SAĞLIKLI GIDA

50 yıl öncesine kadar soframıza gelenin gerçek olup olmadığını sorgulamazdık. Yoğurdun, balın “yüzde yüz doğal” olması ispatına gerek yoktu. Tarım ilacı, sentetik gübre bilmezdik. Şimdilerde “O günlere dönüş mümkün mü?” sorusunun cevabı aranıyor.

Oya Ayman

Kentlere göç edip, topraktan uzaklaştıkça gıdamızın nasıl üretildiğinden de bihaber olduk. Artık meyve sebzemizi, onu yetiştiren çiftçiden değil, market raflarından alıyorduk. Sonra kiremit tozlu kırmızıbiberleri, siyaha boyanan zeytinleri, eşek etinden sucukları öğrendik. ‘İçindekiler’ bölümünde yazılanlar bize yabancılaştı; emülgatörle, aspartamla, monosodyum glutamat (MSG) ile homojenize yoğurtla, UHT sütle tanıştık.

Birçoğumuz tarım ilaçlarının, hormonların ve sentetik gübrelerin sağlığa zararlı olabileceğini, ihraç edilen sebze ve meyvelerdeki ilaç kalıntısı yüzünden yabancı gümrüklerden geri döndüğüne ilişkin haberleri dinlediğinde öğrendi.

Yozgat'ta aspir hasadi basladi

Geleneksel tarımdan endüstriyel tarıma geçiş, başlangıçta verimi artırdığı için herkes tarafından olumlu karşılanıyordu. Yıllar içinde endüstriyel gıdaya güven azaldı. [ANADOLU AJANSI]

Sonunda hibrit tohumları, genleriyle oynanmış gıdaları konuşur olduk. Gıdamız doğadan koparak laboratuvara girdi, endüstri haline geldi. Ve zihinlerde sorular birikmeye başladı.

Yetiştirilirken ilaç kullanılmış mı?

Tohumu yerel mi?

Bu kadar uzun ömürlü olması için nasıl bir işlemden geçirilmiş?

Sütünü içtiğim inek GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) yemle beslenmiş midir?

Tavuklar serbest geziyorlar mı?

Yediğim ette antibiyotik var mı?

Zirai ilaç kalıntılarının kanser, üreme sistemi ve doğum bozuklukları, beyin ve sinir sisteminde, bağışıklık sisteminde hasar, alerji, çocuklarda gelişim bozukluklarına neden olduğuna ilişkin bilimsel araştırmalar var.

Columbia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, tarım ilacı etken maddesi ‘chlorpyrifos’un, anne karnındaki bebeğin ön beyin zarının küçülmesine neden olduğu, ilerleyen yaşlarda zihinsel yeteneklerinde soruna yol açtığı belirlendi.[1]

Greenpeace’in uluslararası araştırmalarına göre, endüstriyel tarımda kullanılan pestisit (böcek öldürücü), kimyasal gübre, toprağı fakirleştirdiği, yeraltı sularını kirlettiği için sürdürülebilir değil.[2]

Ege Üniversitesi’nden tarım ekonomisi uzmanı Prof. Tayfun Özkaya bunun açlığa davetiye çıkardığını söylüyor. “Tarım zararlısı böcekler çoğalmaya devam ediyor. Çünkü pestisitler öldürürken ayrım yapmıyor. Zararlıları yiyen diğer böcekler de ölüyor. Ayrıca böcekler, tarım ilaçlarına karşı evrim yoluyla dayanıklılık kazanıyor. Ekolojik tarımda ise canlılar arasında çoğunlukla hiçbirinin zarar vermediği bir denge oluyor.”

Endüstriyel tarım yapan küçük çiftlikler mazot, tohum, ilaç, gübre vs. gibi girdi maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor. [İLKER TAŞ/AL JAZEERA]

10 yıldır Bursa Karacabey’de ekolojik tarım yapan Şaban Burhan tarım ilacı gözlemlerini aktarıyor: “Fare yiyen yılanı da, yaprak bitini yiyen uğurböceğini de öldürürsünüz. İlaç, sentetik gübre doğal yapıyı bozar, daha fazla zararlı gelir; daha fazla ilaç gerekir. Doğal preparatla zararlı kontrolü yapabiliyoruz, doğaya zarar vermeden ürün yetiştiriyoruz.”

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl 3 milyon kişi pestisit zehirlenmesine maruz kalıyor.

Gıda endüstrisi geliştikçe, katkı maddeleri, beyazlatma ya da rafinerasyon gibi işlemler gerçek ve doğal olandan uzaklaşmaya neden oluyor.

Tip2 diyabet ve obezite gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan Yaşam Tarzı Tıbbı uzmanı Dr. Nurhayat Gül “UHT gibi uzun raf ömrünü hedefleyen ürünlerden, dayanması için antibiyotik ve anti mantar kimyasalları kullanılmış; maliyeti düşürmek, verimi artırmak için sentetik, GDO’lu yemlerle beslenmiş hayvan ürünlerinden de uzak durulmalı.” diyor.

Hasadı, geleneksel tarım aletleriyle yapıyorlar

Geleneksel tarımda çiftçi kendi tohumunu ayırıyor, gübresini hayvanından ve bitkilerinden sağlıyor. [ANADOLU AJANSI]

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin 2009’da yaptığı araştırmada tezgâhtan gelişigüzel alınan 10 üründen yedisinde yasaklı tarım ilacı, limiti aşan pestisit kalıntısı belirlenmiş. Şube Başkanı Ahmet Atalık, bunun üzerine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 81 ilde tarım ilacı kalıntısı denetimlerini artırdığını söylüyor.

Zernek Barajı'ndaki su seviyesi çiftçiyi endişelendiriyor

Kuraklık riski gıdayı tehdit ediyor. [ANADOLU AJANSI]

Tüketicinin kafasındaki sorulardan biri de katkı maddesi.

Gıda Mühendisleri Odası İstanbul Başkanı Sedat Kuru’ya göre, üreticiler tüketicinin görsellik, kıvam taleplerini karşılamak için, altyapısı uygun değilse daha fazla katkı maddesi kullanabiliyor. “Oysa oksijensiz ortamda vakumla paketlerseniz, ürünün raf ömrünü katkı maddesiz de uzatabilirsiniz. Hükümet 2014’te geleneksel ürünlerde katkı maddesi kullanımını büyük oranda yasakladı. Örneğin çiğ köftede askorbik asit (C vitamini) haricindeki bütün katkı maddeleri yasak.”

Kuru, tüketicinin sağlıklı gıdaya ulaşmaya çalışırken büyük bilgi kirliliğiyle karşı karşıya kaldığını, bu nedenle yorgun düşerek sorgulamaktan tamamen vazgeçebildiğini söylüyor.

Ekolojik gıdaya talep artıyor

Newcastle Üniversitesi’nden Prof. Carlo Leifert ve ekibinin araştırmasına göre, organik süt konvansiyonel süte oranla daha yüksek E vitamini içeriyor; organik meyve ve sebzelerdeki C vitamini, mineral ve antioksidanlar organik olmayanlara göre daha fazla.[3]

2008’de ABD’de yapılan bir araştırmada, konvansiyonel ve ekolojik ürünlerin besin değerlerini karşılaştıran bilim insanları 236 örnek üzerinde yaptıkları incelemede şu sonuca vardılar: Aralarında antioksidan, beta-karoten, E vitamini, fosfor ve proteinin de bulunduğu 11 ayrı besin maddesi, ekolojik ürünlerin yüzde 61’inde daha yoğundu.[4]

Tahılların tam olması yani herhangi bir işlemle kepek ve rüşeymlerinden (özünden) ayrılmamaları, lif, mineraller, protein gibi besleyici unsurların çoğunu barındırmalarını sağlıyor. Uzmanlar, tam gıdaların özellikle kalın bağırsaktaki bakteri florasının devamlılığında önemli rol oynadığını belirtiyor.

Sentetik ilaç ve gübre kullanmadığından emin olduğu çiftçilerden doğrudan satın alma olanağına sahip olmayanlar, genellikle sertifikalı ekolojik ürünleri tercih ediyor.

L62B8231

Sağlıklı gıda sağlıklı tohum, sağlıklı toprak ve temiz suyla mümkün.

Türkiye’de 1980’li yıllarda yurtdışından gelen talep üzerine başlayan ekolojik üretim, iç pazarda yükselen taleple 2000’lerde ciddi ivme kazandı. Ekolojik üretim yapan çiftçi sayısı 2002’de 12 bin 428’ken, 2013’te 60 bin 797’ye yükseldi. Üretim beş kat artarak, 310 bin tondan 1 milyon 620 bin tona çıktı. Ama Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) verilerine göre, 2012’de Türkiye’de ekolojik tarım alanının payı sadece yüzde 2,95 oldu.

Bundan 10 yıl önce ekolojik sertifikalı gıdalar sadece belli başlı doğal ürün dükkânlarında satılıyordu. Bugün market reyonlarında, sayısı giderek artan ekolojik pazarlarda ve internet yoluyla ekolojik gıdaya ulaşmak mümkün.

Elma üreticisinin umudu "Rusya pazarı"

Endüstriyel tarımla üretilen ürünlerde pestisit (böcek ilacı) kullanılması tüketiciyi endişelendiriyor. Pek çoğu fazla miktarda ilaç kullanıldığı kanısına sahip. [ANADOLU AJANSI]

‘Yüzde 100 Ekolojik Pazarlar’ı organize edip, denetleyen Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, ekolojik pazar müşterisinin ağırlıklı olarak gelir düzeyi değil, eğitim düzeyi yüksek olanlardan oluştuğunu belirtiyor.

Neden ekolojik ürün daha pahalı?

Dar gelirli pek çok kişi ekolojik ürün alamıyor. Batur Şehirlioğlu fiyatı artıran nedenleri şöyle sıralıyor: “Ekolojik pazarlarda tezgâh açanların yüzde 60’ı küçük çiftçi ve üretici. Yabani ot ilaçları kullanmak yerine, otları çapalama, toplama işlemi yapılıyor, bu da daha fazla iş gücü demek. Ekolojik tohum, organik ilaçlar, gübre, yem vb. pahalı. Kontrol, sertifikasyon, analiz bedelleri ödeniyor. Talebin az oluşu, pazar ağının, pazarlama alternatiflerinin darlığı lojistik maliyetleri etkiliyor. Ekolojik ürünlerde, konvansiyonel ilaç, hormon, gübre kullanılmadığı için ürün kaybı bazen daha fazla olabiliyor.”

Dünya ekolojik ürün pazarından elde edilen gelir listesinin başında ABD, Almanya ve Fransa var. En fazla ekolojik üretim yapılan alan ise Avustralya ve Arjantin’de. Dünyadaki ekolojik tarım alanlarının yüzde 1,2’sine sahip olan Türkiye üretimde 12’inci sırada.

L62B8204

Ekolojik ürünlerde ilaç, hormon ve gübre kullanılmadığı için ürün kaybı daha fazla olabiliyor.

Tüketimde üretimden farklı bir sıralama var. Kişi başı tüketim İsviçre 250 dolarla birinci sırada, onu 226 dolarla Danimarka, 187 dolarla Lüksemburg izliyor. Bu veriler ekolojik ürün talebinin, o ülkede ekolojik üretim yapılmasından çok, sağlıklı beslenme ve doğa koruma bilinci ile satın alma gücü gibi farklı nedenlere bağlı olduğunu gösteriyor.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ekolojik tarım uygulamalarının yaygınlaşması yönünde dekar, hayvan, kovan ve balıkta kilo başına belli destekler veriyor. Biyolojik mücadele yöntemlerini uygulamak isteyen çiftçilere de maddi destekte bulunuyor.

Ekolojik üretim verimi düşürür mü?

Tayfun Özkaya, “Aç insan sayısının azalmasında elbette endüstriyel tarımın rolü oldu. Ancak düşüş, büyük kirlenme, çevre problemleri, sosyal dengesizlikler pahasına oldu. 1990’da 1 milyon aç varken bu sayı günümüzde sadece 868 bin. ABD’deki Rodale Enstitüsü’nün 30 yıldan fazladır sürdürdüğü denemeler ekolojik mısır ve soyada verimin biraz daha yüksek olduğunu gösterdi. Kurak yıllarda verim daha da artıyor. Araştırmalar, böyle dönemlerde ekolojik üretimde kârdaki artışın üç misli olduğunu; enerji kullanımının, iklim değişikliğinde rol oynayan sera gazlarının belirgin düzeyde düştüğünü gösteriyor.”

Tarım ekonomisti gıda politikalarında çok sayıda makale ve kitabın yazarı gazeteci, aktivist Michael Pollan, dünya nüfusunun beslenmesini, tarımın sürdürülebilir olmasına bağlıyor: “Endüstriyel ürünler yüzde 20 daha verimli. Ama kuraklık zamanı ekolojiklerin performansı çok daha yüksek; çünkü sağlıklı toprak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı koruyucu görev yapıyor. Sürdürülebilir tarım değişen iklim koşulları karşısında avantaj sağlayabilir. Belki de mesele, sürdürebilir tarımın dünyayı besleyip besleyemeyeceği değil; sürdürülebilir tarım dışında hiçbir şeyin dünyayı besleyemeyeceği.”

Bayramı fındık toplayarak geçiriyorlar

‘Topluluk Destekli Tarım’ denemeleri Türkiye’de de yapılıyor. Destekçiler ya hasattan pay satın alıyor ya da çiftlik işlerine yardımcı oluyor. [ANADOLU AJANSI]

Sağlıklı gıdaya ulaşmanın yolları

Gerçek gıda talebi, doğa dostu üretim yapan küçük çiftçilerin geniş pazarlama ağına ihtiyacı, sağlıklı gıdaya ulaşma yollarını çeşitlendiriyor.

İstanbul ve Ankara’da canlanan bostanlar, Boğaziçi Üniversitesi arazisinde ekim yapan Tarlataban Grubu ve Yeryüzü Derneği’nin desteğiyle hayata geçirilen kent bahçeleri bunlara örnek.

1960’ların ortasında Almanya, İsviçre ve Japonya’da gıda güvenliği konusundaki kaygılar sonucu ortaya çıkan ve bugün milyonlarca üyesi olan ‘Topluluk Destekli Tarım’ denemeleri Türkiye’de de yapılıyor. Bu yöntemde destekçiler hasattan pay satın alarak, bazen de çiftlik işlerine destek olarak çiftliğin giderlerini karşılamaya yardımcı oluyor. Karşılığında, çiftlik mümkün olan en sağlıklı ve taze mevsimlik ürün temin ediyor.

Nafakalarını "acıdan" çıkarıyorlar

Ekim, hasat, kurutma, depolama, işleme, paketleme ve sergileme… Tarladan sofraya geliş sürecindeki bütün uygulamalar gıdanın sağlıklı olup olmadığını belirliyor. [ANADOLU AJANSI]

Bir diğer gıda temini yolu da, Katılımcı Onay Sistemleri (KOS). Üreticiler, tüketiciler ve diğer taraflar standartların tanımlanmasından, kontrol yöntemlerinin belirlenmesine kadar sürece doğrudan katılabiliyor. Ankara’da faaliyet gösteren Doğal Besin, Bilinçli Beslenme (DBB) grubu bu sistemi uyguluyor. Doğa dostu yöntemlerle üretilen sağlıklı besinlere aracısız şekilde ulaşmak isteyen ve bunun için sorumluluk alan bireylerden oluşan DBB, duyarlı üreticiler ile alıcıları yakınlaştırmayı, karşılıklı güven oluşturmayı hedefliyor. İstanbul, Çanakkale, İzmir, Balıkesir’de de bu yönde adımlar atılıyor.

[1] http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3237355/

[2] http://www.greenpeace.org/international/Global/international/publications/agriculture/2011/Defining-Ecological-Farming-2009.pdf

[3]http://www.ncl.ac.uk/press.office/press.release/item/new-study-finds-significant-differences-between-organic-and-non-organic-food

[4] http://www.organic-center.org/reportfiles/5367_Nutrient_Content_SSR_FINAL_V2.pd

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan, Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)