“BUNA DA ŞÜKÜR!”

İstanbul sokakları tarih boyunca hiç satıcısız kalmadı. Geçmişten bugüne satılan malların, verilen hizmetlerin içeriği değişse de bu işi yapanların kaygısı aynı kaldı; kimseye muhtaç olmadan geçinebilmek.

 

Nevin Sungur

Fotoğraflar: Saner Şen

Nurcan T. / Kadıköy’de yabani çilek satıyor

“Soyadımı vermek istemiyorum, ismimi bilin yeter. Yıllarca dikiş dikerek para kazandım ama sonra talep azaldığı için iş yapamaz oldum. Sokakta meyve satmak geldi aklıma, o gün bugündür de bu işi yapıyorum. Aç kalmıyoruz, buna da şükür! 20 yaşında bir oğlum var. Üniversite sınavlarına hazırlanıyor. En büyük dileğim onun iyi bir yer kazanıp okuması.”

Oktay Sunar / Tahtakale’de tütün satıyor

_MG_7353

“76 yaşındayım. Ticari İlimler Akademisi mezunuyum. Şeker fabrikasından emekliyim ama emekli maaşım kâfi gelmediği için önce bir TEKEL bayii açtım ancak yürütemedim. Memuriyetten geldiğim için esnaflığı bilmiyordum. Tütün satmak o zaman aklıma geldi. İyi ki de başlamışım bu işe. Ne hırsızlık ne de veresiye derdi var. 46 yıldır evliyim. Eşim geçen sene kaza geçirdi, felçli kaldı. Üç kızım var, hepsi de üniversite okudu. Yardımcı oluyorlar ama kendi aileleri var, her gün gelemiyorlar. Ne yapacaksın! Şimdi en büyük korkum kış mevsimine giriyoruz. Soğuktan çok etkilenirim, yaşlanınca böyle oluyor maalesef. Hayattan alınacak ders bitmez ama insanın mücadelesi de bütün dertlerin çözümü.”

Emrah Çelikçioğlu / Üsküdar İskelesi’nde oyuncak fare satıyor

_MG_7597

“Günlük çalışıyoruz, günlük geçiniyoruz. En çok kazandığım 20-30 lira, o da her gün olmuyor. Mevsimine göre mal satıyoruz. Bu fareleri de toptancıda gördüm, hoşuma gitti. Deneme amaçlı aldım ama güzel sattı şimdiye kadar. Daha çok kedisi olanlar ya da arkadaşlarına şaka yapmak isteyenler alıyor. 29 yaşındayım. Bağlarbaşı Selamsız’da oturuyorum. Çocukluğumdan beri işporta işi yapıyorum. Başka işe de girmeyi denedim ama olmadı. Okuma yazmam yok. Okuldan kaçıp çalışmaya giderdik, öğrenemedim. Üç çocuğum var. Amcamın kızına sevdalandım, vermediler kaçırdım. Akraba evliliği olduğu için çocuklarımdan biri engelli. İstanbul’da yaşam çok zor. Halin vaktin yerinde olacak. Hayat o zaman güzel.”

Mahmut Karşıyaka / Eminönü’nde hamallık yapıyor

IMG_8121

“Malatyalıyım, 35 senedir bu işi yapıyorum. Her gün sekiz saat çalışıyorum. Günde 80-90 kilo yük taşırım. Anlayacağın dünyanın yükünü taşıdım sırtımda. İstanbul’a geldiğimde 18 yaşındaydım. Bizim oradan kalkan ‘kara tren’ vardı, elimde tahta bavul ona binmiştim. 20 saat sürmüştü yolculuk. Tahsil falan yok. Hamallıktan başka iş bulamadım. Bu hamallık teşkilatına girmek için para ödemek lazım, yoksa çalıştırmazlar. Zor iş. Laf işitiyorsun, vücut çabuk yıpranıyor. Başladığımda ‘15 sene yapar, bırakırım.’ diyordum ama 60 oldum, hâlâ çalışıyorum. Yine de çok şükür emeklerimin karşılığını aldım, şimdi kendi evimde oturuyorum. Altı çocuğum var. Onlara ‘Okuyun, benim gibi hamallık yapmak zorunda kalmayın.’ diyorum hep.”

Yüksel Özkan / İstanbul’un farklı semtlerinde masaj aleti satıyor

_MG_7058

“1976’dan bu yana yani 10 yaşından beri seyyar satıcılık yapıyorum. Sokakta çok yattım. Misket kadar olup, kutunun içinde uyudum ama kimse de gelip bana halimi sormadı. Polis geldi tepik attı, zabıta geldi ‘Kalk buradan.’ dedi. Hırsızlık yapmıyorum, insanları kandırmıyorum. Bunu satıp hayatımı kazanmaya çalışıyorum ama dinlemiyorlar. Günde saatlerce yürüyorum satış yapabilmek için, ayaklarıma kara sular iniyor. Normal bir öğle yemeği yediğimi hatırlamıyorum. Evliydim, ailem vardı ama evimi geçindiremediğim için ayrıldık. Dört çocuğum var, arada bir görebiliyorum onları da. Sokak işini hiç sevmedim. En büyük hayalim, düzgün bir işim olsun, sabah gidip akşam geleyim; şimdiye kadar olmadı, bundan sonrası Allah kerim!”

Bahri T. / Mısır Çarşısı’nın önünde bayrak satıyor

_MG_7230

“Ben ne çocukluğumu ne de gençliğimi yaşadım. Arkadaşlarımla misket bile oynayamadım. 60 yaşındayım, kendimi bildim bileli bugüne kadar hep çalıştım. Astım var, kalp var, tansiyon var. Hâlâ da çalışıyorum. Bu kazandığım parayla hem çocuk okutuyorum hem de iki tane hastaya bakıyorum. Rahmetli ağabeyimin hanımı ile annem bende kalıyor. Altı çocuğum var. Onları büyütmek için ne zorluklara katlandım. 30 senedir Türk bayrağı satıyorum. Eskiden takım bayrakları da satardık; günde 150 lira kazanırdık ama şimdi kulüpler bir arma meselesi çıkardı. Sabah dokuz gibi gelirim, akşam yedi gibi eve giderim. Ne diyeyim, yine de şükür; kimseye muhtaç olmamak en önemlisi.”

Halise Karaman / Yeni Cami’nin önünde kuş yemi satıyor (Türkçe bilmediği için hikâyesini tercüman yardımı ile anlattı)

_MG_7318

“70 yaşındayım. Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde doğmuşum. Yedi yıldır İstanbul’dayım, altı yıldır burada kuş yemi satıyorum. Bu işi kocam yapardı ama ölünce biz devraldık. Evlendikten sonra üç kız doğurdum. Kocam, erkek evlat veremediğim için üzerime amcasının kızını kuma getirdi. Şimdi beraber yaşıyoruz, bu işi de beraber yapıyoruz. Bir hafta o, bir hafta ben çalışıyorum. Türkçe bilmeyince zor oluyor tabii ama bazı kelimeleri öğrendim; onlarla idare ediyorum. Tabağını bir liraya satıyorum, çok değil belki ama yine de karnımız doyuyor. İstanbul’da kalmayı sevmiyorum, kızlarım memlekette ama oraya dönünce yapacak iş yok. Tek istediğim bu kışı da hastalanmadan geçirmek. Hastalanırsam bir daha iyileşemem diye korkuyorum.”

Hasan Koç / Tahtakale’de simit satıyor

IMG_8157

 

“Dokuz kişinin geçimini bu simit arabasından sağlıyorum. Soğukta dışarıda, bütün gün ayakta durmaktan belimi sakatladım. Şimdiye kadar iki kere fıtık ameliyatı oldum. Yani diyeceğim çok emek veriyoruz bu işe ama emek vermeden de bir karşılık alamıyor insan hayatta. 35 senedir simit satıyorum. Dedemden babama, ondan da bana kaldı. Ama benim çocuklarım yapsın istemem. Onlar okuyup kendilerini kurtarsınlar yeter. 43 yaşındayım. Sekiz yaşındaydım Kars’tan geldiğimizde. Beş oğlum, bir kızım var. Çalışmaktan onların yüzünü doğru dürüst göremedim büyürken, ona çok üzülürüm. Şartlar olsa memlekete gitmeyi isterim. Orada insanlık var. İstanbul’da her şey beton, insanlar beton üzerinde dura dura beyinleri betonlaşıyor, sağlıkları bozuluyor.”

Seli Koçak / Fındıkzade’de örgü kazak satıyor

_MG_8037

“Yoksulluktan başladım bu işe. Zor oluyor ama ne benim ne de kocamın emeklisi var. 61 yaşındayım, kocam benden beş yaş büyük, kâğıtçılık yapıyor. Babam okula göndermedi, okumam yazmam yok. Dört çocuğum oldu. Birini kaybettim, biri özürlü doğdu. Bugüne kadar çok şeye katlandım. Hâlâ da çilem bitmemiş ki sokaklarda çalışıyorum. Korka korka yapıyorum çünkü zabıta bırakmıyor. Geçenlerde 160 lira ceza kestiler. Zaten elime ne geçiyor ki! Şeker, tansiyon, kalp; hepsi var stresten. Sancaktepe’den gelip gidiyorum, günde en az dört saatim yolda geçiyor. Eve gidince o kadar yorgun oluyorum ki bazen elimde kaşık, yemek yerken uyuyakalıyorum. Ne diyeceksin felek bize gülmemiş.”

Mustafa Sevinç / Görme engelli, Eminönü Alt Geçidi’nde yara bandı, pil, yapıştırıcı vs. satıyor

_MG_7162

“Doğuştan az görüyordum. 1973’te ilkokul dörde giderken ameliyat oldum ama başarısız oldu. Tamamen görme yeteneğimi kaybettim, okulu bırakmak zorunda kaldım. 10 yıl sonra memleketim Aksaray’dan İstanbul’a geldim. Körler alfabesini öğrendim. Okumak istedim ama 20 yaşında olduğum için ‘Geç kalmışsın’ dediler. 30 senedir burada işportacılık yapıyorum. Eskiden oyuncak satıyordum ama çok mal çaldırdım, o yüzden ufak tefek eşya satıyorum. Çalınsa bile zararın çok olmuyor. Sokakta çalışmak çok zor ama dünyaya gelmişsen çalışacaksın. Devlet bana sosyal yardımdan para al, evinde otur diyor. Çok şükür bugüne kadar geçindik; sigortamı da ödedim, emekli oldum. Benim gibi olup bunu beceremeyenler var. Kendimi şanslı görüyorum onlara göre.”

Kasım Şahin / Sirkeci’de piyango bileti satıyor

IMG_8210

 

“1982’den beri buradayım. Askerden geldim, bu işe başladım; hayatımda piyango satmaktan başka bir iş yapmadım. Yağmurda, çamurda, sıcakta, rüzgârda hep gelip çalışmam lazım. Neyse ki bugüne kadar sigortalarımı ödedim, ayda bin lira emekli maaşım var. Eskiden daha iyi para kazanırdık ancak şimdi çok çeşitli şans oyunları çıktı, at yarışları var, işler bayağı azaldı. Bugüne kadar hep acılarım oldu. İki çocuğumu kaybettim, ablamı kaybettim. Hep ölümler, hastalıklar oldu. Şimdi de bacağımda bir ur çıktı, kansermiş. Ameliyat için Nisan’dan beri Okmeydanı Hastanesi’nden sıra bekliyorum. Özel hastane 15 bin lira istedi mecburen beklemeye devam edeceğim.”

Hüseyin Özkan / Beyoğlu’nda taze badem satıyor

IMG_8239

“Diyarbakırlıyım. İstanbul’a 1992’de geldim. Köy boşaltmalarından sonra buralara düştü yolumuz. Sıkıntılı dönemlerdi, yaşayacak hayat bırakmamışlardı. İki yıldır yapıyorum bu işi, daha önce Beylikdüzü’nde sünger fabrikasında çalışıyordum. Fabrika Tekirdağ’a taşınınca açıkta kaldık. Bir akrabam satıyordu badem, ondan gördüm başladım. Üç çocuk okutuyorum; ikisi üniversitede, biri lisede. Çok istemiştim ama babam okutamadı. Gece çalışmak zor. Dünyada ne varsa hepsi İstiklâl’de. Genelde insanlar kibar ama bazı kendini bilmeyen de çıkıyor. Zaten görüyor ne kadar zor şartlarda çalıştığımızı, saygı göstermesi gerekirken daha çok kabalaşıyor. ‘Herhalde’ diyorum, hayatta hiç zorluk çekmediği için böyle. Her gece eve gidince eşim karşılar kapıda. Uyuyorsa da kalkar. Allaha şükrediyorum.”

Ali / Kadıköy’de balık ekmek satıyor.

_MG_7704

“Soyadım bende kalsın, söylemesem daha iyi. 32 senedir İstanbul’dayım. Aslen Tunceliliyim ama memlekete pek gittiğim yok, işlerden başımız alamıyoruz ki. Evlenmedim. İyi ki de evlenmemişim. 30 senedir balık ekmek satıyorum. Arkadaşlarla ortak yapıyoruz işi. Bu tezgâh tam dokuz aile geçindiriyor. 12 saat ayaktayız. Sokaktasın, emniyetin yok. Sarhoşu geliyor, psikopatı var; hepsiyle uğraşıyoruz. En beteri ise belediye, sürekli zabıta gözlüyoruz. Şu anda tam üç kişi zabıtayı takip ediyor, bizim tarafa gelecek olurlarsa haber veriyorlar. Ne yapalım yani adamlar yakalayınca bütün mallarımızı alıyorlar. Yine de yaptığım işi seviyorum; açık havada olmak güzel, gelen gidenle muhabbet keyifli.”

Kate Gültekin / Müzisyen, İstiklâl Caddesi’nde keman çalıyor

_MG_7502

“Ukraynalıyım. Altı yaşımdan beri keman çalıyorum. Kiev’deki müzisyen arkadaşlarımla üç yıl önce Türkiye’ye turneye gelmiştik. Bize turne bağlantılarını ayarlayan insan daha sonra eşim oldu. Genellikle Türkiye’deyiz ama arada Kiev’e de gidiyoruz. Ailem hâlâ orada; onları, arkadaşlarımı çok özlüyorum tabii. Burada yaşamanın en zor tarafı kültür farklılığı. Bazı şeyler çok saçma geliyor; bazen anlamıyorum, kafam karışıyor. Sokakta çalmaya dört gün önce başladım. Daha önce hiç böyle bir tecrübem olmamıştı ama fena gitmiyor. Bugün iki saat içinde 150 lira para kazandık. Yarın ev kirasını ödememiz gerekiyordu, 200 lira eksiğimiz vardı. Kazandığımız parayla o açığı kapatacağız.”

Süleyman / İstiklâl Caddesi’nde tartıcılık yapıyor

_MG_7911

“61 yaşındayım. Aslen Adanalıyım. ‘İstanbul’da herkese bir yer var, bana da vardır muhakkak.’ dedim, geldim. 14 yıl oldu. Bu işi 2 buçuk aydır yapıyorum. Bir bekâr evi tutmuşum Tarlabaşı’nda, ayda 150 lira ona ödüyorum. Ev dediğime bakma; ufacık bir oda, somya bile zor sığıyor. Banyo yok, tuvalet de dışarıda; dört-beş kişi müşterek kullanıyoruz. Ama dışarda kalmak daha kötü. Hele şimdi kış da geliyor. Yuvam olsun elbette isterdim, kuşların bile yuvası var ama olmadı, ne yapacaksın? Üç kardeşim var memlekette ama pek görüşmüyorum, herkesin dünyası ayrı. Hayatta en ağır yük insan yüküdür, gitsem beni taşıyamazlar.”

Ferhat Altun / Karaköy Bankalar Caddesi’nde nar suyu satıyor

_MG_6955

“Okul okuyup bir meslek sahibi olamadığım için şimdi sokaklarda seyyar satıcılık yapıyorum. Memleketim Diyarbakır, Bismil. Burada ağabeyim vardı, o başlamıştı bu işlere; ben de memleketten onun yanına geldim çalışmaya. Altı erkek, beş kız kardeşiz; diğerleri, hepsi memlekette. Babam emekli oldu, şimdi ailenin geçiminden ben ve ağabeyim sorumluyuz. Burada para kazanıp aileye gönderiyoruz. Günde 200-250 kişiye satış yapıyorum. Bardağı bir lira olunca, nar suyu içen de çok oluyor. Sabah altıda başlıyorum çalışmaya, öğleden sonra üçe kadar kalıyorum. Çalışırken muhakkak eldiven takarım çünkü temizlik önemli, müşterinin de hoşuna gidiyor. Hiç hayalim yok; derdim bugünü kurtarmak, aileme gönderecek kadar para kazanmak.”

Kazım Ersoy / Karaköy’de kestane satıyor

_MG_6989

“22 senedir aynı yerde durur, kestane satarım. Garsonluk yapıyordum ama çalıştığım lokanta kapanınca başka yerde iş bulamadım. Hiç unutmam bir kasım ayıydı, hava da ne kadar soğuk! Dört çocuğum var, hiç gelirim yok. Mecbur başladım kestane satmaya. Bu işe başlayınca da bir daha garsonluğa dönemedim. Ailemin maddi durumu iyi değildi, hem kendimi kurtarmak hem de aileme yardım etmek için çalışmam gerekiyordu. Sokakta çalışmanın cefası çok; bütün gün ayaktayım, haftanın yedi günü çalışıyorum. Ama çok şükür bu iş sayesinde dört çocuk büyüttüm. Arada emekli de oldum. Şimdi artık yaz aylarında çalışmıyorum, biraz tatil yapıyorum.”

 Temel İlnam / Karaköy Köprüsü’nde balık ve balıkçılık malzemesi satıyor

_MG_7099

“Kastamonu İneboluluyum. Haftanın iki ya da üç gününü burada geçiriyorum. Herkes birbirini tanır bu köprüde. Aramızda muhabbet, alışveriş bol olur. Geldiğimde dört-beş saat dururum ama soğuk havalarda gelmeyi çok istemem çünkü köprünün üstü çok eser. Bu tezgâha arkadaşla beraber bakıyoruz. Olta var, yem satıyoruz, balık tutmaya gelen insanlara hizmet veriyoruz. Dört çocuğum var, en büyüğü 19 yaşında. Eskiden Haliç çok kirliydi, şimdi temiz. Balıktan anlıyoruz çünkü balık kirli suya gitmez. Gününe göre 13-14 kilo balık aldığımız olur. Büyük bir kısmını vatandaşa satarız, kendimize de sofra kuracak kadar bir miktar ayırırız.”

Eyüp Abik / Kadıköy’de midye satıyor

_MG_7760

“Mardin Kızıltepe’den geldim. Memlekette iş yoktu, mecbur oldum. Amcaoğlum bu işi yapıyordu, ben de onun yanında başladım, şimdi kendi tezgâhım var. İstanbul’a gelirken nasıl olsa bir iş bulacağım diye düşünüyordum, kısmetimizde bu varmış. Buna başladık ama sevdiğim hiçbir tarafı yok. Kapalı bir mekân olsa çok daha güzel olurdu. 27 yaşındayım, evliyim, bir çocuğum var. Günde kimi zaman 50-60 lira kazandığım oluyor ama bazen de ya zabıtaya kaptırıyorum ya da siftah yapmadan eve dönüyorum. Türkçe’yi buraya geldikten sonra öğrendim. İstanbul’u hiç sevemedim, hem gürültülü hem çok insan var. Mardin’i çok özlüyorum.”

Hüseyin Kuşçu / Kadıköy Meydanı’nda çaycılık yapıyor

_MG_7780

“13 yaşından beri çaycılık yapıyorum. 10 yıldır sokaklarda hayatı nasıl kazanacağımı, paranın ne zorluklarla kazanıldığını, o yüzden o kadar kolay harcamamak gerektiğini öğrendim. Ardahanlıyım. Ailem orada, yazları onları görmeye giderim. Tabii oraya gidince de boş durmuyorum. Tarlada çalışıyorum, babama yardım ediyorum, uğraşıyorum işte. Nişanlıyım, bir sene içinde evlenirim diye düşünüyorum. İstanbul’u seviyorum ama burada şunu gördüm; düşen insana kimse yardım etmiyor. Sabahları erken işe çıkıyorum; o zaman parklarda yatan insanları görüyorum. Hepsi soğuktan donmuş, titriyorlar. Kimsenin umurunda değil.”

Şahin Rezmani / İran Azerisi- Aksaray’da oyuncak satıyor

_MG_7949

“Türkiye’ye ilk gelişimin nedeni karıma nafaka parası ödememek içindi. Kavga edip ayrıldık ama mahkemenin bana söylediği parayı asla karıma ödeyemezdim. Bir de Hıristiyanlığı seçmiştim. Gizli gizli yapıyordum ibadetimi. Şimdi Birleşmiş Milletler’e başvurup mülteci olmak istiyorum. Hıristiyan olduğum için ya Amerika’ya ya da Avrupa’ya gönderirler. 38 yaşındayım, hayata yeniden başlayabilirim. Beni en çok üzen, beş yaşındaki kızımdan ayrı düşmek. Dört arkadaş beraber kalıyoruz, benim ne kadar zor durumda yaşadığımı bildikleri için benden para almıyorlar. İstanbul’da yabancı olmak zor. Hele kaçaksan, polisler buldu mu alıp götürüyor ama burası Aksaray, burada her çeşit insan var. Ben de onların arasına karışıp yaşıyorum.”

Domsek / Suriyeli Müzik Grubu-Taksim’de müzik yapıyorlar

_MG_7429

“Grubumuz dört kişiden oluşuyor, hepimiz savaştan kaçarak Türkiye’ye geldik ve tesadüfen burada tanıştık. İsmim Basil Halil, arkadaşlarım Muhammed, Royok ve Halid. Savaştan önce Şam’da konservatuarda müzik hocasıydım. Bildiğimiz tek şey müzik. Mecbur kalınca sokakta çalışmaya başladık. Sonra tesadüfen tanışınca neden beraber çalmıyoruz dedik. Grubumuzun ismi Domsek. Süryanice Şam anlamına geliyor, bir de güzel koku demek. Bizim kültürümüzde sokakta müzik yapmak yok. O yüzden başlarda utanmıştık ama şimdi alıştık hatta hoşumuza gitmeye bile başladı. Bu hallere düşeceğimiz aklımızın ucundan bile geçmezdi ama oldu işte.”

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardanAndroid tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)