KADININ SONSUZ İŞ YÜKÜ

Kimi işçi, kimi esnaf, kimi genel müdür… Sorunları ortak. Erkekler gibi çalışıyorlar ama evin, çocuğun asıl yükü onlarda. Cinsel taciz, cinsiyet eşitsizliği de erkek meslektaşlarının değil onların sorunu.

Semin Gümüşel Güner

Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısı kadın. Her dört kadından biri çalışıyor[1]. Ancak çalışan kadınların hayatlarını kolaylaştıracak düzenlemeler sınırlı, toplumsal roller de yüklerini hafifletmiyor. Evdeki yükümlülükleri omuzlamaları beklentisi, çocukların (ya da yaşlı, engelli gibi bağımlı aile bireylerinin) bırakılacağı kreşlerin (bakımevlerinin) çok az oluşu, aynı işi yapan erkekten daha az maaş almak, cinsel tacize maruz kalmak, başlıca sorunları.

40 yaşındaki İpek 17 yıldır satış ve pazarlama alanında çalışıyor. İş hayatında adaletsizlik yaşamamış. “Adaletsizlik evde başlıyor. 10 yıllık eşim bulaşık makinesinin nasıl çalıştığını bilmez. Kadınlara çok yük düşüyor. Evin tüm sorumluluğunu üstleniyor. İşe gidiyor, evde çocukla, yemekle ilgileniyor. Sorgulamıyor. Sorgulamaya başladığında çok geç oluyor.”

Kadınlar en çok Türkiye’deki işletmelerin yüzde 80’ini oluşturan KOBİ’lerde iş buluyor. [ANADOLU AJANSI]

Kadınlar en çok Türkiye’deki işletmelerin yüzde 80’ini oluşturan KOBİ’lerde iş buluyor. [ANADOLU AJANSI]

Kadınlar her şeye rağmen çalışıyor. Son 10 yılda, kadın istihdamı yüzde 20,8’den yüzde 27,1’e çıktı. Avrupa Birliği ülkelerinde oran yüzde 58,8.[2]

2013’te Türkiye kentsel işsizlik oranıysa kadınlarda yüzde 16,4, erkeklerde yüzde 9,5 idi.

Küçük kentlerde, sanayi ve hizmet sektörlerinin gelişmediği bölgelerde kadınlar için tarım dışında ücretli iş imkânları sınırlı. Kadınların iş bulabildiği işletmelerin başında KOBİ’ler (Küçük ve orta büyüklükteki işletme) var. Türkiye’deki işletmelerin yüzde 80’i KOBİ.

“Babam kendi işimi kurduğumu bilmiyor”

“Yıllardır Halk Eğitim Merkezi’nde eğitmenim. 2012’de aldığımız bir girişimcilik eğitimi sonrası kendi işimi kurdum. Kolay olmadı. Çok mücadele ettim, KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme İdaresi Başkanlığı), İŞKUR (Türkiye İş Kurumu) gibi kurumlara gittim, fazla olmasa da yardımlar aldım. Sadece 10 bin lira sermayem vardı. Ama şimdi iki atölyem var, 40 kadın işçi çalıştırıyorum.” Songül Bundi, 2014’te işsizliğin yüzde 18,7 ile en yüksek olduğu illerden biri olan Diyarbakır’da iş kurmayı başarmış bir kadın.

Songül, “İşimle gurur duyuyorum ama babama söylemedim, beni hâlâ eğitmen sanıyor. Çünkü ‘Kadın başına ne yapacaksın?’ diyecek. Buranın insanı dışarıdan gelen okumuş, çalışan kadına saygı duyar ama karısı, çocuğu çalışsın istemez.” diyor.

Son 10 yılda kadın istihdamı yüzde 20’den 27’ye yükseldi. [ANADOLU AJANSI]

Son 10 yılda kadın istihdamı yüzde 20’den 27’ye yükseldi. [ANADOLU AJANSI]

“En çok tacizlerden çektim”

Türkiye’de çalışan kadınların yüzde 48,3’ü kayıt dışı çalışıyor. Yani çalışan 7 milyon 689 bin kadından 3 milyon 724 bininin sosyal güvencesi yok.[3] Zehra da onlardan. Kadın kuaförü. 42 yaşında. Artık bel fıtığı nedeniyle işini yapamıyor. Birkaç aydır bin lira maaşla bir emlâkçının yanında çalışıyor. “Sigorta falan aklıma gelmiyordu ki, tek derdimiz geçinebilmekti.”

Zehra 15 yıllık evlilikten sonra eşinin sözlü şiddetine dayanamayarak dokuz yıl önce boşanıyor. Ev sahibi, “Dul kadın istemiyorum.” diyerek kirayı iki katına çıkarıyor. Ailesinin yanına yerleşiyor ama onlar da pek destek olmuyor, “ ‘Evde otur, çalışma!’ deyip, en ufak tartışmada ‘Çocuklarını babalarına gönder, çok masraf çıkarıyorlar.’ diyorlardı.”

Tek başına çocuklarına bakabilmek için büyük mücadele veriyor. En büyük sorunuysa tacizler oluyor. “Malzemeciden dükkân sahibine, arkadaşlarımın eşlerinden ev sahiplerine öyle çok taciz yaşadım ki. Malzeme alıyorum, adam ‘Hallederiz.’ diyor. Anlamazdan geliyordum, çare kalmayınca polise gitmekle tehdit ediyordum.”

“30’umda stajyer olabildim”

Çalışan başörtülü kadınlar da önyargılardan nasibini alıyor. Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dilek Cindoğlu’nun 2010’da yaptığı araştırma[4], başörtülü kadınların bir işe resimli başvuru yaptığında, ücret politikalarında, işten atılırken ayrımcılığa uğradığını, muhafazakâr işverenin tavrının da farklı olmadığını gösteriyordu.

2010’da Prof. Dilek Cindoğlu’nun yapyaptığı TESEV’in (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) yayınladığı araştırmaya göre başörtülü kadınlar ücret politikalarında ayrımcılığa uğruyor. [GETTY]

2010’da Prof. Dilek Cindoğlu’nun yaptığı TESEV’in (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) yayınladığı araştırmaya göre, başörtülü kadınlar ücret politikalarında ayrımcılığa uğruyor. [GETTY]

38 yaşındaki Nisa bunu yaşayanlardan. Üniversiteye 28 Şubat dönemi başlıyor. Başörtüsüyle okula girmekte sorun yaşayınca, engellerle erkenden tanışıyor. İngiliz edebiyatı okuyor, yayıncılık alanında çalışmak istiyor. Bir türlü iş bulamayınca, yüksek lisans için New York Üniversitesi’ne gidiyor.

Eğitimi bittiğinde yıl 2006. Herkesin Türkiye’deki değişimden söz edişi onu heyecanlandırıyor: “Hayallerimle döndüm ama değişimin erkeklere yaradığı bir döneme tanıklık ettim. Muhafazakâr bir yayınevinde editör olarak çalıştığım dönem, bu dünyanın da kendi içinde ne kadar erkek egemen ve problemli olduğunu tecrübe ettim. ‘İmaj’ kaygısıyla başörtülüleri almakta tereddüt ediyor, alsalar da arka planda tutuyorlardı. Başı açık olanların sözü dinlenirken, bizim söylediklerimiz adı konulmamış bir komplekse kurban gidiyordu.”

Nisa uzun süre iş aradıktan sonra bu kez medyada şans yakalıyor. “Üniversitelerde başörtüsü yasağının yeni bir düzenlemeyle kaldırıldığı 2010’da, ana akım medyada, büyük bir grubun uluslararası dergisinde, 30 yaşımda ‘stajyer’ olarak işe girmeyi nasıl olduysa başardım. Ama insan kaynakları görevlisi beni görünce ‘Bu şekilde resmi işlemleri yapmam mümkün değil.’ dedi. Derginin yetkilileri diretince, geri çekildi. Dergi kapanınca, yeniden işsiz kaldım.”

Anne olunca, insanüstü çalışmak zorunda kaldı

Eğitim düzeyi arttıkça, çalışma oranları da artıyor. Mesela okur-yazar olmayan kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 17,4. Sayıları yaklaşık 4 milyonu bulan yüksekokul veya üniversite mezunu kadınlarda işgücüne katılım oranı yüzde 72,2.[5]

Fakat üst düzey kadın yönetici oranı hâlâ çok düşük. 2014’te kamuda bu oran yüzde 9,4 idi. Dünya Ekonomik Forumu’nun İş Dünyasında Küresel Cinsiyet Eşitsizliği 2013 raporuna göre, Türkiye’de üst yönetiminde kadın olan şirketlerin oranı yüzde 12.[6]

Uzun çalışma saatleri kadının yükünü artırıyor. [GETTY]

Uzun çalışma saatleri kadının yükünü artırıyor. [GETTY]

Üst düzey yönetici olmak da sorunsuz bir iş yaşamı için yeterli değil.

Berrin dokuz yıldır çalıştığı şirketin genel müdürü. 44 yaşında. Kadın olduğu için ayrımcılığa maruz kalmamış ama anne olduğu zaman durum değişmeye başlamış. “Ne hamilelik ne de doğum keyfimi yaşayabildim. Oğlum 10 günlükken telekonferanslara başladım. Alman patronum doğumumdan 10 gün sonra benimle 1 buçuk saat süren performans görüşmesi yaptı. Emzirme dönemlerinde uzun süreli, denizaşırı seyahatler yaptım. Bu seyahatlerdeki aralıksız toplantılarda süt çekemeyince, sütüm azaldı. İnsanüstü çalıştım. Bunları yapmamın sebebi belki işimi kaybetme korkusu belki bebeğin işime engel olmadığını kanıtlama ihtiyacıydı.”

Kadının yükünü ağırlaştıran bir diğer etken, Türkiye’deki uzun çalışma saatleri. İş Kanunu’na göre, haftalık çalışma 45 saat ama pratikte bunun üzerine çıkabiliyor. Türkiye, yıllık ortalama 1.832 çalışma saatiyle, en uzun çalışma saatlerine sahip ülkelerden.[7] OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkelerinin ortalaması 1.770 saat.[8]

Bakıcı tutamayan düşük gelirli kadınlar iş hayatından çekilmek zorunda kalıyor. [GETTY]

Devlet kadın istihdamını teşvik ediyor mu?

Bakım hizmetlerinin yetersizliği, çoğu çalışan kadının başlıca şikâyetlerinden. Yıllardır kadın istihdamı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine çalışan Ankara Üniversitesi’nden Prof. Gülay Toksöz’e göre, sosyal devlet anlayışı içinde, kaliteli, fiyatı makul bakım hizmetlerinin sunulması, devletin görevi.

Devlet üstüne düşeni yapıyor mu?

“Kadın istihdamını artırma konusu kalkınma planları ve orta vadeli programlar, ‘Ulusal İstihdam Stratejisi’ gibi resmi metinlerde yer alıyor. Ama bu niyetler, bakım hizmetleriyle birlikte düşünülmediği için artış sınırlı kalıyor. Uzman mesleklerde çalışan kadınlar piyasadan ücretli bakıcı teminine yöneliyor. Bakıcılar, ev işçileri de genellikle kayıt dışı çalıştırılıyor. Bakıcı tutamayan düşük gelirli kadınlar ise çalışma yaşamından çekiliyor.” diyor Toksöz.

Mart ayında TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’ndan geçen ve kamuoyunda ‘Aile Paketi’ olarak bilinen kanun tasarısında çok önemli düzenlemeler var. Örneğin çalışan kadınlar 16 haftalık doğum iznine ek olarak ilk doğumda 2, ikincide 4, üçüncüde 6 ay yarı zamanlı çalışabilecek. Bu sürede aynı maaşı alacak. Maaşının yarısını işverenden alırken, diğer yarısını devlet (İşsizlik Sigortası Fonu’ndan) karşılayacak. Asgari ücret üst limit sınırlamasıyla. Bundan sonra da 24 ay ücretsiz izin alabilecek. Ayrıca memur anne ya da baba çocukları ilköğretim çağına kadar da yarı zamanlı çalışabilecek. Bu nedenle de işten çıkarılamayacak.

Ancak Toksöz söz konusu tasarı için, işverenlerin kadın işgücünü maliyetli bularak onları istihdam etmeme riskini de beraberinde getirebileceği uyarısını yapıyor.

Aynı tasarıdan bir başka örnek veriyor: “Tasarının 23. Maddesi ‘Büyükşehir ile nüfusu 50 bini geçen belediyeler, kadınlar ve çocukları için koruma evleri, çocuklar için kreş ve gündüz bakımevleri açar.’ diyor. Bu, olumlu bir düzenleme ama nüfusu 50 binin altında olan belediyeleri kapsamadığı, yasaya uymayan belediyelere yükümlülük getirmediği için uygulamada karşılığının ne olacağını kestirmek zor.”

Devletin kadın istihdamını arttırma konusunda çabaları var ama yetmiyor.” diyen Toksöz’e göre, kadınların iş hayatına daha fazla katılmasını sağlamak için işe yeni kadın işçi alan işverenin SGK’ya ödediği primin kendi hissesine düşen kısmının belirli süreyle devlet tarafından üstlenilmesi, sigortalı çalışan kadınların sayısında artış yarattı ama sınırlı kaldı. Bürokratik işlemlerin zorluğunun bu düzenlemenin yaygınlık kazanmamasında etkili olduğu işveren çevrelerinde dile getiriliyor.

Peki, kadın istihdamının yüksek olduğu ülkelerde neler var?

Almanya’da kadınların ücretli doğum izni 14 hafta. Buna ek olarak anne ya da baba 12-14 ay arası maaşlarının yüzde 65’ini alarak ücretli izin hakkına sahip. Ayrıca anne ya da babanın üç yıla kadar ücretsiz izin hakkı da var.

İngiltere’deyse doğum izni isteğe bağlı olarak 52 hafta kullanılabiliyor. Annenin 39 hafta ücretli izin hakkı var. İlk 6 hafta maaşının yüzde 90’ını, geri kalan 33 hafta ise haftalık 130 sterlin alıyor. Babanınsa, doğumdan sonraki ilk 8 haftada 1 ya da 2 hafta, eğer anne işine dönerse, 26 hafta izni var. İngiltere’de 5 Nisan 2015 itibariyle hayata geçecek yeni düzenlemeye göre, çiftler 52 haftalık ücretsiz izin hakkını da aralarında paylaşabilecek. Yani anne 40 hafta kullanıyorsa, baba da geri kalan 12 haftayı kullanabilecek.

Özellikle büyük şehirlerde kreşlerde yoğunluk ve sıra bekleme sorunları yaşanıyor. [ANADOLU AJANSI]

Özellikle büyük şehirlerde kreşlerde yoğunluk ve sıra bekleme sorunları yaşanıyor. [ANADOLU AJANSI]

64 milyon nüfuslu ve kadın istihdam oranının yüzde 65 olduğu Fransa’da annenin ücretli izni 16 hafta, babanınsa 11 gün ücretli izni var. 24 ay ücretsiz ebeveyn izni hakkı var.

Herkesin faydalanabileceği kamuya ait kreşler var. Çocuklar iki buçuk aylıktan üç yaşa kadar genellikle yerel yönetimlerin kontrolünde olan bu kreşlere verilebiliyor. Ancak özellikle büyük şehirlerde, kreşlerde yoğunluk, sıra bekleme gibi sorunlar olabiliyor. Devlet, kreş ücretinin yüzde 80’ini karşılıyor. Evde çocuk bakıcısı varsa da, devlet vergi indirimi sağlıyor. Üç yaş sonrası çocuklar için okul öncesi eğitim de ücretsiz.[9]

Türkiye’de ebeveyn izni yasa tasarısı 2008’den beri mecliste. Hükümet 2014’te erkeklere 10 gün, kadınlara 18 hafta (halen 16 hafta) doğum izni verileceğini açıkladı ama henüz bu yasalaşmadı.

Ancak kadınlar açısından Türkiye’den daha güç koşulların olduğu ülkeler de var. Amerika Birleşik Devletleri’nde çalışan kadınlara doğum halinde ücretli doğum izni yok.

Kreş hayal mi?

Yönetmelik net. 150’den fazla kadın işçi çalıştıran iş yeri kreş açmak ya da dışardan bu hizmeti almak zorunda. İşverenler ortaklaşa da kreş kurabilir. Kreş 250 metreden uzaksa, işveren taşıt sağlamak, 100’den fazla kadın işçi varsa, emzirme odası da açmak zorunda.

Çocuklu çalışan için en büyük sıkıntı 0-3 yaş arası yaşanıyor. [EREN AYTUĞ]

Çocuklu çalışan için en büyük sıkıntı 0-3 yaş arası yaşanıyor. [EREN AYTUĞ]

Zorunluluğu yerine getirmeyen işverenleri ne bekliyor?

Bu konuda çalışmalar yapan Kadın Emeği ve İstihdamı Geliştirme Platformu KEİG’den Gülnur Elçik “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen işverene, uyulmayan her hüküm için tespit edildiği tarihten itibaren aylık olarak bin Türk Lirası ceza öngörüyor. Ama denetimler çok az yapılıyor.” diyor.

2013’te Türkiye’de 150 ve daha üstü kadın çalışanı olan kamu ve özel işyeri sayısı 9 bindi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Cinsiyet Eşitliği Şube Müdürü Saadet Gültepe’nin Al Jazeera Türk’e verdiği bilgiye göre, 2014’te bu işyerlerinden sadece 209’unda teftiş yapıldı, onların da 93’ünde kreş yoktu. Bu iş yerlerine ne gibi bir yaptırım uygulandığını sorduğumuz İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’ndan yanıt gelmedi.

Türkiye’de çocuk bakımında kurumsal hizmetler Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından sağlanıyor.

Çocuklu çalışan kadın için en büyük sıkıntı 0-3 yaş arası yaşanıyor. 150 kadının olmadığı işyerinde zaten onlara bir çözüm sunulmuyor.

3-5 yaş arası durum nispeten daha iyi ama sınırlı. Türkiye’de bu gruptaki çocuklarda okullulaşma oranı 2013’te 27,7’ydi. Fransa’da ise yüzde 99,2 idi.

Muğla Üniversitesi’nden Doç. Saniye Dedeoğlu özel sektörde doğum izinleri, kreş açma yükümlülükleri nedeniyle kadın istihdamına karşı negatif tutum olduğunu düşünüyor. “2012’de Gaziantep, Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman’da tekstil sektöründeki kadın işçiler hakkında yaptığım araştırmada[10] görüştüğüm işverenler genelde ‘Kreş açmam, cezamı da öderim.’ düşüncesindeydi.”

Konuştuğımuz pek çok kadın ve uzman bu yaklaşımın, devletin kadın istihdamı ve çocuk bakımı gibi konularda, çözümlerle beraber ciddi yaptırımlar getirmesiyle değişebileceğini düşünüyor.

NOT: Bu yazıda adı geçen Nisa, Zehra, Berrin gerçek adlarının kullanılmasını istemedi.

[1] TÜİK verilerine göre, 2013’te Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde istihdam oranı, kadınlarda yüzde 27,1.

[2] http://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php/Employment_statistics

[3] Kaynak: Anadolu Ajansı

[4] http://www.tesev.org.tr/basortusu-yasagi-ve-ayrimcilik–uzman-mesleklerde-basortulu-kadinlar/icerik/275

[5] TÜİK’in Mart 2014’te yayınladığı verilere göre, yüksekokul veya fakülte mezunu t

oplam nüfus oranı %12,9 olup bu oran erkeklerde %15,1 kadınlarda ise %10,7 .http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18619

[6] The Global Gender Gap Report 2013, World Economic Forum.

[7] http://stats.oecd.org/index.aspx?DataSetCode=ANHRS

[8] http://stats.oecd.org/index.aspx?DataSetCode=ANHRS

[9] The Global Gender Gap Report 2013, OECD.

http://www3.weforum.org/docs/WEF_GenderGap_Report_2013.pdf, Avrupa ülkeleriyle ilgili veriler bu rapordan alınmıştır.

[10] https://www.academia.edu/2309494/Women_Workers_and_the_Textile_Sector_in_Turkey_The_Case_of_Gaziantep_Kahramanmara%C5%9F_Malatya_and_Ad%C4%B1yaman_ILO_2012

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan, Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)