“VAZGEÇMEZSEN BAŞARIRSIN!”

Öykülerinin temelinde bu var. Engellere, zorluklara, hatta kimi zaman doğal afetlere rağmen vazgeçmemiş dört kadının hikâyesi bu.

Sadık Güleç, Bilge Egemen, Kemal Soğukdere, Güray Ervin, Saner Şen

Türkiye’de sadece kadınlara verilen mikro kredi uygulaması ilk olarak Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı tarafından 2002’de “Maya Mikro Ekonomik Destek İşletmesi” adıyla başlatıldı. İkinci adım Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Diyarbakır Valiliği ve Grameen Trust (Bangladeş’te Prof. Muhammet Yunus başkanlığındaki mikro finans kuruluşu) işbirliğiyle 2003’te atıldı.

Bu projelerin başarılı olması üzerine 2005’teki yasal düzenleme ile İl Özel İdareleri’nin de mikro kredi vermesinin yolu açıldı.

2003’ten 2014’e kadar 110 bin kadın 350 milyon lira kredi kullanarak iş sahibi oldu.

Projeden kredi alanlar borçlarını yüzde 20 fazlasıyla haftalık taksitler halinde bir yılda geri ödüyor. İlk yıl 100 ila 1000 lira para veriliyor kadınlara. Sonra kredi miktarı 20 bin liraya kadar çıkabiliyor. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın il valilikleri ile ortaklaşa yürüttüğü proje 67 ilde 107 şube ile devam ediyor.

Çeşitli illerde İl Özel İdareleri de kadınlara yönelik mikro kredi projeleri yürüttü. Bu illerde bazen valilikler bazen de kaymakamlıklar aracılığı ile başvuran kadınlara mikro krediler veriliyordu. İl Özel İdarelerinin 2013’te kalkmasından sonra yetki belediyelere devredildi.

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’ysa (KEDV) 2002’den beri 10 bin kadına 12 milyon lira mikro kredi verdi. KEDV uluslararası çeşitli kurumlardan aldığı destek ile bu kredileri veriyor.

Bu modelde en az üç kadın bir araya gelerek birbirlerine kefil oluyor. Bu model ile kadın dayanışmasının arttırılması hedefleniyor. Citibank ise KEDV ile ortak bir çalışma yürüterek Mikro Girişimci Kadın Ödüllerine sponsor oluyor.

Emine Şahinkaya

42 yaşında, İstanbul'da yaşıyor. [SANER ŞEN]

42 yaşında, İstanbul’da yaşıyor. [SANER ŞEN]

Her yıl dünyadaki ticaret odalarının katıldığı bir seçim ile yapılan Uluslararası Zor İşler Başaran Kadın (IWEC) Ödülü, 2014’te Türkiyeli bir iş kadınına verildi. IWEC Ödülü çeşitli ülkelerden dünya ticaret odalarının katılımı ile her yıl bir iş kadınına veriliyor. Bu yıl Stockholm Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde Stockholm’de yapılan törenle IWEC Ödülü deri sektöründe faaliyet gösteren AŞANTEKS Yönetim Kurulu Başkanı Emine Şahinkaya’ya verildi.

Emine Şahinkaya’nın yaşamı, 2009’da eşinin kanserden ölümüyle değişti.

“EV KADINLIĞINDAN İŞ DÜNYASINA”

Kurumsal hayatım 2009 Ekim’inde başladı. Ondan önce evdeydim. Çocuklarının eğitimine önem veren, onların geleceği ile ilgilenen, arka planda yer alan, standart Türkiye’deki bir ev hanımı. İşle, finansla hiç ilgim yoktu.

Sonra evlilik hayatı oldu. 1991’de evlenmiştik. 18 yıldır evliydik. İki çocuğum oldu, hayat öyle geçiyordu. Eşim evle işi ayıran biriydi. Tabii yanlış olduğunu sonra gördüm. O köprünün kurulmuş olması gerekirdi. Çünkü her şey bana kaldı.

1986’da 16 metrekarelik dükkânla başlamıştı eşim. Suni deri kumaşlar üretiyordu. Onu kaybettiğimizde renkti, desendi, piyasayı elinde tutan bir firmaydı. Eşim 2006’da kanser oldu. Üç yıl onun mücadelesini verdik, maalesef yenildik. O tabii firmanın devamlığını arzu ediyordu. Bir de yöneticilerine çok güveniyordu. “Onlar varken sana hiçbir şey olmaz.” diyordu. Ama öyle değilmiş.

“Eşim ölünce yöneticiler ayrıldı”

Eşim 2009’da 48 yaşında hayatını kaybettiğinde oğlum 13, kızım 15 yaşındaydı. Bir yıl sonra bütün yönetici grubu başka bir şirket kurup ayrıldı. Bütün bilgiler de onlarla gitti. Şirket çok zor duruma düştü. Herkes kapanacak diye bekliyordu.

Kapatma kararı alabilirdim. Rahat olacaktım, eve gidecektim. Ömrümde çek nedir görmemiştim, çek nasıl yazılır, vadeler nasıl olur, bilmiyordum. Acı bir tarafta, çocuklar bir tarafta. Ailem bile güvenmedi. Çocuklarımın geleceği için devam kararı aldım.

“Piyasa erkek egemen dünya”

İşin başına geçtiğimde tedarikçiler, müşteriler başta sanırım kimse güvenmemiştir. Doğal. Tedarikçiler ile toplantılar yapıldı. “Ben buradayım işin başına geçtim.” dedim. Uzun vadeler ile çalışıyoruz, bu borca girmek demek. Bu güvene dayalı bir şey. Bu güvenin kırılmaması lazım, sanırım o güveni verdim. Piyasa erkek egemen dünya. Ama kafa yapısı olarak ben kadın erkek diye bakmıyorum. İnsan olarak bakıyorum. Onlar da bunu gördü. Ama kadın olmanın avantajını gördüm. Kadın daha seçicidir, dikkatlidir. Zaten bizim ürettiğimiz ürünleri kadınlar seçiyor. Sürekli yenilik yaptım.

“Elime ne geçtiyse okudum”

İşi öğrenmek için çok çaba gösterdim. İş yaşamımın başlaması ile birlikte finansal tabloları okuma gibi çeşitli sertifika programları aldım. O günlerde finans, işletme, yöneticilik üzerine ne bulduysam okudum. Yakınlarda da işletme eğitimimi tamamladım.

Her şeyi sil baştan yaptım. Şu anda öyle bir şey yapıyorum ki, ben olmasam da firma sürsün istiyorum. Bu ürünleri geliştirmek için AR-GE (araştırma-geliştirme) gerekiyor. Alanımızla ilgili bütün fuarları geziyoruz. 2013’te Avrupa standartlarında kanserojen olmayan ürünler üretmeye başladık. Bu ürünlerin patentini almak sektör için yeni bir şeydi. Ona yoğunlaştık.

Yurtdışında Uzakdoğu, Ortadoğu ve Avrupa’da 50 kadar ülkeye ihracat yapıyoruz. Bu alanda şirket sahibi kadın girişimci yok. Sadece bazı aile şirketlerinde kadınlar da çalışıyor.

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında çalışıyorum. Kadın Girişimciler Derneği’ne (KAGİDER) üyeyim, International Women’s Forum’un (IWF) Türkiye’deki kurucu üyelerindenim.

Benim hikayem, bence bir kadın duruşunun özetidir.

Bu karar, çocuklarım açısından biraz zor oldu ama bu kararı asıl onlar için aldım.

Cesaret bilinç işidir. İşe başlarken ben de cesur davrandım.

Emine Çakın

60 yaşında, Kocaeli'de yaşıyor. [GÜRAY ERVİN]

60 yaşında, Kocaeli’de yaşıyor. [GÜRAY ERVİN]

Bir apartmanın alt katını tamamen kaplayan işyerinde 10 kadar kadın tarhana ve mantı yapıyor. ‘Annemin Mantısı’ adlı bu işletme, küçük marketlerden büyük market zincirlerine kadar mantı satışı yapıyor. Bu işletmenin sahibi, ilkokul mezunu, 20 yıllık ev hanımı Emine Çakın.

‘ANNEMİN MANTISI’

Eşi asker bir ev hanımıydım. Eşim hiçbir yere göndermez, hiçbir yere çıkmazdım. Bilecikliyim, evlendiğimizde ben 18, kocam 30 yaşındaydı. Böyle bir yaşantım olacağını hiç düşünemezdim. Bizim oralarda kocalar ne derse o olur. 20 yıl sıkıyönetim vardı evde. Ondan sonra eşim malulen emekli oldu. Tabii bir anda büyük sıkıntıya düştük. Çocuklar okuyacaklar mı? Nasıl olacak? Asker olunca pek bir iş de yapamıyorlar. Ayrıca sağlık sorunları var.

Bir gün bir arkadaşımla otobüste gidiyorduk. O arkadaşımın eşinin de sorunları vardı. Çalışmıyordu. Bana “Emine biz ne yapacağız? Benimki de çalışmıyor.” dedi. Ben de “Biz ne yapabiliriz ki?” diye sordum. O “Mantı işi yapalım.” diye bir fikir ortaya attı. Hemen orada karar verdik. Dönüşte bütün esnafı gezdik, “Böyle bir iş yapmak istiyoruz, alır mısınız?” diye. İlginçtir daha çok erkek esnaf destekledi. “Yaparsınız, niye yapamayacaksınız?” dediler. Eve dönmeden dükkânı tuttuk. Sonra iki arkadaş daha katıldı bize.

Sabah evimizde poğaça yapıp okullara poğaça götürdük. Emniyet, vergi dairesi gibi yerlere mantı, poğaça vermeye başladık. Sonra restoranlara başladık. Bir süre sonra diğer arkadaşlar ayrıldı. Kızımla devam ettik. Mantıları çantalara koyup otobüse biniyorduk. Sonra ben otobüsten iniyordum o bana veriyordu. Sonra başka otobüsle devam. Gittiğimiz yerler uzak, aracımız yok.

“1999 depreminde atölyem, evim yıkıldı”

1997’de başladım mantı satmaya. Sonra 1999 depremi oldu. Depremde ilk kiraladığım yer yıkıldı. Evimiz ağır hasar gördü. İşe başladığım ilk ortağım depremde çoluk çocuk öldü. İki yıl barakada kaldım. Oralarda bile mantı yapmaya devam ettik.

Sonra tekrar bir yer tuttum. Mantı verdiğimiz yerlerde hemen parayı vermiyorlar. Kirayı ödeyemiyorum, çok sıkıştım. Yakın çevremden borç istiyorum vermiyorlar. Kaynıma söyledim, “Umreye gideceğim.” dedi. O sırada bir arkadaşımdan borç istedim. O bana “Emine abla ben Maya’dan kredi aldım.” dedi. Sadece kadınlara para verdiklerini duyunca çok şaşırdım. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın Maya Mikro Kredi Projesi’nden kirayı ödemek için 400 lira aldım. Kirayı ödeyince mantı verdiğim yerlerle ilgili hedefi büyüttüm.

Büyük marketlere mantı vermek istedim. Özdilek’e mantı vermeye başladım ama insanlar bilmediği için satılmadı. Bunun üzerine kendim o marketlere gidip mantı pişirip insanlara tattırıyordum. Gözlerinin önünde sosunu, baharatını, kıymasını görünce güvenmeye başladılar. İsim olarak da ‘Annemin Mantısı’ ismini koydum. Öyle öyle satışları yükselttim. Gitmezsen olmuyor. Şimdi benim için hususi mantı yemeye gelen insanlar var.

Mantımız biraz pahalı. Piyasada soya ve kuyruk yağı ile yapılan mantılar var. O mantılar daha ucuz. Bazen dolu dolu mantı görürsünüz. Onlara hiç inanmayın. Soya yağıyla yapıyorlar. Yiyenler et yediğini sanıyor.

“10 kadın çalışıyor”

Burada 10 kadın çalışıyor. Beraber çalıştığım kadınlardan kilo başına alıyorum. Ben malzemeyi veriyorum. Çalışanlar hep ev hanımları, dışarıda çalışacak durumları yok. Kiminin eşinin durumu kötü, kimi emekli, çocukları üniversitede okuyor. Hepsi için ek gelir. Burada çalışan kadınlar da çok destek verdiler. “Para vermesen de olur. Nasılsa ödersin.” diyorlar. Mutfakçı ayrı, açan ayrı, onlar yevmiyeli çalışıyor. Ama sistemi kurana kadar çok zorlandık.

Bu dükkânı satın aldım. 50 bin liraya hamur açma makinası, yoğurma makinası aldım. Borçlarını ödüyorum. Artık herkes mantımı tanıyor.

“İş görüşmelerini ben yapıyorum”

İş görüşmelerine hep kendim gidiyorum. Büyük marketlerin müdürleri “Buranın sahibi benim.” dediğimde şaşırıyor. İkna kabiliyetim yüksektir. “Almayacağız.” deseler bile ikna ediyorum. Şimdi bir büyük market zinciri ile görüşüyorum, o da olacak galiba. Kendimle barışığımdır yani. Şimdikiler hemen pes ediyorlar. Ben pes etmiyorum. Bir şeyleri becermek çok önemli. Eskiden eşimden habersiz hiçbir şey yapamazdım. Şimdi nasıl biliyor musun? Beni arıyor “Neredesin?” diye. Bursa’dan, İstanbul’dan geliyorum. Çalışmak güzel şey.

MERAL ALTUNDAL

39 yaşında, Bursa'da yaşıyor. [KEMAL SOĞUKDERE]

39 yaşında, Bursa’da yaşıyor. [KEMAL SOĞUKDERE]

İki çocuk annesi Meral Altundal bir kamu kurumunda çalışan eşinin aldığı ücretle geçinemeyince tek bir dikiş makinesi alarak hastane çalışanlarına medikal tekstil ürünleri yapmaya başlamış. Ardından mikro kredi ile işini büyütmüş.

“HER ŞEY TEK BİR MAKİNEYLE BAŞLADI”

Ben Kars Sarıkamış’ta doğdum. Eşim Artvinli. O Bursa’da çalışıyordu, evlilik sebebi ile Bursa’ya geldim. Eşimin maaşı yetmiyordu. Bir arkadaşımın önerisi ile başladım. Başlangıçta dışarıdan aldığım formaları satıyordum. Sonra dışarıdan alınan o formaların dikişini, kalitesini beğenmedim. Yakalarda sorun vardı, renkler tam tutmuyordu. Bu işi kendimiz yapalım dedik. Hastanelere gidip ölçü alıyorduk. Bir tane dikiş makinesi ile başladım. Eşim devlet memuruydu. Hiçbir maddi gelirimiz, arkamızda bir para yoktu.

Bu atölyeyi açtıktan sonra makine sayısını arttırmak istedim. Bir ilik düğme makinesine ihtiyacım vardı. Düğmecilerin işleri çok yoğun oluyor, işi zamanında teslim etmiyorlar. Bu da siparişlerimi geciktiriyordu. Ama hiç nakit param yoktu. Sonra sadece kadınlara kredi verildiğini duydum. Önce inanmadım. Sonra kredi çeken bir arkadaşımı buldum. O sistemin nasıl işlediğini anlattı. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı, mikro girişimci kredisi veriyor. Birbirine kefil olan beş kadın bulman lazım. Çünkü onlar ödeme yapmazsa sen de mesul oluyorsun. İlk çektiğim kredi azdı. Ödedikçe kredi miktarım arttı. Bursa’da ikinci büyük krediyi 20 bin lira ben çektim. Bazen diğer arkadaşlarımın da kredi borcunu ödüyordum, sonra onlardan alıyordum. Yeter ki kredimiz aksamasın diye. Allaha şükür şimdiye kadar hiçbir aksama yaşamadık.

Bu işin devamlı takibini yapmam lazım. 2008’de bir kriz yaşadık. Ama atölyeyi hiçbir zaman kapatmadık. İndirime gittik, kampanyalar düzenledik. Kumaş alamadığımız zamanlar oldu. Atölyedeki kızların izinlerini kullandırdık. Kızlarıma hasret kaldım ama burayı ayağa kaldırmayı başardım.

Yaptığım işi yapanlar hep erkek. Hastanelere gidince “Siz hangi firmadan geliyorsunuz?” diye soruyorlar. Ben sahibiyim deyince şaşırıyorlar. Türkiye’de iş sahibi hep masasında oturacak sanıyorlar. Hastane müdürleri, sağlık meslek lisesi müdürleri ile görüşmeye hep kendim gidiyorum. Öğrencilerin, sağlık çalışanlarının tek tek ölçülerini alıyorum çok şaşırıyorlar. Bir başkası ölçü aldığı zaman hep sıkıntı oldu. Ama ben alınca hiç sıkıntı olmadı.

Amacım yurtdışına açılmak veya yurtiçinde düzenli vereceğim yer bulmak. Okullardan iş gelmezse işler duruyor. Dubai’den teklif aldık. Sonuç ne olur bilmiyorum.

“Çalışanlarımın hepsi kadın”

İnternet sitesi kurdum. O da satışları oldukça arttırdı. Geçen yıl mikro krediden aldığım para ile makineleri yeniledim. Şu anda hepsi kadın 15 kişiye ekmek veriyorum. Özellikle zor durumda kadınlar olunca dayanamıyorum. Onlara işi öğretiyorum. Erkek çalıştırmayı düşünmüyorum, burada abdestimizi alıyoruz, namazımızı kılıyoruz. Erkek olunca rahat olmaz.

10 yıldan fazladır ticaretteyim. Yurtiçinde bayilerim var. Sayılarını arttırmayı düşünüyorum. Piyasada çok marka var. Ama ben kaliteli mal çıkartıyorum.

“Kadın girişimci ödülü aldım”

Büyük kızım çalışmamdan hiç memnun değil. Sürekli hastanelere gidiyorum eve geç geliyorum. Eleman erken çıkabilir ama ben çıkamam. “Eşim izin vermiyor.” diyor gidiyor evine. O paketi ben yapıyorum. Kızlarımın büyüğü lisede, küçüğü orta birde. Özellikle küçük kızım derslerinde çok başarılı. Bana “Anne ben iyi bir yere geleceğim, senin gibi eve geç gelmeyeceğim.” diyor. Eve gidiyorum iki saat onların okulda yaşadıklarını dinliyorum. Babaanne bizimle beraber, o yönden avantajlıyım. Geçen yıl KEDV Citibank Kadın Girişimci Ödülü’nü Bülent Arınç’tan aldım. Bütün zorluklarına rağmen iş hayatında olmak güzel.

AYNUR DEMİRTEKİN

60 yaşında, Mardin'de yaşıyor.

60 yaşında, Mardin’de yaşıyor.

El emeği, göz nuru oyaları, titiz terziliği onu doğduğu şehrin en başarılı isimlerinden biri yapmış. “Üretmek de bir hak.” diyor. Hedefleri büyük.

ÜNÜNÜ PRENS CHARLES BİLE DUYMUŞ

Mardin merkezde doğdum. Dokuz kardeşiz. Beş yaşındayken Adana’ya taşındık. Babam çok çalışkandı. Terzilikte ustaydı. Adana’da zamanla hem kadınlar hem erkekler için iki atölye kurdu. Bizde ilkokula kadar okurdu kızlar. Ben de o kadar okudum.

Eskiden anne, baba ne isterse o olurdu. Büyükler ne öngörüyorsa o. 16 yaşında halamın oğluna verdiler beni. Kısmet. Evlenince tekrar Mardin’e geldim. Üç oğlum, dört kızım oldu. Eşim kaportacılık yapıyordu. Hepimiz eline bakıyorduk. Ben babama çekmişim. İçimden geliyor terzilik, oya işleri, hem çok seviyorum hem zaten boş duramıyorum. Tamam, yedi çocuk var ama çalışmak, üretmek istiyorum. Bizim burada çevre baskısı da var. Nereye çıkacaksın, nerede çalışacaksın? O zaman hangi kadın çalışıyor. Çalışmak istiyorum desen gülerler. Ama çalışmazsam da patlayacağım. İçim içimi yiyor.

Sonra bir arkadaşım dedi ki, “Bir kadın derneği varmış KAMER diye. Git bak. Yazık karanlıkta kalmasın yaptığın bu güzel işler, açığa çıksın.”

Ben aldım oyalarımı gittim KAMER’e. Kadınlar tek tek anlatıyor, buralarda bildiğimiz hikâyeleri. Kimi diyor kocam dövüyor, kimi diyor kaynanamdan, kimi diyor kayınpederimden şiddet görüyorum. Ağlayanlar, dayak yiyenler… Çok üzüldüm onlara. Sonra sıra bana geldi. Çıkardım sürdüm önlerine oyaları, dikişleri. Bir anda herkes bu ne yapıyor diye yadırgadı. Dedim ki ben de: “Ne yapayım iyi çıktıysa kocam, tesadüf. Ama çalışmak istiyorum ben. Üretmek! Bu da bir hak, bir istek.”

Şiddet gören kadınlar dediler ki: “Demek binde bir iyi koca da çıkıyormuş.” Güldük.

“Ustalığım Mardin’e yayıldı”

KAMER’deki yetkililer de dinlediler beni, iş yapmak isteyen kadınlara mikro kredi veren bir dernekle (Türkiye Grameen Mikro Kredi) tanıştırdılar ve birkaç ay içinde ilk atölyemi açmama vesile oldular. Sonrası kendi çabamla oldu. Terzilik, yatak örtüleri, bebek örgüleri, kırlentler, oyalar yetişemez oldum. Başkalarına iş vermeye başladım. Ustalığım bütün Mardin’e yayıldı.

Sonra İngiltere’den Prens Charles geldiğinde benim yatak örtülerim hediye edildi kendisine. Bir gün bir baktım Ankara’dan davet geldi. Bütün illerden girişimci kadınları çağırmışlar. Üç gün ağırladılar bizi Ankara’da, Meclis’i gezdirdiler. O zaman başbakandı, Recep Tayyip Erdoğan’la hepimizi tek tek tanıştırdılar. “Ne yapıyorsun sen?” diye sordu bana. “Atölyem var. Altı kadın çalışıyor. Daha 16, 26, 36 kadına iş çıkarmak istiyorum.” dedim. O da “İşte budur!” dedi.

Şu anda kızlarım da dâhil 11 kişiyi çalıştırıyorum. Sadece Mardin’den değil, civar iller ve İstanbul’dan da sipariş alıyorum. Gelişime ayak uydurmaya çalışıyorum. Mesela kaloriferli evlere geçildi diye yün yorgana ilgi mi azaldı? Ben de hemen daha ince elyaf yorgan üretimine başlıyorum. Şükürler olsun, kızlarımın kocaları da itiraz etmiyor benimle çalışmalarına. Sabahları eşim bizden önce gelip atölyedeki sobayı yakıyor, çayımızı demliyor, çarşı işimizi halledip kendi işine gidiyor. Çok destek oluyor o da bize. Kadınlar ayakta durabilmeli. Her şey azimle oluyor, çok isteyeceksin, pısıp, korkup oturmayacaksın.

Dore kumaşlar, taftalar, pullar, rengârenk ipliklerin arasında nefes alıyorum. Üretirsem yaşadığımı anlıyorum, öyle mutlu oluyorum.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan, Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)