DEPREMDEN SONRA

Van, Yalova, Düzce… Üçüne de büyük depremler ağır hasar verdi, yeniden yapıldılar. Üç şehirde şu an durum ne, yerinde baktık.

Oya Ayman

Van Gölü kıyısındaki havaalanından çıkışta, konteyner kentin yanından şehre giden bulvarda akşam trafiği var. Gölden gelen esinti, nefes almayı zorlaştıran puslu havayı dağıtamıyor. Yaklaşık yarım saat trafikte ilerledikten sonra, Van’ın çok katlı binalarını görüyoruz. Kazım Karabekir Bulvarı, Türkiye’nin herhangi bir şehrindeki ana caddelerden farksız. Bilinen giyim mağazaları, lokantalar, koşturan insanlar… Manzarada Van’a özgü tek şey, birkaç restoranın vitrininde göze çarpan ‘Van Kahvaltısı’ yazısı.

23 Ekim ve 9 Kasım 2011’de 636 kişinin öldüğü, 147 bin konutun hasar gördüğü iki deprem yaşadı Van.

Van son yıllarda yapılan yeni konutlar sayesinde depremin izini ilk bakışta silmiş görünse de, düzenli bir kentleşme adına ilerleme kaydedememiş. [EREN AYTUĞ]

Van son yıllarda yapılan yeni konutlar sayesinde depremin izini ilk bakışta silmiş görünse de, düzenli bir kentleşme adına ilerleme kaydedememiş. [EREN AYTUĞ]

Kent, yeniden yapılan binlerce yeni konutla depremin izlerini ilk bakışta silmiş görünüyor ama biraz daha dikkatli bakınca manzara değişiyor.

1986’daki imar planında, 2025’te 250 bin kişinin yaşayacağı tahmin edilen Van’ın bugünkü nüfusu 1 milyon 70 bin. Depremin hemen ardından kent boşalmış ama gidenlerin çoğu bir yıl içinde geri dönmüş, köylerden merkeze yoğun göç olmuş.

Kış ortasında sokakta kalan insanlara barınma sağlamak için, sağlam zeminli tepelerde hızla yapılan 17 bin 489 TOKİ (Toplu Konut İdaresi Başkanlığı) konutunda yaklaşık 140 bin kişi yaşıyor.

Van’da deprem sonrasında hızla yapılan TOKİ konutları barınma sorununu çözmüş. Ancak birçok konut sahibi, aidat, elektrik, ısınma ücretleri nedeniyle evini kiraya vermiş. Van merkeze en yakın sosyal konutlardan Bostaniçi TOKİ’de oturan Semra Aydın, “İnsanlar yol masrafı yapacağına merkezde ev turuyor. Hadi merkeze tek vasıta, hastaneye gitmeye kalksam iki vasıtaya binmek zorundayım.” diyor.

Erciş’te deprem sonrası inşa edilen TOKİ konutlarının ilk etabı tamamlanmış. [EREN AYTUĞ]

Erciş’te deprem sonrası inşa edilen TOKİ konutlarının ilk etabı tamamlanmış. [EREN AYTUĞ]

Binalar tamam, hizmet eksik

Burada yaşayanlarsa, konteynerden kurtulduğuna seviniyor; artık okulları, marketleri, camileri, çocuk parkları var. Ama yeni sosyal konutların sakinleri kent merkeziyle aralarındaki kopukluğun, sağlık ve sosyal hizmetlerin eksikliğinin sıkıntılarını yaşıyor. Edremit dışındaki TOKİ konutlarında yapılan sağlık ocakları henüz faaliyete geçmemiş, bu yeni mahallelerin hiçbirinde eczane yok.

Kalecik TOKİ’de yaşayanların yerleştiklerinden bu yana su sıkıntısı var. Suna Bayram, “Bazen iki gün gelmediği oluyor. İlk dönemlerde tankerlerle su taşınıyordu. Şebeke suyu geleli altı ay oldu. Henüz hiç su faturası gelmedi.” diyor.

Depremden sonra bazı konularda yaşanan yetki karmaşası, su sorununda da ortaya çıkmış. Van Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü Adnan Bilen, Kalecik’teki su sorununun, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) ihale verdiği firmayla ilgisi olduğunu söylüyor: “Şehir şebeke suyunun belediyeye aktarılmasını ancak altyapıyı AFAD’ın yapmasını istedik. Kabul ettiler. İhale yapılarak sorun çözülecek.”

Van’ın yeni kurulan yerleşimleri henüz bir kentin sağladığı sosyal ve kültürel olanaklardan çok uzak. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Şehabettin Öztürk, “TOKİ, Van’da iki konuda sınıfı geçti: Deprem sonrasında TOKİ’nin yapılarında maddi anlamda zarar yoktu. İkincisi vatandaşa ucuz, kira öder gibi konut edindirdi. Ama tek tip konutlar şehirlerin kimliğinin yok olmasında önemli rol oynadı. Van, İstanbul, Yozgat hepsi aynı… Şehrin kimliğini oluşturan sivil mimari örneklerini kaybeden Van, şimdi kimliğini oluşturacak alternatifi de ortaya koyamıyor.”

Altyapı sorunları devam ediyor

Van’da 2012-2014 yılları arasında yapılan 167 yatırımdan 116’sı eğitim alanında gerçekleşmiş. Bunda depremde 46 okulun kullanılamaz hale gelmesinin etkisi büyük. Ancak sağlık ve altyapı yatırımları yetersiz kalmış. Şu sıralar Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yapılacak ek binaların sağlık hizmetlerindeki sıkıntıyı gidermesi beklense de, 1980’li yıllardaki hatalı nüfus projeksiyonlarına göre yapılan kanalizasyon ve yollar giderek artan nüfusa yetmiyor.

Merkez ilçe, Tatvan ve Edremit TOKİ konutlarının kısmen çalışan atık su arıtma tesisleri dışında ilin bütün atık suyu Van Gölü’ne boşalıyor. Büyükşehir Belediyesi’nin tam kapasiteli atık su tesisi 2017’de devreye girecek. Erciş için de yapım hazırlıkları sürüyor.

Erciş Hastanesi’nin acil servisi hâlâ prefabrik binada hizmet veriyor. Yeni hastane binasının inşaatı sekiz yıldır devam ediyor. [EREN AYTUĞ]

Erciş Hastanesi’nin acil servisi hâlâ prefabrik binada hizmet veriyor. Yeni hastane binasının inşaatı sekiz yıldır devam ediyor. [EREN AYTUĞ]

Depremden sonra Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından il kapsamında dokuz spor alanı, iki de kültür merkezi yatırımı yapılmış. Ancak deprem öncesi ve sonrası, kişi başına düşen yeşil alan miktarında değişim yok. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı standartlarına göre ortalama 10 metrekare olması gereken yeşil alan miktarı, kişi başına 2,5 metrekare.

Van’ın ekonomisini ayağa kaldıracak, istihdam yaratacak yatırımların yetersizliği konusunda ise deprem öncesiyle, deprem sonrası arasında bir fark yok. Kentte işsizlik giderek artıyor. Deprem öncesinde kirada yaşayan, kurada ev çıkmayınca 50 kadar aileyle birlikte konteynerde kalmaya devam eden Temel Ailesi’nden İkram Temel, depremde yıkılan kiralık evlerine verdikleri 250 lirayı bile kazanamadıklarını söylüyor. “Şehirde işsizlik çok. İŞKUR’a (Türkiye İş Kurumu) müracaat ettim ama kurada çıkmadı.”

Depremin merkez üssü Erciş İlçesi’nde de benzer sorunlar var. Ankara’da yapılan imar planını uygulayan belediyeye, şimdiden yaklaşık 200 plan tadilatı talebi gelmiş. Belediye İmar ve Şehircilik Müdür Vekili Mehmet Marufoğlu “Örneğin, imar planında standartlara uygun olarak 10 metrekarelik yeşil alan ayrılmış, ancak nüfusun yoğun olduğu yerlerde yeşil alan yokken, merkeze 5 km uzaklıktaki mera da yeşil alan sayılmış.” diyor.

Ana caddede yer alan hemen bütün binaların yıkıldığı Erciş’te TOKİ konutlarının dışında tamamlanan henüz iki yapı var: Cami ve belediye hizmet binası. Ancak hastanenin acil servisi hâlâ prefabrik binada hizmet veriyor. Erciş’in nüfusu da giderek artıyor ve ilçenin sakinleri sekiz yıldır devam eden hastane inşaatının tamamlanmasını bekliyor.

Yalova sahilindeki deprem anıtına, 17 Ağustos depreminde ölenlerin isimleri kazınmış. [EREN AYTUĞ]

Yalova sahilindeki deprem anıtına, 17 Ağustos depreminde ölenlerin isimleri kazınmış. [EREN AYTUĞ]

En büyük depremin ardından

17 bin 840 kişinin öldüğü Marmara Depremi’nin üzerinden 15 yıl geçti. Bu 15 yılda üzerinde en çok durulan konu binalardaki dayanıklılık sorunuydu. Kentlerde afete hazırlık, altyapının, sağlık tesislerinin, sosyal ve kültürel tesislerin yeterliliği ise binalar kadar konuşulmadı. Depremi yaşayan diğer kentlerde de değişim şehircilik anlayışından çok, bina standartlarına yansımış durumda.

Yalova, deprem sonrasında kendisini ciddi ölçüde toparlamış görünüyor. Afetzedelere yaptırılanlar ve özel binalarla birlikte ilde 10 bin 800 konut inşa edilmiş. Yüzlercesinin inşaatı da sürüyor. Ancak hem depremzedelere verilen konutların zemini sağlam olduğu için kent merkezinden uzakta inşa edilmesi hem de kentteki konut alanı sıkıntısı, inşaatları yeniden zemini sakat olan Hacımehmet Ovası’na kaydırmış. Neredeyse bütün binaların yerle bir olduğu ovada deprem öncesinden daha yoğun yapılaşma var.

Kayıtlara göre, Yalova’da orta hasarlı 807 bina halen güçlendirilmemiş veya yıkılmamış. [EREN AYTUĞ]

Kayıtlara göre, Yalova’da orta hasarlı 807 bina halen güçlendirilmemiş veya yıkılmamış. [EREN AYTUĞ]

Türkiye’nin en küçük yüzölçümüne sahip Yalova’nın yüzde 60’ı orman, yüzde 30’u mera ve yüzde 10’u imara açık alan. Buna karşın yılda ortalama bin 300 bina yapılıyor. Hacımehmet Ovası’nda zemin balçık olduğundan, önceleri inşaat izni verilmemiş ama 2004’te TOKİ’ye bu bölgede ev yapma izni verilmesiyle, ova bir şantiyeye dönmüş. Yalovalı gazeteci Kemal Bayrı, “Burası ben küçükken elma bahçeleriyle doluydu. Şimdi 10 bin kişi yaşıyor.” diyor.

İnşaat Mühendisleri Odası Yalova Şube Başkanı Mahmut Renkler, depremden sonra “Artık Yalova’da inşaat yapılmaz.” deyip pizza salonu açmış. Ancak deprem travmasını atlattıktan sonra inşaata geri dönmüş. Standartların çok yükseldiğini, mühendislerin daha temkinli yaklaştığını, alıcıların daha bilinçli olduğunu ama uygulamada sorun yaşandığını söylüyor. “Yapı-denetim firmalarının ücretlerini, denetleyecekleri kişiden almaları zafiyet yaratıyor. Hacımehmet’te bazı binalarda kaya dolgu yapılması gerekirken, moloz dolgu yapıldığına tanık oldum ama şikâyetlerim dikkate alınmadı.”

Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Osman Ulukaya ise “İdareler olarak deprem konusunda iyi sınav vermedik.” diyor. “15 yıl geçmesine rağmen, orta hasarlı 807 bina kayıtlara göre halen güçlendirilmemiş veya yıkılmamış. Bunları belediyelere, bina sahiplerine bildirdik. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşümü Hakkında Kanun’a göre, kredi teşvikleri, kira yardımıyla bunların yeniden yapımını teşvik ediyoruz.”

Peki, şu anda bir deprem olsa? Ulukaya, “‘Rızasıyla cezaya girene merhamet edilmez.’ diye bir atasözü var. Vatandaşa, belediyeye bildirilmiş. Gerisi onlara kalmış.” diyor.

TÜİK’e göre Yalova, 2012-2013 döneminde yüzde 38,5 ile yıllık nüfus artış hızının en yüksek olduğu ikinci il. Depremden önce 67 bin olan nüfus, 125 bine çıkmış. Yalova sakin bir sayfiye yeriyken, hızlı nüfus artışıyla çok kimlikli bir kente dönüşmüş.

İzmit yönünde gelişen sanayi bölgesi, 2008’de kurulan üniversite, Armutlu-Çınarcık ve termal kaplıca bölgesindeki turizm yatırımları ile verimli tarım alanları kentin kimliğini oluşturuyor. Kent Konseyi Başkanı Şükrü Önder, “Tarım alanları evlerin içinde kalmaya başladı. İnsanlar tarımsal ilaçlamadan, hayvan ahırlarından şikâyet ediyor.” diyor.

50 yıl öncesinin sokak ve caddelerinde artık yoğun trafik var. Daha önce bisiklet yollarını kaldıran belediye, köprülü kavşak gibi projelerle sorunu çözmeye çalışıyor.

Yalova’nın su ihtiyacını karşılayan Gökçedere üzerindeki Gökçe Barajı’nın bu yıl ilk kez suyu bitmiş. Kurtköy Deresi’nden su getirilmiş ama kalıcı çözüme ihtiyaç var.

Sosyal ve kültürel hayatın daha çok kent merkezinde yaşandığı Düzce’nin Kalıcı Konutları, kentin yatakhanesi gibi. [EREN AYTUĞ]

Sosyal ve kültürel hayatın daha çok kent merkezinde yaşandığı Düzce’nin Kalıcı Konutları, kentin yatakhanesi gibi. [EREN AYTUĞ]

Düzce yeniden inşa edildi

Depremin 15’inci yıldönümünde camide Kur’an okuyan hocanın sesi merkezin neredeyse tüm sokaklarında yankılanıyor. Yatsı namazından sonra belediyenin önündeki meydanda dağıtılan aşureden almak için sıraya girenler, sokakların birinden çıkan yaklaşık 50 kişilik kalabalığın sloganlarına dikkat kesiliyor: “Çok katlı binalar istemiyoruz!”, ”Hasarlı binalar istemiyoruz…” Kalabalığın önündeki pankartta Depremzedeler Derneği yazıyor.

Düzce’nin ana caddesinde yeni inşa edilen binalar üç, dört katı geçmediğinden, çok katlı binaların ne anlama geldiğini merak ediyorum. Yaşadığı beş katlı apartman depremde yıkılan avukat Ayşegül Şenol Can, yıkımın ardından merkezde önce iki kata kadar izin verildiğini ancak daha sonra kat izninin dörde çıkarıldığını söylüyor: “Binalar yapılırken gerekli önlemler alındı mı? Başlangıçta zemin açısından iki kat verildiyse dörde çıkarılması doğru mu? Üstelik kat arttıkça nüfus da artıyor. Nüfus arttıkça da daha fazla hastane, okul, yeşil alan gerekiyor.”

17 Ağustos 1999 Depremi’nden sonra 12 Kasım’da meydana gelen ikinci deprem Düzce’yi yerle bir etmişti. Düzce’de alüvyon zemin üzerine yapılan binaların çoğu 30 saniye içinde devrilmişti. Aradan geçen 15 yılda özel sektör ve kamu 16 binden fazla konut ve iş yeri yapmış. Altyapı yenilenmiş, yollar genişletilmiş. Merkez nüfusu 50 binden 160 bine çıkan Düzce’de deprem sonrası çıkan ‘teşvik yasası’ sayesinde kurulan iki ‘Organize Sanayi Bölgesi’ (üç tane daha planlanıyor) istihdamı artırmış. Tarım alanlarına kurulan orta ölçekli sanayi bölgelerine rağmen, Düzce hâlâ tarım kenti kimliğini sürdürüyor. 2006’da açılan Düzce Üniversitesi ise şehre yeni bir kimlik kazandırmış.

Düzce’nin trafiğe kapalı sokaklarından birinde lokantacılık yapan Barış Ergun herşeye rağmen kentteki gelişmeden memnun, “Düzce çağ atladı. Eskiden bazı caddelerden iki kez geçince insanlar sizden şüphelenirdi. Depremden sonra daha da hareketlendi. Kent göç veriyordu, şimdi göç alıyor.” diyor.

Kentin yatakhanesi

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın Nalbantoğlu, Kazukoğlu ve Sallar köylerinde depremzedeler için yaptırdığı, yaklaşık 8 bin konutluk ‘Kalıcı Konutlar’ bölgesi ise kentin yatakhanesi gibi. Merkezden yaklaşık 10 km uzaklıkta, zemini sağlam bir mera alanına yapılan Kalıcı Konutlar’da, geniş yeşil alanlar, parklar, sosyal alanlar ve iş yerlerine rağmen canlılıktan eser yok. Belediye Başkan Yardımcısı Murat Caymaz, “İnsanları alıştıkları yerden koparmak çok zor. Orada her şey var ama hayat burada akıyor.” diyor.

Düzce’nin en hareketli sokaklarından birinde restoran işleten Bülent Kabasakal’ın anlattığına göre, Kalıcı Konutlar’ın yanında yer alan Kalıcı İş Yerleri de pek ‘kalıcı’ olamamış: “Hayatımda bu kadar saçma planlanmış iş yerleri görmedim. Mesela depremde dükkânı yıkılan bisiklet tamircisine kalıcı iş yerlerinde üçüncü kattan dükkân vermişler. Bu gibi nedenlerden sadece giriş katları dolu. Anlayacağınız, ölü yatırım…”

Kalıcı Konutlar’ın merkezden uzak olması ulaşımı da sorun haline getiriyor.

Yakın geçmişte Düzce Belediyesi kalan sekiz ağır hasarlı binayı yıkmak üzere AFAD’a başvuruda bulunmuş. Orta hasarlı 939 binanın güçlendirmesi ise 15 yıldır yapılmamış.

AFAD yetkililerinin buna cevabı, bu binaların bir kısmında hâlâ ikamet edildiği ve güçlendirilmesinin sebebinin, anlaşmazlıklar ve maddi imkânsızlıklar olduğu şeklinde.

Çoğu kentte yer-yapı-deprem ilişkisi kurulmadan binalar dikildiğini söyleyen İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Bölümü’nden deprem uzmanı Övgün Ahmet Ercan, orta hasarlı evlerin güçlendirilmesini yamalı pantolon giymeye benzetiyor: “1967 Sakarya Depremi’nde güçlendirilen binalar 1999 depreminde yıkıldı. 81 yaşındaki annemi ters çevirerek 18 yaşında bir genç kız yapamazsınız.”

Düzce’de yıkılan 16 okulun yerine 32 okul yapılmış. Halen prefabrik yapılarda eğitim veren üç okulun inşaatı ise devam ediyor. Devlet Hastanesi birbirinden 20 km uzaklıkta iki ayrı binada. Düzceliler, 300 yataklı Atatürk Devlet Hastanesi’nin bitmesini bekliyor.

Bisikletle ulaşımın yaygın olduğu Düzce’de birkaç meydanda bisikletliler için park yerleri, bazı resmi kurumların girişinde tekerlekli sandalyeler için rampalar, görme engelliler için işaretli yollar var ama uygulamalar yaygınlaşmış değil. Belediye Başkan Yardımcısı Caymaz, kültür sanat alanında da zayıf olduklarını itiraf ediyor: “Bir kültür merkezinin inşaatı bitiyor. Kalıcı Konutlar’da da kongre ve sanat merkezi yapmayı planlıyoruz.”

Depremin yıkıcı etkisini derinden yaşayan kentlerde özellikle barınma ve yapılaşma standartları konusunda getirilen düzenlemelerin önemli bir adım olduğunu hemen herkes kabul ediyor. Ama sağlıklı kentler için, altyapıdan sosyal ve kültürel alanlara, yeşil alandan sağlık tesislerine, yaşayanların refahı konusunda daha ciddi bir planlama gerektiği üç deprem şehrinden çıkan ortak mesaj.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)