SİTELERİN “KORUDUĞU” HAYATLAR

Doğal hayat, sosyal tesisler, geniş otoparklar, 24 saat güvenlik… Siteler reklamlarında benzer şeyler vaat ediyor. Peki, sadece bunlar mı tercih sebebi? Sitelerde bir nesil nasıl yetişiyor? Mekân sosyolojisi alanında çalışmalar yapan Boğaziçi Üniversitesi’nden Biray Kolluoğlu soruları cevapladı.

Güneş Başat 

-Siteler ilk ne zaman ortaya çıktı Türkiye’de?

Siteler farklı yerlerde, farklı zamanlarda ve nedenlerle ortaya çıktı. Ama global bir form halini almaları 1980 sonrasına dayanıyor. Türkiye’de de 1980’lerin sonunda Kemer Country ile başladı. Tabii onun öncesinde Alkent ya da şehir içinde kapalılaşan birtakım mekânlar vardı ama şehrin dışında, ‘doğaya dönük yaşam’ vaat eden, ‘Biz doğalda yaşıyoruz, sizi de oraya çağırıyoruz.’ ile ortaya çıkan ilk site Kemer Country oldu. Bu akım 1990’larda hızlandı. 2000’lerde inanılmaz bir ivme kazandı.

Dünyada da durum benzer. Banliyöde zaten hayat vardı ama bunların etrafına duvarlar örülerek siteleşmesi 1980 sonrasında küresel ölçekte yaygın hâle geldi. Kahire’de de, Los Angeles’ta da böyle oldu. Çünkü 1980 sonrasında yeni bir makroekonomik düzene geçildi, onunla beraber yeni bir toplum, yeni siyasileşme biçimleri çıktı. Kapalı siteler de bunun içinde anlaşılmalı. İnsanların “Doğaya gidiyorum, çocuklarımı iyi yerde büyütmek istiyorum.” ve benzeri bahaneleri var ama bu ihtiyaçların neden doğduğunu, yani insanların 1990’larda neden doğaya dönmek istediklerini, niye çocuklarını daha güvenli bir ortamda, bahçede oyun oynayarak, komüniteler içinde büyütmek istediklerini anlamak lâzım. Yani bu ihtiyaçlar durduk yerde çıkmıyor ortaya. 1980 sonrası bu ekonomik dönüşümde yatıyor nedenler.

Kapalı sitelerin tanımında güvenlik öne çıkıyor; sanki tek neden oymuş, dışarısı çok tehlikeli, siteler güvenliymiş gibi.

Ama mesele sadece bir güvenlik meselesi değil, bir sınır çizme meselesi. Bir sınır çizdiğiniz zaman (bu sınır dikenli tellerle, ağaçlarla ya da bazen şehrin içindeki alışveriş merkezlerinin girişindeki güvenlik görevlileriyle çizilebilir) bir içerisini, bir de dışarısını tanımlıyorsunuz.

İçerde yeteri kadar birbirine benzer bir grup oluşturabilirsen; orada, o kapalı sitelerde yeni bir hayatın mümkün olabileceğine dair bir inanç doğuyor.

Siteler Türkiye'de 1980'lerin sonunda ortaya çıkmaya başladı. [ANADOLU AJANSI]

Siteler Türkiye’de 1980’lerin sonunda ortaya çıkmaya başladı. [ANADOLU AJANSI]

-İnsanlar başka hangi sebeplerle sitelerde yaşamayı tercih ediyor?

Kimisi der ki “Ben artık Nişantaşı’ndaki evime sığamıyordum.” Bir diğeri der ki “Arabamı park edemiyordum.” Başkası, “Buradaki okul çok iyi, çocuğum o okula gitsin diye geldim.” diyebilir. “Ben yürüyüş yapabileyim diye geldim.” diyen de var. Bir sürü neden sıralayabilirsin ama “Bu nedenleri doğuran ne?” diye baktığında; sosyal, ekonomik, siyasi süreçler görüyorsun. 1980 sonrası dışarıdaki hayattan birçok sebepten dolayı memnun değilsin. İş güvencen azalmış. Çocuklarının eğitimi çok zor bir süreç olmuş. Sağlıklı kalmak ve tedavi olmak çok zorlaşmış, pahalanmış. Siyasi olarak isteklerine belli biçimlerde cevap bulamaz olmuşsun. Demokrasi basit bir oy atma ilişkisine dönmüş. Kamusallığa inancın köreldiği, çürüdüğü, aşındığı bir dönem.

Böyle zamanlarda insanların domestik olana dönmesini anlayabiliriz çünkü kamusal alanda bir şey yapamıyor. İşte o zaman evin içi korunaklı alan gibi geliyor. Ama evin içine de kapanamayız. O zaman “Bir sürü kapalı evi bir araya getirirsek belki iyi olur, orada özgür oluruz.” diye düşünüyoruz.

Hiç unutmuyorum araştırma için konuştuğumuz biri “Burada [sitede] kendimi özgür hissediyorum; ellerimi açıyorum, kimseye değmiyorum.” demişti. Bu ‘kimseye değmediğin özgürlük’ önemli. 19’uncu yüzyılda şehirde hayal edilen özgürlük, sana çarparak geçtiğim hâlde özgür olabilmemdi. Birbirimiz ile farklı olup, çarpıştığımızda acıtmadığımız için, “Pardon.” diyebildiğimiz için özgürdük o zamanlar. Şimdiyse elimi açıyorum ve kimseye çarpmıyorum diye özgürüm. Başka biri de demişti ki “Burada her yerde evimde gibiyim.” Binlerce metrekarelik sitede her yeri evi gibi hissediyor. Çünkü orada evindeki insanlar gibi insanlarla birlikte. Dışarıdaki, kamusaldaki tatminsizliğini içeride, daha da genişletilmiş bu alanda gidermeye çalışıyor. Özgürlüğünü bu genleştirilmiş, ‘samimi’ alanda arıyor. İnsanlar “Çocuklarımız bahçede oynasın.” gibi nedenler sayabilir. Bütün bunlar tabii ki etken. “Şehir çok kalabalık, burada bahçemde iki domates yetiştiririm. Doğaya daha yakın olurum.” diyorsun (ki aslında yaratılan şey tamamen yapılandırılmış bir doğa) ama bunları sana ne söyletiyor? Bence bu, dışarıdaki mutsuzluğumuz ve dışarıdan vazgeçişimiz aslında. Böyle bir kırılganlığımız olmasa bu siteleri istediğiniz kadar yapın, bu kadar büyük bir tüketici ile karşılaşamazdı. 1980 sonrası yeni bir toplum var, onun endişeleri var. Bu siteler bu endişelerin, kırılganlıkların üzerine inşa ediliyor.

“Kimseye değmediğin özgürlük” arayışı siteleşmenin nedenlerinden biri. [ANADOLU AJANSI]

-Geleneksel mahalle bir insana ne vaat eder, site ne vaat eder?

Geleneksel mahalle dayanışma vaat ediyor. Başına bir şey geldiğinde senin derdine derman olacak insanlar vaat ediyor. Geniş bir komünite vaat ediyor aslında. Birbirinin yanında durma pratiği vaat ediyor.

Bu hayal 1990’ların dizileriyle de iyice körüklendi. O zamanın televizyon dizilerine bakın, her biri İstanbul’un bir mahallesinde geçiyor. Orada taksicisi var, bakkal var, kasap var, farklı hayatlar var. O mahallelerde insanlar birbirini tanıyor, ilişki içerisindeler.

Sitede de aslında onu istiyorsun. Birbirimizin yanında duralım, benzerimizle olalım çünkü farklı olanla duramıyorum. Çünkü artık kamusal alanda birbirimize çarparak geçmek istemediğimiz zaman ya da çarpıştığımızda “Kolum acıyor niye çarptın?” diye birbirimiz ile hırlaşmaya başladığımız zaman, bu hırlaşmaları siyasi süreçlere çeviremiyoruz, siyasi taleplerimizin peşinden koşamıyoruz. O zaman da “En iyisi çarpmayacağım insanla yan yana durayım.” diyoruz. “Benzerimle beraber durabileyim” diye hayal ederek, koşarak siteye geliyoruz.

Güvenlik arayışı da sitelere taşınmanın nedenlerinden biri.

Siteler çocuklara güvenli alanlar sağladığı gerekçesiyle de tercih ediliyor. [HÜSEYİN NARİN/AL JAZEERA]

-Hâlâ mahallede olanlar sadece gücü yetmediği için mi orada?

Her mahallenin farklı dinamiği olabilir. Kimisinin çevresi oradadır; akrabaları yakında oturuyordur ya da arkadaşları vardır. Kimisi yaşadığı mahallenin çarşısını, pazarını seviyordur ya da kendi evi vardır, kirada değildir. Kimisi işine yakın olduğu için oradadır. Kimisi de mecburiyetten oradadır, belki aklı hâlâ sitededir ama ekonomik sebeplerden gidemiyordur. Yani tarihsel, ekonomik, sosyal bir sürü farklı nedeni olabilir. Şehrin kendi dinamikleri, yıllardır insanların nerede, nasıl oturduklarını besleyen bir sürü etken var.

-Sitelerdeki tek tipleşmenin sonuçları ne? Nasıl bir nesil çıkacak?

Biz bunu 10 yıl önce yazarken “Bu çok kötü bir yere, toplumsal ayrışmaya doğru gidiyor.” diyorduk. Bu toplumsal ayrışma devam ederse, farklı gruplar birbirlerinden bu kadar uzaklaşırlarsa bu farklı grupların bir arada yaşam pratiği çok zedelenir, çok yara alır. “İnsanlar kapalı sitelere girdi, Türkiye onun için bu kadar polarize oldu.” demiyorum tabii ama Türkiye’nin bugünkü kutuplaşmasında, ayrışmışlığında, bu yeni yaşam pratiğinin de çok önemli bir rolü var. Çünkü biz zaten birbirimizi görmemek, duymamak, karşılaşmamak ve temas etmemek üzerine günlük hayatlarımızı organize etmişiz; alışveriş merkezlerimizi ayırmışız. Sınıfsal olarak da ayırmışız, dünya görüşü olarak da ayırmışız. Her siteyi biliyorsun, bilmem ne sitesinde bilmem kim oturuyor. Bu siteler sınırlar dışındakini hep daha farklı, olduğundan da farklı göstermeye ve aramızdaki (varsa) iletişim biçimlerini, karşılaşmaları, birbirimizle çarpışmaları giderek azaltmaya neden olan mekânsal pratikler. Bundan dolayı tek neden olmasa da ülkedeki kutuplaşmaya etkileri var.

Bence bu sitelerden giderek daha korunaklı bir nesil çıkacak. O sitelerde büyüyen çocuklar yaklaşık beş yıl sonra iş hayatına girecekler, toplumun daha aktif elemanları haline gelecekler. Özellikle araştırmasını yapmadım ama şu anda gördüğüm kadarıyla çok daha kırılgan, farklılığa çok daha kapalı olacaklar diye düşünüyorum. Çok daha benmerkezci olacaklar gibi görünüyor çünkü içinden çıktıkları yaşam pratikleri hep bunları besleyen pratikler gibi gözüküyor ama tabii kesin bir şey söyleyemeyiz.

-Sitelerde insanlar birbirlerini neden daha az görüyor? Fiziksel koşullar mı bunu gerektiriyor, yoksa insan ilişkileri mi değişiyor?

Seni oraya götüren şey zaten seni izole eden bir süreç. O izole olmuşlukla gidiyorsun, siteye yerleşiyorsun ve zannediyorsun ki yanımdakiyle benzersem anlaşabilirim. Ama öyle değil, o da bir hayal. Biz o kamusal alandan çektik kendimizi ve evin içine girdik. O kadar farklı endişeler var ki, evin içine kapanıyoruz o yüzden. Çocuğuma kapanıyorum örneğin, çocuğumun o kadar üstüne titriyorum ki hiçbir yere gitsin istemiyorum, tepesinde duruyorum. Bahçede bile oynarken kiminle oynadığını merak ediyorum. Karşı komşunun çocuğuna da güvenmiyorum, kimseye güvenmiyorum. Endişelerim doruğa vurmuş durumda. Evin duvarları öyleyken senin yandakiyle ilişkiye girmen de mümkün değil. İlişkiye girme hayaliyle gidiyorsun ama öyle olmuyor.

Mahallelerden farklı olarak site sakinlerinin çoğu birbiriyle temas etmeden, birbirini tanımadan yaşıyor.

Mahallelerden farklı olarak site sakinlerinin çoğu birbiriyle temas etmeden, birbirini tanımadan yaşıyor. [HÜSEYİN NARİN/AL JAZEERA]

-Ama bir yandan da farklı sosyalleşme pratikleri var bu mekânlarda. Ataşehir’de müzik kursu, Başakkent’te dini sohbetler gibi.

“Evin içine kapanıyorlar.” demek burada kimseyi görmüyorlar anlamında değil tabii ama farkındaysanız, bunlar da daha organize bir araya geliş biçimleri. Spontane komşuluk, arkadaşlık ilişkilerinden çok; insanlar bir kursta, bir aktivitede ya da daha çok çocukların üzerinden, çocukların gittiği kurslarda tanışıp arkadaşlık ilişkileri kuruyor.  Bundan 50 yıl önce annelerimizin ya da kendimizin böyle kurslara gideceğini hayal etmezdik çünkü o zamanlar sosyalleşme dinamikleri çok daha spontaneydi. Gerçi bugün günlük hayatın çok daha hızlanmış ve parçalanmış olması da spontane etkinlikler düzenlemeyi zorlaştırıyor. O da bizi böyle yapılandırılmış şeylere itiyor.

Bence bu etkinlikler ne kadar izole olmuşluğumuzun bir başka göstergesi olarak da kabul edilebilir. Bu etkinlikler aslında o insanların yapılandırılmış izolasyonlarını kırmaya yönelik adımlar. Hepimizin bir şekilde sosyalleşmeye ihtiyacı var bu hayatta. Hiçbirimiz Robinson Crusoe değiliz. Tamam, bahçede domatesini yetiştirirsin, çocuğunu kursa götürürsün, kocanla akşam oturursun ama nereye kadar?

Kentsel dönüşümle gecekondular siteleşiyor, eski sahipleri şehir dışına itiliyor. [ANADOLU AJANSI]

Kentsel dönüşümle gecekondular siteleşiyor, eski sahipleri şehir dışına itiliyor. [ANADOLU AJANSI]

Biz hep başkalarıyla beraber birey oluyoruz. Buralarda da kendi bireyselliklerimizi buluyoruz, biz buyuz. Tek başına eve kapanıp mutlu olmamız çok zor. Dolayısıyla bir arayış içindeyiz. Yani o arayış kendiliğinden mi olur, kamuda kendimizi tanımlamamızda mı olur, bir siyasi organizasyona dâhil olmakla mı olur, yoksa resim kursunda mı olur, bilinmez.

-Mahalle kavramı ve onun içinde şekillenen ilişkiler neye dönüşüyor o zaman?

En dışarıda kalanları yani kenar mahalleleri kriminalize ediyoruz. Avrupa Konutları’na bakan Gazi Mahallesi örneğin kriminalize olmuş bir mahalle. Avrupa Konutları’nın tepesinden ben orayı “Kriminallerin yaşadığı, yoksulların ve yoksul eşittir potansiyel suçlu olarak görüldüğü için de potansiyel suçluların yaşadığı, siyasi olarak da potansiyel teröristlerin yaşadığı mahalleler.” olarak görüyorum.

‘Varoş’ da 1990’larda ortaya çıkan bir laf. Gecekondu derken birden varoş demeye başladık oralara. Neden? Gecekondunun başka bir anlamı vardı, başka bir ekonomi politiğin içine oturuyordu. Gecekondu işçi mahallesiydi. Gecekondu yarın şehirleşecek olan yerdi. Onun umudu vardı, yarın orası modern olacaktı. Köyden yeni gelmişlerdi, çamaşırlarını dışarıya asıyorlardı, ayakkabılarını dışarıda çıkarıyorlardı ama fabrikalarda modern iş yerlerinde çalışıyorlardı, çocuklarını okutacaklardı ve yarın oralarda şehirler olacaktı. Ama şimdi ne oldu? Gazi Mahallesi’ne artık modern bir şehir olacak diye bakmıyoruz. Kentsel dönüşüme uğrarsa, onlar yıkılır da yerine Avrupa Konutları yapılırsa ancak olabilir. O zaman da zaten Gazi Mahalleli olmayan başka bir grup oraya yerleşip orayı ‘modernleştirecek’. Gazi Mahallelinin kendisinin modernleşme şansı kalmadı. Gazi Mahalleli hep varoş olarak şehrin dışına, duvarların dışına atılacak. Sitelerin yeni söylemi ve polarizasyon hiçbir zaman şehrin içine giremeyecek yeni bir grubu da doğurdu. Yani bir grup kendi içine kapanırken kapalı sitelerde, kent yoksulları da söylemsel ve mekânsal olarak şehrin dışına itilmiş oldu. Varoş bu demek; bir duvar var, duvarın dışında olan hiç içeri giremeyecek. Dolayısıyla o tarz mahallelere gecekondudan sonra varoş demeye başlamamızın bir anlamı var. Bir dönüm noktasını imliyor bu laf. Şehrin içine alabileceği bir grupken, tamamen kalıcı olarak şehrin dışında kalacak bir grubu imliyor.

-Kriminalize edilmeyen, geleneksel mahalleler neye dönüşüyor?

Arnavutköy’de mahalle mi kaldı? Ben orada yaşadım bir süre, şimdi de arada gidiyoruz, görüyorum. Orada bir yorgancı var, o yorgancı dayanamayacak. Neden? Çünkü yanına çok şık bir mimarlık bürosu açıldı. Kim bilir o büro ne kadar kira veriyor? Yorgancıysa bu kirayı veremeyecek, orada tutunması mümkün değil. Yorgancının karşısındaki zerzevatçı da kapanacak çünkü oraya da bir tane bar açıldı. Adil Berber var Arnavutköy’ün mihenk taşı, 20 yıldır orada, 10 liraya saç kesiyor. O duruyor mesela ama o da bir arka sokağa taşındı, ama o sokakta da duramayacak, gidecek Adil Berber de.

Kolluğlu'na göre siteleşme sürecinde kent dışına itilenler kriminalize ediliyor. [ANADOLU AJANSI]

Kolluğlu’na göre siteleşme sürecinde kent dışına itilenler kriminalize ediliyor. [ANADOLU AJANSI]

Arnavutköy’ün eskiden güzel bir kahvesi, yanında da kumrucusu vardı. Yani az bir parayla da orada bir çay içer, dolaşırdınız. Şimdi mümkün değil. Arka sokaklar da dâhil buraların hepsi soylulaştırılıyor. Yakında bütün mekânlar şık birer büro, kafe olacak. 10 yılda hepsi bitecek, belki o kadar bile değil. Yani sizin dediğiniz gibi bir mahalle yok, onlar artık hayal, hepsi bitti. O bizim hayalimiz, Arnavutköy’ü öyle hayal ediyoruz.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)