TARLADA SON DURUM

Türkiye, dünya tarım sektöründe ilk onda, Avrupa’nın en büyüğü. 2023 hedefi, dünya beşincisi olmak. Rakamlar, hedefler parlak ama tarlada çiftçi sıkıntılı.

 Nevin Sungur

Türkiye’nin en önemli tahıl ambarlarından Polatlı’ya doğru yol alıyor yüksek hızlı tren. Saatte 165 kilometreyle rayların üstünde kayıyoruz. Ankara’ya 70 km mesafedeki Polatlı sadece yarım saat sürüyor. Demiryolunun iki yanı boyunca uzanan buğday tarlaları karla kaplı, başaklar kış uykusunda baharı bekliyor.

Çiftçi önceki yıl ılık ve yağmursuz geçen kıştan sonra karın yağmasından memnun: “Kar yağınca verim artar. Çocukluğumda kışın adam boyu kar yağardı, baharda her yer yemyeşil olurdu. Şimdi mevsimler değişiyor bu da bizi etkiliyor.” diyor Sezai Bilgiç. Polatlı’nın Kargalı köyünde nesiller boyu çiftçilik yapmış bir aileden geliyor. “Osmanlı’dan beri ekip biçmiş bizimkiler.” diyor. Kendisi de bugün buğday ve arpa yetiştiriyor, hayvancılıkla da uğraşıyor.

Yaklaşık bir milyon tonluk dünya üzüm üretiminin dörtte biri Türkiye’de gerçekleşiyor. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Yaklaşık bir milyon tonluk dünya üzüm üretiminin dörtte birini Türkiye üretiyor. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Çocukluğuna dair hatırladığı sadece yağan kardan ibaret değil. O günlerin kalabalığını, köydeki hareketi, bahçe ve tarlalardaki bereketi özlemle anlatıyor. Bugün 25 evin bacasının tüttüğü köylerinde bir zamanlar 150 hane olduğunu söylüyor: “Her evde en az yedi, sekiz inek bakılır, herkes tarlada çalışırdı. Şehre okumaya gidenler bile hasatta yardıma gelir, hasat kışa kadar devam ederdi.”

Sezai Bilgiç’in çocukluğu ve gençliği Türkiye’nin tarımsal açıdan altın çağlarını yaşadığı 1960’lı, 70’li yıllarda geçmiş: “Köylerde hâlâ çalışan nüfusun olduğu, üretimin yapıldığı, insanların geçim derdine düşüp kente gitmeye karar vermediği zamanlardı.” diyor o günleri anarken.

Türk tarımı 1950’lerde ‘Marshall Planı’[1] desteği ile modernize olmaya başladığında o güne kadar karasabanın peşinde tarla süren çiftçinin önünde yeni bir ufuk açılmıştı. Sonraki senelerde sulama önem kazanmış, üretimde yoğun tarım teknolojisi[2] kullanılır hale gelmişti. Amerikalıların ‘Yeşil Devrim’ dediği, temelde ufak arazilerde maksimum verimi hedefleyen tarım ilaçları ve kimyasal gübre kullanımı da yine bu yıllarda başladı. Köylü dış rekabetten korunuyor, tarımsal girdiler devletçe destekleniyordu. 1960’larda başlayan beş yıllık kalkınma planları ile kırsal altyapının geliştirilmesi amaçlanmıştı.

Türkiye’nin en önemli tarımsal ihraç ürünlerinden biri olan çekirdeksiz kuru üzümden sağlanan yıllık döviz geliri yaklaşık 500 milyon dolar. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

En önemli tarımsal ihraç ürünlerinden biri olan çekirdeksiz kuru üzümden sağlanan yıllık döviz geliri yaklaşık 500 milyon dolar. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Ancak 1980’lerde esen neo-liberal rüzgârlar ve Türkiye’yi saran özelleştirme dalgasından Türk tarımı da kendi payına düşeni aldı. Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Abdullah Aysu’ya göre, serbest piyasa koşullarına geçildiği andan itibaren de tarımın şirketleştirilmesi ön plana çıktı. Ankaralı çiftçi bir ailenin sekiz çocuğundan biri olan Abdullah Aysu, bu dönemin 24 Ocak 1980 ‘İstikrar Tedbirleri’[3] ile başladığını söylüyor: “Bu kararlarla ekonominin, Dünya Bankası nezaretinde başlayan yapılandırılması tarımı tahrip etti. Ülkenin ürün deseni değişirken, devletin tarımdaki kör topal da olsa uygulanan öncülük, koruyuculuk, düzenleyicilik rolü ortadan kalktı.”

Tarım sektörüne sağlanan kredilerin kullanım koşulları ağırlaştırıldı, tarım ürünleri dış̧ ticaretinde korumacılık azaltıldı. 1980’den itibaren ürünlere yönelik tarımsal destekleme fiyatları düşürüldü ve destekleme kapsamı daraltıldı. 1985’te Tarım Bakanlığı bünyesindeki Ziraat İşleri, Zirai Mücadele, Hayvancılığı Geliştirme, Gıda İşleri, Veteriner İşleri ve Su Ürünleri genel müdürlükleri kaldırıldı. Tarımsal altyapı alanında önemli fonksiyonları olan Toprak-Su Genel Müdürlüğü de Yol-Su-Elektrik Genel Müdürlüğü ile birleştirildi.

Türkiye’de özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı mevcut. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Türkiye’de özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı mevcut. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Sezai Bilgiç bütün bu gelişmeler sonrasında devletin üreticiyi koruyan tavrı kalmadığı için çiftçinin kendini yalnız hissettiğini söylüyor: “Eskiden Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) çok etkili çalışırdı. Fiyatları onlar belirler, alıcı tüccar da o fiyatın altına inemezdi. Çiftçi de malını ofise verirdi. Paramızı geç alıyorduk ama daha yüksek fiyata satma imkânımız vardı. Şimdiki koşullarda TMO’yu da işlevsiz hale getirdiler. Hasat zamanı fiyat belirlenirken devreye girmiyor, buğday almıyor. Fiyatları tüccar istediği gibi belirliyor. Çiftçi yalnız kaldı.”

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre, tarımsal destek miktarı 2002’de 1,8 milyar dolarken, 2012’de 7,6 milyar dolara çıkmış. Yani dört-beş kat artmış.

Çiftçiye göre, bu desteğin tarımsal üretime, verimliliğe, kaliteye katkısı yeterince hesaplanmıyor. Desteklerin tarımsal üretimi yönlendirmesi, üretimi planlaması mümkün olmuyor. Tarladaki ürün, piyasada karşılığını bulmuyor.

Üreticinin de en büyük şikâyeti bu: “Artan girdi maliyetleri nedeniyle sürekli zarar ediyoruz.” diyorlar. TÜSİAD’ın 2014 Tarım, Hayvancılık ve Gıda Raporu’nu hazırlayan tarım ekonomisti Halil Agâh da kırsal kesimin öncelikli sorununun geçimle ilgili olduğunu söylüyor: “Çiftçi yalnız başına sadece bu işi yapıyor yani üretiyor, tüccar da satıyor ama aradaki geçiş ve değer zincirinden üreticiler yeterince yararlanamadığı için gelirleri de son derece düşük kalıyor.”

Çiftçinin şikâyet ettiği maliyetlerin başında mazot fiyatları var. 2002’de litresi 1 lira 5 kuruş olan mazot 2013’te 4 lira 28 kuruşa çıkmış.

Yine bir ton gübre (amonyum sülfat) 11 yılda 162 liradan 566 liraya ulaşmış.

Buğday fiyatı ise 11 yıl önce 0,23 kuruşken 2013’te ortalama 0.66 kuruş olmuş.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 2002’de yaklaşık 7,5 milyon kişi tarım sektöründe çalışırken bu rakam 2013’te 6 milyona düşmüş. Bu da 11 yıl içinde yüzde 11,3’lük bir gerileme anlamına geliyor.

Türkiye’de birim alana verim, sebzecilikte çok yüksek. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Türkiye’de birim alana verim, sebzecilikte çok yüksek. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) istihdam izleme bültenine göreyse, Nisan 2011’de 1 milyon 196 bin olan kayıtlı işçi sayısı, 2013’te 986 bin 334’e gerilemiş. Bütün illerde kayıtlı çiftçi sayısı azalmış.

Ziraat Mühendisi ve Polatlı Ziraat Odası Meclis Üyesi Yaşar Murat Çelik tarım sektöründeki şartların ağırlığı nedeniyle her yıl daha fazla çiftçinin üretim dışı kaldığını söylüyor: “Yaşı ilerlemiş olanlar mecburen devam ediyor ama gençlerin büyük bölümü çiftçilik yapmak istemiyor, iş bulurum umuduyla büyük şehirlere göçüyor. Oralarda da ya vasıfsız işçi olarak çalışmak zorunda kalıyor ya da kahve köşelerinde vakit geçiriyorlar.”

Türkiye’nin tarım alanları da gün geçtikçe azalıyor. TÜİK verilerine göre, Türkiye 2004–2013 arası yaklaşık 28 milyon dekar tarım arazisini kaybetmiş. Bu, yaklaşık 30 bin kilometrekare yani Belçika büyüklüğünde alan anlamına geliyor.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği, toprak kayıplarının nedenleri arasında plansız ve çarpık kentleşme, yanlış tarım politikaları, madencilik faaliyetleri, sanayileşme, ağaç kesimleri ve HES projelerinin etkilerini sayıyor. Miras yoluyla arazilerin küçük parçalara bölünmesi de büyük problem. Sadece miras yoluyla küçülen arazilerin ülke ekonomisine verdiği zarar yılda yaklaşık 17 milyar TL.

Hükümet, 2014’te çıkardığı 5403 sayılı ‘Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’ ile arazilerin miras yoluyla bölünmesini engellemek için adım attı ancak kanun geriye dönük işletilemeyeceği için bugüne kadarki kaybın telafisi yok.

Küçük ve orta ölçekli üretim yapan çiftçilerin sıkıntılarına rağmen, Türkiye’nin son 12 yıl içinde uluslararası sıralamalarda gösterdiği performans epey başarılı.

Ekim alanları ve çiftçi sayısı azalmasına rağmen üretim miktarlarının artmasının en önemli nedenleri arasında ise iyi tohumluk seçimi, sulama, gübreleme, ilaçlama ve modern tarım araçlarının kullanılması geliyor.

2013 OECD rakamlarına göre, Türkiye dünyanın yedinci, Avrupa’nın ise en büyük tarım ekonomisine sahip. Türkiye un, fındık üretim ve ihracatında birinci, sebze üretiminde dünyanın dördüncü büyük ekonomisi.

Ancak 2014’teki kuraklık, tahıl ve meyve üretimini olumsuz etkilemiş. TÜİK rakamlarına göre, Türkiye’nin tahıl üretimi 2014’te 2013’e göre yüzde 12,7 azalarak, 32,7 milyon tona düştü. Meyve üretimi ise bir önceki yıla göre yüzde 6,2 oranında kayıpla 28,6 milyon ton oldu. İklim koşulları nedeniyle tarımsal üretim açısından zor bir yıldı, bunun büyümeye etkisi negatif oldu. Türkiye ekonomisi 2012’nin son çeyreğinden beri yüzde 1,7 ile en düşük büyüme oranını gördü.

Tarımın her aşamada doğal afetlere açık olduğunu söyleyen Tarım Sigortası Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, hükümetin reform niteliğinde bir adımla 2006’da tarım sigortalarını başlattığını söylüyor. Sigorta şu anda dolu, fırtına, hortum, yangın, heyelan, deprem, sel, su baskını zararlarını karşılıyor. Kuraklığın kapsama alınması çalışmaları yürütülüyor.

Türkiye’nin pamuk üretimi yüksek girdi maliyetleri sebebiyle geriliyor. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Türkiye’nin pamuk üretimi yüksek girdi maliyetleri sebebiyle geriliyor. [HÜSEYİN YILMAZ/AL JAZEERA]

Vedat Mirmahmutoğulları’na göre, hükümetin tarım sektörü algısı yıllar içinde değişti: “Tarımı sosyal alandan ziyade, stratejik ve rekabete dayalı iktisadi sektör olarak ele aldık. Gündelik bakıştan stratejik planlamaya geçtik. “Stratejik planlama ile 2002’de 23,7 milyar dolar olan tarımsal geliri, 2013’te 62 milyar dolara çıkardıklarını belirten bakanlığın, Cumhuriyet’in 100’üncü yılı hedefleri de iddialı: “2023’te yıllık tarımsal gelirimizi 150 milyar dolara çıkartıp, dünyanın beşinci tarımsal ekonomisi olmak, ihracatımızı da 40 milyar dolara taşımak.

Peki, son 12 yılda ithalat, ihracat rakamları nasıl olmuş? 2002’de ihracat 3 milyon 752 bin dolarken 2014’te 11 bin 139 liraya çıkmış. İthalat da 2 milyondan 7 milyon 962 bin liraya yükselmiş.

Tarım Ürünleri Dış Ticareti / (Milyon Dolar)

Yıllar İhracat İthalat
2002 3,752 2,006
2003 4,845 2,915
2004 6,009 3,238
2005 7,828 3,463
2006 8,048 3,685
2007 9,142 5,393
2008 10,840 8,760
2009 10,701 6,355
2010 12,040 7,683
2011 14,427 10,961
2012 15,251 10,734
2013 16,977 11,200
2014* 11,139 7,962

 

* Ocak- Ağustos ayı verileri

Kaynak: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından derlenen TÜİK verileri

Çiftçi Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu bu rakamların Türkiye’nin küçük ve orta ölçekli çiftçilerinin sıkıntıları üzerinden elde edildiğini söylüyor: “Türkiye çiftçileri yoksullukta dünyada kaçıncı sıraya geldi? 2011’de OECD’nin hazırladığı ‘Bir Bakışta Toplum’ adlı bir rapor var. Türkiye, dünyadaki en yüksek gelir eşitsizliğine sahip ilk üç ülkeden biri. Tarımsal üretim değeri artabilir, ekonomi büyüyebilir ama bu çiftçinin yoksullaştığı gerçeğini değiştirmiyor.”

Türkiye fındıkta toplam Dünya üretiminin % 75'ini gerçekleştiriyor. Ancak ihracatta yaşanan sorunlar nedeniyle beklenen gelir elde edilemiyor. [ANADOLU AJANSI]

Fındıkta toplam dünya üretiminin yüzde 75’ini Türkiye gerçekleştiriyor. Ancak ihracatta yaşanan sorunlar nedeniyle beklenen gelir elde edilemiyor. [ANADOLU AJANSI]

Halil Agâh’a göreyse, bu ülkenin potansiyeli herkesi besleyecek kadar büyük. “Kırsal kalkınmaya önem vermek, altyapıyı geliştirmek, köylüyü yaşadığı yerden koparmamak lazım. Üretici Batı’daki gibi örgütlenmeli, üretimden son kullanıcıya kadarki süreçte yer almalı çünkü tek tek pazara çıkarak, üretim maliyetlerini düşürme şansı yok ama birlikte oldukları zaman çok başarılı olurlar.”

Belki o zaman Polatlı’nın Kargalı köyünde çiftçilik yapıp ailesini geçindirmeye çalışan Sezai Bey ve diğerleri tarlasında, köyünde kalmaya devam edebilir.

[1] Marshall Planı II. Dünya Savaşı sonrası, 1948-1951 arası yürürlüğe konan ekonomik yardım paketi. 16 ülke, plan uyarınca ABD’den yardım almıştır. Yardımın amacı ekonomik güçlerini büyük ölçüde kaybetmiş ülkelerin büyümelerini hızlandırmak ve komünizmin yayılmasını durdurmaktı. Türkiye 225 milyon dolar yardım almıştı.

[2] 1960’lardan itibaren verimi artırmak için tarımda makineleşme, verimli tohum dönemi.

[3] 24 Ocak 1980 İstikrar Tedbirleri: 1980 yılı başında Süleyman Demirel, Turgut Özal’ı tam yetki ile ekonominin başına getirdi. Özal 24 Ocak Kararları diye bilinen istikrar paketini hazırladı. Ekonomi serbest piyasa anlayışıyla, kapitalist dünyaya entegre edilmeye çalışılırken, kâr maksimizasyonu, rekabetçi fiyat politikaları üzerine yeni bir anlayışı dizayn edildi.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardanAndroid tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)