ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN GÖLGESİNDE SEÇİMLER

Kıbrıslı Türkler 19 Nisan’da dördüncü cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidecek. Adaylar çözüm ve değişim vaat ediyor ama Kıbrıslı seçmen pek umutlu değil.

 Nevin Sungur

Özgür Tekşen

Şubat ayı için epey güneşli ve sıcak bir gün. Lefkoşa’dan Güney’e geçiş noktalarından Lokmacı Kapısı’na yakın kafelerden birinde oturuyorum. Güney’den gezmeye, alışverişe gelmiş Rumlar, ellerinde rehber kitapçıklarıyla yabancı turistler, az ötede Türkiye’den gelen ziyaretçiler şehrin eski sokaklarını doldurmuş.

Yan masadaki Ahmet Reis ile kendiliğinden gelişen bir sohbet başlıyor aramızda. Ahmet Bey üniversite eğitimini Türkiye’de tamamlayıp memleketi Kıbrıs’a dönmüş bir mimar. Aylarca iş bulamayınca diplomasını kenara koyup, ticarete başlamış.

Kıbrıslı Türkler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendilerini uluslararası platformda temsil edecek liderini de seçmiş olacak. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Kıbrıslı Türkler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendilerini uluslararası platformda temsil edecek liderini de seçmiş olacak. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Siparişimizi almaya gelen garsona, Ahmet Bey’in tavsiyesiyle bir ‘con kahvesi’ söylüyorum. Con, içindeki nohut miktarının yüksekliği nedeniyle içimi daha hafif, Kıbrıslıların daha çok tercih ettiği bir çeşit Türk kahvesi.

Kahvemi yudumlarken yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine konuşmaya başlıyoruz.

Ahmet Bey sandığa gidip gitmeyeceğinden emin değil. Vereceği oyun bir işe yaramayacağını düşünüyor: “Uzun yıllar olumlu bir değişim göreceğimize inanmak istedim. Oy vermeye özen gösterdim ama kim gelirse gelsin hiç değişim olmadı. Bu yüzden de artık çok umudum yok.”

Kıbrıs’ta 19 Nisan’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde sokakta kimle konuşsanız benzer cevaplar alıyorsunuz. Güneşli havanın iç açan ışıltısının tersine adadaki siyasi hava, insanların üzerine inmiş kara bir bulut gibi.

‘Kıbrıs İnisiyatifi 2015’, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın desteklediği, diyalog ve tartışma ortamına katkı sunmayı hedefleyen bir sivil toplum örgütü. 2009-2013 arası adanın iki tarafında yaptığı kamuoyu araştırmasının sonuçları, Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu açmazı göstermesi açısından önemli.

Türk toplumunun yüzde 65’i çözüm istiyor, bunun çok önemli olduğunu düşünüyor, ancak yüzde 70’i bu çözümün gerçekleşeceğine inanmıyor. Araştırmayı yürüten isimlerden Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Sözen “Bu yüzden de ‘Kim seçilirse seçilsin Kıbrıs meselesinde bir değişim olmayacak’ ruh haline büründüler.” diyor.

Kıbrıs Postası Haber Müdürü Canan Onurer’e göre, bunda geçmişin payı çok. “2000’lerden beri öyle çok umutlandık ki. Barış için sokağa dökülen binlerce kişi, Annan Planı referandumuyla ilk hüsranı yaşadı. Rumlar ‘Hayır’ dedi, bir hafta sonra AB’ye girdi. Sonra büyük ümitlerle seçtikleri Mehmet Ali Talat’ın, aynı solcu gelenekten gelen Hristofyas’la işi çözeceğine inandılar. Ancak beklentiler yine boşa çıktı ve ikinci hayal kırıklığı yaşandı.”

Kıbrıs Türkler büyük bir ikilem içinde;  toplumun yüzde 65’i çözüm isterken yüzde 70’i bu çözümün gerçekleşeceğine inanmıyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Kıbrıs Türkler büyük bir ikilem içinde; toplumun yüzde 65’i çözüm isterken yüzde 70’i bu çözümün gerçekleşeceğine inanmıyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Onurer, Kıbrıslı Türklerin 2010’da, sağın temsilcisi, kimilerine göre, ‘statükonun’ savunucusu Derviş Eroğlu’nu birinci turda Cumhurbaşkanı seçerek hem Avrupa Birliği’ne hem de Rum tarafına bir mesaj vermek istediklerini söylüyor.

O tarihten bu yana cumhurbaşkanı olan Eroğlu, 2015 seçimlerine katılacak adaylardan. Derviş Eroğlu, görevini sürdürdüğü, konumu partiler üstü olması gerektiği için seçime bağımsız giriyor ama arkasında Ulusal Birlik Partisi’nin tam desteği var.

Seçimlerin diğer bağımsız adayları yıllardır müzakere ekibinde yer alan Kudret Özersay ve Lefkoşa Belediyesi eski başkanı Mustafa Akıncı. CTP-BG’nin (Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler) adayı ise Meclis Başkanı Sibel Siber. Kıbrıs Sosyalist Partisi de cumhurbaşkanlığı yarışına Mustafa Onurer ile katılıyor.

Yaklaşan seçimler kahve sohbetlerinin gündemine girmiş ama seçmen henüz oy verme havasına girememiş. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Yaklaşan seçimler kahve sohbetlerinin gündemine girmiş ama seçmen henüz oy verme havasına girememiş. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Prof. Ahmet Sözen seçim sürecinin çok erken başladığını düşünüyor: “Nisan’daki seçimler için neredeyse 2014’te aday isimleri zikredilmeye başlandı. Müzakereci ve toplum liderinin bir sonraki seçimler için adaylıklarını ilan ettiği bir noktada müzakerelerin sağlıklı yürümesini bekleyebilir misiniz?” Sözen, erken başlayan seçim sürecinin o dönemde devam eden müzakerelerden rol çalarak, görüşmeleri anlamsızlaştırdığını söylüyor.

Kıbrıslı seçmen ise daracık bir alana sıkışıp kalan hayatlarında aynı sorunları yaşamaya devam ediyor. Tolga Özçelik, K-Pet Süper Ligi’nde mücadele eden Mağusa Türk Gücü futbol takımının yöneticilerinden.

O da diğer Kıbrıslılar gibi çözüm sürecinin çok uzamasından şikâyetçi. KKTC tanınmadığı için yurtdışında müsabakalara katılamadıklarını söylüyor, Türkiye’de bile ambargo yediklerini anlatıyor: “Geçen sene davet üzerine 15 futbolcumla Antalya’da özel bir turnuvaya gittik. Keşke gitmeseymişiz, son anda bizi turnuvaya kabul etmeyeceklerini söylediler. Sizi oynatırsak ceza alırız dediler. Gittiğimiz gibi geldik. O çocukların ruh halini düşünün. O kadar başarılı genç sporcularımız var ama hedef olmayınca hiçbirinde şevk ve istek de kalmıyor.”

Dereboyu, Lefkoşa’nın en işlek caddelerinden. Şık mağazaları, kafeleri, lokantaları ve barları ile özellikle gençlerin buluşma merkezi. Kıbrıs nüfusunun yarıdan fazlası 40 yaşın altında, yani adadaki savaşa ilişkin bildikleri sadece büyüklerinden duydukları ya da tarih kitaplarında okuduklarından ibaret. Oy verecek seçmenlerin büyük bölümünü de bu gençler oluşturuyor.

Kafeleri turlayıp 18-19 yaşındaki gençlerle konuşuyoruz. “Ne istiyorsunuz?” sorusunun cevabını net veriyorlar: “Özgürlük” diyor Fırat Anaç. Annesi Kıbrıslı, babası Türkiyeli. Kendisini daha çok Kıbrıs’a ait hissettiğini söylüyor. Fırat’a göre, Kıbrıslılar ezilen kesim, o da bu tarafta olmayı seçiyor. “Hiçbir ülke bizi tanımıyor. Acayip bir duygu. Hayattaki tercihlerimi azaltıyor, hareket imkânımı kısıtlıyor. Okuduktan sonra dönsem iş bulmam çok zor. Bu yüzden beyin göçü giderek artıyor. Aralarında çok başarılı insanlar var ama giden geri gelmek istemiyor.”

KKTC bayrağı yanındaki beyaz ay yıldız adanın hemen her yerinden görünüyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

KKTC bayrağı yanındaki beyaz ay yıldız adanın hemen her yerinden görünüyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Seçimlerden ve çözüm sürecinden bahsedince sıkıntılı bir ifade beliriyor yüzlerinde. Biraz bekleyip, güvendikleri bir aday olursa oy kullanacaklarını söylüyorlar. Yaşları genç ama söylemleri, fikirleri büyüklerinden farklı değil, şimdiden yorulmuşlar çözümsüzlükten.

Lefkoşa’dan adanın doğusuna, Mağusa’ya doğru yola çıkıyoruz. Yolun solundaki Beşparmak Dağları üzerindeki devasa KKTC bayrağını görmemek mümkün değil. Hemen yanındaki beyaz ay-yıldız ise Türkiye’nin 1974’ten bu yana adadaki fiziki ve siyasi varlığının sembolü.

KKTC bayrağı yanındaki beyaz ay yıldız adanın hemen her yerinden görünüyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

KKTC bayrağı yanındaki beyaz ay yıldız adanın hemen her yerinden görünüyor. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Kıbrıslı Türklerin bir bölümü için Türkiye’nin, Türk askerinin varlığı güvenlikleri açısından çok önemli. Çözüm sürecindeki garantörlüğünün devam etmesi konusunda özellikle sol eğilimli gruplardan itirazlar olsa da kısa vadede durumun değişmeyeceği biliniyor.

Türkiye ile ikili ilişkilerde ise daha eşit seviyeye gelinmesini ve KKTC’nin kendi içişleri ile siyasetinde daha bağımsız hareket etmesi gerektiğini söyleyenlerin sayısı artıyor.

2003 yılında kapıların açılması, ambargo altında sıkıntı çeken Kıbrıs Türk toplumunu biraz rahatlatmış. Lefkoşa’da çarşı artık daha canlı. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

2003 yılında kapıların açılması, ambargo altında sıkıntı çeken Kıbrıs Türk toplumunu biraz rahatlatmış. Lefkoşa’da çarşı artık daha canlı. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Kahvecilik yapan 55 yaşındaki Gazi Kaşifoğlu’na göre, seçimleri kim kazanırsa kazansın sonuç değişmiyor: “Türkiye bir rapor gönderir, bunu uygulayın der. Her şey ona göre düzenlenir. Ben bugüne kadar onu gördüm. 1980’lerde bu daha belirgindi, son zamanlarda biraz daha azaldı ama yine de kararlar bu şekilde alınır. Burada hâlâ bir sivil idare kurulamamıştır, bu iyi bir şey değil. Bizim kendi kendimize sahip çıkmamız, neme lazımcılığı bırakmamız gerekir.”

Bugünlerde Türkiye’nin Kıbrıs’taki etkin rolünün bir diğer simgesi ise Mağusa Limanı açıklarında kırmızı bir leke halinde gördüğümüz sismik araştırma gemisi Barbaros Hayreddin Paşa. Gemi, ada karasularında doğalgaz rezervlerinin bulunmasıyla başlayan sürecin, çözüme ivme kazandırmak yerine sürtüşmeye yol açması nedeniyle, Türk hükümeti tarafından biraz da karşı tarafa gözdağı vermek niyetiyle savaş gemileri eşliğinde gönderilmişti.

Geminin gidişi, geçen yıl başlayıp Şubat’ta iki toplumun liderleri Anastasiadis ile Eroğlu’nun ortak deklarasyon imzalamasıyla devam eden müzakere sürecinin sonu oldu. Rumlar masayı terk etti, Barbaros Hayreddin ile savaş gemileri çekilene kadar dönmeyeceklerini söyledi.

Barbaros Hayreddin Paşa aslında sadece Türkiye’nin değil, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İsrail, Mısır, Avrupa Birliği (AB) gibi birçok uluslararası aktörün de adanın geleceğinde söz sahibi olmak istediğini hatırlatıyor Kıbrıslılara.

Adanın önemli stratejik konumunun yanı sıra, doğalgaz yatakları da adı geçen ülkelerin iştahını kabartıyor. Gazeteci Hasan Yıkıcı’ya göre, mesele tamamen uluslararası zeminde şekilleniyor: “Müzakerelerin bir kez daha çöktüğü bir dönemde seçime gidiyoruz. Bu ülkede cumhurbaşkanı olmanın en büyük sorumluluğu Kıbrıs meselesini çözmek. Ama süreç KKTC cumhurbaşkanlarının da iradesi dışında gelişiyor. Bunu halk da görüyor, artık sürecin öznesi olmadığını düşünüyor. Bu da herkesi sürece ve seçimlere karşı büyük umursamazlığa itiyor.”

Aslında büyük çoğunluk için çözümün tanımı, Eroğlu ve Anastasiadis’in de 11 Şubat 2014 tarihinde altına ortak imza koydukları metinde de tanımlanan iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayalı federal bir yapının kurulması. Cumhurbaşkanı adaylarının tamamı da bu konuda hemfikir, yani onlar da federalizmi savunuyor.

Bunun bir adım sonraya taşınması için yapılması gereken bir tercih var: Sorun, kapsamlı çözüm, “Her şey üzerine anlaşmadan hiçbir şey üzerine anlaşmamış sayılırız.” ilkesinin geçerli olacağı yaklaşımla mı ele alınacak? Karşılıklı güven arttırıcı önlemlerin hayat geçirildiği, toplumlar arası diyaloğun desteklendiği paralel süreçlerle mi devam edilecek?

Adayların seçim hareketliliği erken başladı. Özellikle hafta sonları köy köy gezerek seçmene ulaşmaya çalışıyorlar. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Adayların seçim hareketliliği erken başladı. Özellikle hafta sonları köy köy gezerek seçmene ulaşmaya çalışıyorlar. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

‘Mağusa İnisiyatifi’ isimli sivil toplum örgütünden Mertkan Hamit “Süreci temelde sorunun cevabı belirleyecek.” diyor. Bu noktada Maraş konusunun ön plana çıktığını söylüyor.

Mağusa dünyanın en ilginç şehirlerinden. Halkı yıllardır, yanı başında bir hayaletle yaşıyor. Hayaletin adı Maraş. Bir zamanlar adanın turizm merkeziyken 40 yıldır asker kontrolünde dışarıya kapalı. Mertkan Hamit askeri bölgenin, okuduğu lisenin hemen yanında başladığını, futbol oynarken o tarafa top kaçsa gidip alamadıklarını anlatıyor: “Benim neslim ‘Maraş namustur veren namussuz’ söylemiyle büyüdü. Kimse cesaret edemezdi bu konuda yeni bir şey söylemeye ama şimdi bu da değişiyor. Diyalog ortamı yarattık, Rumların buradaki kiliselerinde ayine gelmelerini sağladık. Aldığımız tepkiler çok güzeldi. Bu adımlar hem statükonun değişmesini sağlayacak hem de uzun vadede çözümü kolaylaştıracak.”

Adayların seçim hareketliliği erken başladı. Özellikle hafta sonları köy köy gezerek seçmene ulaşmaya çalışıyorlar. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Adayların seçim hareketliliği erken başladı. Özellikle hafta sonları köy köy gezerek seçmene ulaşmaya çalışıyorlar. [ÖZGÜR TEKŞEN/AL JAZEERA]

Sohbetimiz devam ederken telefonuna gelen bir mesajı gösteriyor bize. Mesajda seçildikten sonra ilk yurtdışı seyahatini Kıbrıs Rum Kesimi’ne yapmaya karar veren Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras’ın adaya geldiğinde Kıbrıs Türk toplumundan sivil toplum örgütleri ile görüşmek istediği ve Mağusa İnsiyatifi’nin de bu görüşmeye davetli olduğu yazıyor. “İlk kez böyle bir şey oluyor.” diyor Mertkan Hamit ve devam ediyor: “Bugüne kadar yaptığımız çalışmaların karşılığıdır bu davet. Sabırla, samimiyetle ilerlemek, adım atmak gerekiyor.”

Lefkoşa’da, Lokmacı Sınır Kapısı’nda gün akşama kavuşuyor. Türk tarafında alışveriş etmeye ya da kumar oynamaya gelen Rumlar eve dönerken, karşı tarafa eğlenmeye ya da çalışmaya giden Kıbrıslı Türkler de pasaport sırasında bekliyor. Nöbet değiştiren polisler şakalaşıyor. Kuyruktakilerle görevliler arasında yarı Rumca yarı Türkçe sohbetler ediliyor. Kapıların açıldığı 2003’e kadar birbirleri ile teması olmayan iki toplum için hayal edilemeyecek bir tablo bu.

Dereboyu Caddesi’nde sohbet ettiğimiz üniversite öğrencisi Fırat Anaç’ın dedikleri geliyor aklıma; çözüm için iki halkı yalnız bırakmak gerektiğini söylemişti Fırat: “Büyüklerimiz çok şey yaşadı, çok düşmanlık besledi. Onlar için belki hâlâ zor ama biz gençler bu işi yapabiliriz çünkü birbirimizden nefret etmiyoruz.”

 

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan, Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)