoruz.” diyor Nuray Hanım. Cihan Bey de Whiskey’yi dolaşmaya çıkardığında birkaç kişi ile tanışmış. Eskiden oturduğu mahalledeki ilişkilerle aynı olmadığını söylüyor.

Fotoğraflar: Eren Aytuğ

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)