DENİZ ÇOK BALIK YOK!

Karadeniz’de 26, Marmara’da 146 farklı balık türü, nesli tükendiği için artık sadece balıkçıların anılarında kaldı. Aşırı avcılık, kaçak trol ve kirlilik balık stoklarını tüketiyor. Yavru hamsiler ‘çiftlik balıklarına’ yem oluyor.

Cengiz Erdinç

Gece yarısına doğru ışıklarını karartmış tekneler Boğaz’ın karanlığından Marmara’ya süzülüyor. Gün ışıyana kadar deniz dibini kazıyarak ağlarını doldurup, sessizce barınaklarına dönecekler. Yakalanmaları olasılığına karşı Sahil Güvenlik teknelerini gözleyen erketeleri var. Kaçak trolcüler ya da balıkçıların deyimiyle ‘şebekeciler’ için yakalansalar da birkaç bin lira para cezasının, bir gecede kazanacakları 150-200 bin lira yanında önemi yok. Bu, yasal olarak kıyıdan en az 3 mil uzakta avlanmak zorundaki bir balıkçı teknesinin neredeyse bir ayda kazanabileceği para. Bereketin nedeni koruma altındaki Marmara’nın trole yasak sularındaki el değmemiş balık yatakları.

Rumeli Feneri’nde bir balıkçı, barınaktaki ‘şebeke’ teknelerini, üzerindeki trol takımlarıyla tek tek gösterirken “Aman adımı yazma, başımı belaya sokarsın.” diye fısıldıyor. Balıkçının neden bu kadar ürktüğünü anlamak için kaçak trole karşı çıkan kooperatif başkanı Ahmet Aslan’ın iki yıl önce gözünden silahla vurulduğunu hatırlamak yeter.

Tarım Bakanlığı’na yazılı olarak kaçak trol teknelerinin Rumeli Feneri, Kumkapı gibi kooperatiflere ait barınaklarda bulunmasını soruyoruz.

Cevap şöyle: “Kastedilenin adı geçen barınaklarda bulunan ve şebeke olarak tabir edilen tekneler olduğu düşünülmektedir. Bu teknelerin üzerlerinde trol ekipmanları bulunmadığından, özel tekne hüviyetinde görünmektedir. Trole kapalı alanlarda ağlarını ve kapılarını mühürletmeyen trol teknelerine cezai işlem uygulanmaktadır.”

Bir başka balıkçı, “O kadar balığı semt pazarında satamazsın. Hepsi halden, komisyoncudan geçiyor. Herkes biliyor Marmara’dan, trolden geldiğini. Ama…” diye anlatıyor.

Marmara’daki kaçak trolle avı, ceza miktarlarının caydırıcı bulunmamasını da bakanlık şöyle izah ediyor: “Yasa dışı trol avcılığı balıkçılar arasında şebeke olarak tanımlanan 8-10 m lik tekneler ile yapılmaktadır. Bu tekneler ile fazla 20-30 kasa balık avladığı bunun değeri de 3-5 bin TL’yi geçmemektedir. Su Ürünleri Kanunu’na göre Marmara Denizi ve boğazlarda trol avcılığı yasaklandığından ürünler yanında bu teknelere ve av araçlarına da el konulmaktadır. Bu da cezai yaptırın caydırıcılığını arttırmaktadır.”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamları Türkiye’de yılda 350 bin ton civarında balık avlandığını, 230 bin ton civarında balığın da çiftliklerde yetiştirildiğini gösteriyor. 10 yıl önceye göre yetiştiricilik dörde katlanırken, denizlerde av yaklaşık yüzde 30 gerilemiş.

Hamsi ekonomisi

Eylülde Ereğli açıklarında başlayan av sezonu, artık aralık ayının ortasında bitiyor. Reis Kadir Kılıç 20 yıldan daha fazladır balık avlıyor. “Sinop’ta başlardık, Kızılırmak’ta Nisan’ın 1’inde hamsi bitmezdi, biz yorulup bitirirdik.” diye anlatıyor bereketli günleri.

Yine TÜİK’e göre, Türkiye’de 2013’te 607 bin ton balık ve su ürünü üretildi. Bunun 101 bin tonu ihraç edildi, yaklaşık 479 bin tonluk iç tüketimin 67 bin tonu ithalatla karşılandı. 87 bin tonu ise un ve yağ olarak fabrikalarda işlendi.

gurayIMG_9418

Rize Pazar’daki barınağa sığınmış küçük tekneler avlanmak için havanın düzelmesini bekliyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

976 milyon liralık 295 bin ton balık denizlerden avlandı, 1,7 milyon liralık 233 bin ton balık iç sularda ve denizlerde yetiştiricilikle üretildi. İthalat içinde en büyük pay 89 milyon lirayla uskumru ve 44 milyon lirayla orkinosun. İhracatın en büyük kalemleri 168 milyon lira getiren çiftlik levreği ve 144 milyon lira getiren çiftlik çipurasıydı.

Türkiye’de denizlerde avlanan balığın yüzde 70’i Karadeniz’den, bunun yüzde 70’i hamsi. Eskiden yılda 500 bin tonu geçen av, artık 200 bin tonu zor yakalıyor.

Kadir Reis “HES’ler yüzünden tatlı su kesildiği için balığın yemi de bitiyor. Kirlilik, sonarlar, dip radarları, büyük ağlar, motorlar; balığı rahatsız eden her şeyin rolü var. Eskiden en büyük ağ 50 tondu. Şimdi bir seferde 200 ton, 300 ton hamsi kaldırıyorsun. Herkes yarışınca balık ucuzluyor, ucuzladıkça daha çok tutuluyor. Uygulamadıktan sonra kanun çıkarmanın anlamı yok. Limana girişte, çıkışta her hareketin kayıtlı olması lazım.” diyor.

Pek çok teknenin zararına çalıştığını söylüyor. “İki milyon kazancı varsa yarısı masraf. Nisana kadar çalışırken ocakta bitirince zarar ediyorsun. Ben 200 bin lira zarardayım. Karadeniz’de 70 takım varsa (Avcı teknelerine yardımcı teknelerle birlikte takım deniyor.) 10-15’i para kazanır, geri kalanın cebinde çay parası yok.”

guray_eylulrizeav_IMG_7931

Avcı tekneleri kilometrelerce öteden sonarla gördükleri sürüleri 3 bin beygire ulaşan motorlarıyla kovalıyor, çeviriyor ve yakalıyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Hamsi avı Ereğli’de başlayan ve limandan limana hamsiyle birlikte süren bir yarış. Her şirketin, balığı hızla boşaltan taşıyıcıları, hamsinin peşinden yatakhane haline getirilmiş otobüsleriyle Ereğli, Samsun, Ordu, Trabzon, Rize liman liman dolaşıyor. Son geldikleri yer Hopa. Burada Gürcistan’da avlanan ve taşıyıcı teknelerle getirilen kasaları yüklüyorlar.

51 yaşındaki Aslan Kara kamyonuyla Trabzon’dan İstanbul’a dokuz saatte gittiğini biliyor. “Balık olayı borsaya benzer, 10 dakika erken git kasası 100 lira, 10 dakika geç 70 lira. Sabah hale yetişecek. Hızlı gidersen yüklediğin kayığa bağlı olarak altı-yedi kasa şoförün payıdır. Ama eskiye göre balık azaldı. Ayda beş-altı sefer attığım yerde şimdi iki sefer atıyorum.”

Balık neden kaçıyor?

Trabzon Su Ürünleri teknesinin sahibi Abdullah Kaya, “Hamsi, Kâbe’yi tavaf eder gibi Karadeniz’i dolaşıyor. İğneada’dan giriyor, Hopa’dan çıkıyor. Eskiler ‘Kar suyu hamsiye vuracak, tatlanacak’ derlerdi. Karla dereler soğuk suyu denize taşıyor. Barajlar, HES’ler yapıldı, su tutuluyor. Hamsi de geçip gidiyor Gürcistan’a” diyor.

Kaya, hamsinin peşinden Gürcistan’a gidenlerden. “Türkiye’de 9 santimlik yasağa uyanlar orada yasağa masağa uymuyoruz; incesini de, irisini de tutuyoruz (Gürcistan’da boy yasağı 7 cm’den başlıyor.). Gürcistan, kasa başına yedi, sekiz dolar, ton başına 400 dolar alıyor. Bindiğimiz dalı kesiyoruz, bu yıl bin ton küçük balık tuttun. Hâlbuki seneye 3 bin ton olacak.”

guray_eylulrizeav_IMG_8035

Avcı teknelerin sudan çektiği balık buzlanıp, hızla kasalara yerleştirilerek balıkhanenin yolunu tutacak. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Yardımcı Doç. Yakup Erdem HES’lerin rolünün abartıldığını düşünüyor. “Su sıcaklıkları hamsinin av vermesine uygun gitmedi. Önce Karadeniz ortası soğudu, palamut ve lüferi kıyılarımıza yığdı. Aralıkta Kuzey ve Kuzeybatı Karadeniz hızla soğudu. Hamsiler Doğu Karadeniz’e kaçtı, Gürcistan kıyılarına yığıldı.”

Erdem avlanan balıktaki azalmanın en önemli nedeninin kapasitesi yüksek balıkçı filosu olduğunu söylüyor. “Bu filo (Av ruhsatına sahip teknelerin toplamına deniyor.) balıkların üremesini, beslenmesini, mevsimsel göçlerini tamamlamasını engelliyor. İkincisi denetim yetersizliği. Aşırı avcılık yüksek kapasiteli filonun ve kontrolsüz balıkçılığın sonucu.”

1980’lerde verilen, kısmen süren teşviklerin büyüttüğü balık filosu rakamları şöyle: 1985’te balıkçı ruhsatına sahip 8 bin 600 tekneyle tekne başına ortalama yılda 60 ton balık düşerken, 30 yıl sonra, 14 bine yaklaşan tekne sayısıyla, tekne başına 20 ton balık yakalanabiliyor.

Karadeniz’de 30-40 metrelik, radar, sonar, balık bulucu gibi cihazlara, binlerce beygir güce sahip ‘kayıklar’ hızı artırıyor ama verimlilik düşüyor. 2013 TÜİK İstatistikleri’ne göre, 1990’da bir beygir güçle yılda 895 kilo balık avlanırken, şimdi 300 kilo balık avlanabiliyor.

guray_eylulrizeav_IMG_7903

Gırgır teknelerinin derinliği 200 metreye, çapı bir kilometreye ulaşan ağları bir defada 60-70 ton balığı tekneye çekebiliyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Balık sektöründe yüzde 85’i 20 yaş altı 33 bin kişi istihdam ediliyor. Bunun 8 bini ücretli, 8 bini de pay alarak çalışan tayfa. 2013 rakamlarına göre, balıkçılıkla uğraşan 13 bin 727 tekne arasında boyu 20 metrenin üzerinde 773 tekne var. Boyu 10 metrenin altındaki tekne sayısı 11 bin 430. Balığın ve hasılatın yüzde 80’ini 20 metreden büyükler elde ederken, kalan yüzde 20’yi küçük ve orta boy tekneler bölüşüyor.[1]

guray_eylulrize_IMG_7744

Kaptan, takımın her şeyi. Köşkünden pek çıkmasa da, avın nerede kovalanacağını, ne zaman nerde ağ atılacağını o biliyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Tarım Bakanlığı, balık üzerindeki av baskısını azaltmak için 10 metrenin üzerindeki balıkçı teknelerinin metresini 10-20 bin lira arasında ‘destekleme alımıyla’ ruhsatını da iptal ederekfilodan çıkarıyor.Geçen yıl bakanlık 400 civarında tekne almış. Bir bölümü araştırma ve kontrol için üniversitelere bağışlanmış, kalanı Aliağa’da sökülmüş. Bakanlık teşviklerle filonun yüzde 40 oranında düşürülmesini öngörüyor.

Rize Artvin Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Barış Zaman “Tekne ya 10 metreden küçük ya da 35 metreden büyük olmalı. Arası olmuyor. Büyüyeceksin ama borçla büyüme risk. Kimse balık tutamayacağını hesap etmez. Ama balık tutamadığı zaman borcu katlanıyor. Satanların çoğu bu şekilde. 35 metre tekne 2,5 milyon lira civarında. Yılda kazanacağı 300-400 bin lira.”

İkisi yedek, biri 50 metre boyunda avcı teknesi olmak üzere üç tekneye sahip Zaman basit denetlemeden yana: “Her aşamada menşe belgesi sorulmalı. Limanda gece gündüz tutulan balık sayılacak. Sonra yazılacak ‘Şu kadar kasa balık şu limanda yüklendi, hale gönderildi.’ İki görevli işi bitirir. Yanında kolluk kuvveti de olacak. Menşe belgesini soracak, yok mu, fazla mı var, 10 bin lira ceza. Bu kadar basit. Ama istemiyorlar, istenmiyor.”

Menşe belgesinin en önemli işlevi kaçak avcılığı önlemesi. Kaçak balığın menşe belgesi olması zor. Balığın türü vs. itibarıyla da kaçak olduğu anlaşılacağı için herhangi bir su ürünleri kooperatifinden belge alabilmesi pek mümkün değil.

Zaman aşırı avcılıkta hedefe hep balıkçıların konduğunu söylüyor. Balık unu, yağı işleyen fabrikaların kapasitesine dikkat çekiyor. “Küçük balığı piyasaya satamazsın, fabrikaya satarsın. Fabrika almasa balıkçı tutmaz. Balığın üçte biri tüketime, üçte ikisi fabrikaya gider.”

Bakanlık, 2014’te balık unu ve yağı tesislerinde 136 denetim yapıldığını, küçük boyda olduğu tespit edilen 36 ton su ürünlerine el konulduğunu belirtiyor.

Sürmene’deki balık unu ve yağı işleyen en büyük tesislerden Sürsan’ın Genel Müdürü Mustafa Topal “Mesele balığın ağa girmeden yaşaması. Ağa sarıldıktan sonra bıraksanız da yüzde 80’i yaşamaz. Firmamız küçük hamsiye karşı. Gürcistan’da 3 santimlik hamsi tutuluyor. Asıl katliam orada.” diyor. Sürsan’ın Bodrum’da her an 10 bin ton canlı balık olan çiftlikleri var.

Yetiştiricilik üretimin yüzde 40’ını oluşturuyor. Çiftliklerde ağırlıkla alabalık, çipura ve levrek üretimi yıllık 200 bin tonun üzerinde.

gurayIMG_9330

Avcı teknelerini karadan takip eden “taşıyıcılar”, çadırlarında, limana gelecek binlerce kasa balığı bir an önce kamyonlara yüklemek için hazır bekliyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Peki, Karadeniz’de ne kadar balık var? Cevabı Tarım Bakanlığı’na bağlı Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü, ODTÜ Erdemli Deniz Bilimleri Enstitüsü’yle birlikte, TÜBİTAK projesi çevresinde arıyor. Karadeniz’de hamsinin göç mekanizması, hareketleri, tespit edilmeye çalışılıyor. Yılsonunda tamamlanması beklenen projeyi, Tarım Bakanlığı bir izleme modeline de dönüştürülebilecek.

Enstitü Başkanı Dr. İlhan Aydın “Karadeniz’de kaç farklı stok var, Azak stoku, Tuna stoku gibi, bunu da araştırıyoruz. Şunu gördük, Karadeniz kıyılarımızda bir hamsi stoku var. Stokunuz varsa yönetmelisiniz, göç dalgaları hakkında bilginiz olmalı. Bizim yapabileceğimiz lokasyona, boy yasaklarına ilişkin bilgiyi üretip, karar alıcı mekanizmalara sunmak.” diyor.

1972’de Karadeniz’de 1,2 milyon ton hamsi stoku olduğu tahmin ediliyor. Yardımcı Doç. Yakup Erdem “Son çalışmalara göre, toplam stok 1-1,2 milyon ton civarında. Avlanabilir stok, toplam stokun 1/3’üne denk gelecek şekilde 300-360 bin ton hesaplanıyor. Dengeli stokta bir yıldaki ölümlerin en fazla yarsının balıkçılıktan kaynaklanması gerekir.” diyor.

guray_eylulrizeav_IMG_8018

Eylül’de başlayan av sezonunun Karadeniz’deki ilk ürünü palamut bolluğuyla ağları doldururken hamsinin pek fazla olmayacağının da habercisi. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Ertuğ Düzgüneş sürdürülebilirliğin temel ölçütünün her canlıya en az bir kez üreme hakkı vermek olduğunu söylüyor. “Balık stokları aşırı sömürülmüşse, bir kere üreme şansı da yetmiyor. Karadeniz kalkan cennetiydi, büyük, küçük demeden avlandı, stoku tehlikeye girdi. Bende 1968’in istatistikleri var. Trabzon balık haline 50 kadar tür giriyormuş. Bugün adları geçmiyor.”

En hazin hikâyelerden biri nesli tükenmek üzere olan mersine ait. Dinozorlar döneminden beri var olan, beş türünden ikisi artık bulunmayan balık, Rusya’dan getirilen yavruların belirli bölgelerde, çiftliklerde yetiştirilmesiyle kurtarılmaya çalışılıyor. İki yıl önce üç metre boyunda bir mersin balığı Çarşamba ilçesinin iki yakasını bağlayan köprünün altında, 30 santimlik suda kısılıp kalmış, çevredekilerce oracıkta öldürülmüştü. Avlanması her daim yasak mersini, balıkçı tezgâhlarında görmek kimseyi şaşırtmıyor.

Geçen yıl Marmara’ya giren mavi yüzgeçli orkinosların balık pazarlarında kilosu 13 liradan satılması da benzer bir örnek. Türkiye’nin, Atlantik Orkinosu’nu Koruma Komisyonu (ICCAT) tarafından verilen 3 bin tonluk kotası 556 tona düşürüldü. Balıkçılar, özellikle büyük orkinos yetiştiricisi şirketlerin kılıç, tulina avını yasaklattığını, kotaları çok aşan birkaç bin tonluk kaçak av yaptıklarını, Türkiye’nin kota hakkının alınabileceğini söylüyorlar.

Bunlar iddia, deniz bilimcisi Azade Simavi’nin 2014 Nisan’ında, Saroz Körfezi’nde, av yasağının ortasında 30 tekneyle yapılan orkinos avına ilişkin fotoğraflarıysa gerçekti. Kıyıya çıkarılan, kilosu 3 liradan orada satılan tonlarca mavi yüzgeçli orkinos, herkesin gözü önünde kamyonetlerle götürüldü. Oysa Japonya’ya ihraç edilen orkinosun kilosu en az 20-30 dolar.

Ege’de limanların genelde küçük balıkçılara göre yapılmış olması, tekne turizminin gelişmesi, endüstriyel balıkçılığı, aşırı avı şimdilik dizginliyor. Akdeniz’de ise balık, koruma kurallarının pek umursanmadığı Türkiye, Yunanistan kıyılarından, İtalya, İspanya kıyılarına yöneliyor.

gurayIMG_9475

Balıkçılığın sürdürülebilir olması için avın ‘vahşi toplamaya’ dönmemesi şart . [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA]

Prof. Düzgüneş teşviklerle av filosunun büyüdüğünü, avın vahşi toplamaya dönüştüğünü anlatıyor. “Liman ofislerine dayanan yönetim modeli gerek. Balıkçı ne kadar avladığını bildirecek, ne kadar nakledileceğine dair izinler orada düzenlenip, piyasaya sevk edilecek.”

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 1995’te tanımladığı ‘sorumlu balıkçılık’ ilkeleri çevreye zarar vermeyen, sürdürülebilir balıkçılığı öngörüyor. Ancak Türkiye’de pek çok sivil toplum kuruluşu ve balıkçılık örgütünce desteklense de kılıç, uskumru, mersin gibi kaybolan türlerin varlığı, işin ciddi olduğunu gösteriyor.

Balıkçılığın durumu Sait Faik’in bir dalda asılmış can çekişirken, hâlâ suda, derinliklerde olduğunu zanneden dülger balığına benziyor. Onu ölümden kurtaracak olan, denizlerden sofraya uzanan zincirde herkesin üzerine düşeni yapması.

[1] Karadeniz Bölgesi’nde Su Ürünleri Avcılığı Yapan İşletmelerin Sosyo-Ekonomik Analizi. Ankara Üniversitesi Su Ürünleri Araştırma ve Uygulama Merkezi S. Ahmet Çeliker (proje lideri) Yrd. Doç. Dr. A. Şeref Korkmaz, Deniz Dönmez, Umut Gül, Alkan Demir, Dr. Yaşar Genç, Şevket Kalanlar, İsminaz Özdemir, 2006 Ankara

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan, Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)