ARTIK HER ŞEY ORTADA

Bir zamanlar sadece seçili insanların erişebileceği dağlar gibi bilgi bugün birkaç tık uzağımızda. Devletlerin sırları, en gizli belgeler bir internet sitesinden okunabilir oldu. Tabii aynı şekilde şirketler, devletler de herkesi izleyebiliyor. Bu, dünyayı nasıl değiştirdi?

Nigar Hacızade

Bilgiye erişim kolaylaştı, vatandaş gazeteciliği yaygınlaştı, siyasetçilerle Twitter üzerinden doğrudan konuşma imkânı var, birçok haber geleneksel medyanın filtrelerine maruz kalmadan doğrudan üreticiden tüketiciye iletilebiliyor, sosyal ağlar örgütlenmeyi de kolaylaştırdı.

Peki, iletişim şeklinin değişmesi siyasetin yapısının da değiştiği anlamına geliyor mu?

Tunus’ta başlayıp Mısır’da devam eden ve tüm dünyayı telefon, bilgisayar ve televizyon ekranları başına kilitleyen, daha sonra örneklerini ABD, Türkiye, Hong Kong, Yunanistan, Ukrayna gibi dünyanın birçok başka yerinde gördüğümüz kitlesel eylemlerde sosyal medyanın rolü üzerine çok yazıldı. Üniversitelerde, düşünce kuruluşlarında, STK’larda araştırmalar ve konferanslar yapıldı, sosyal medya ile demokrasi arasındaki ilişki irdelendi.

Sosyal medya kullanımı Arap Ayaklanmaları gibi Ukrayna’daki gösterilerde de belirleyici oldu. [GETTY]

Sosyal medya kullanımı Arap Ayaklanmaları gibi Ukrayna’daki gösterilerde de belirleyici oldu. [GETTY]

‘Arap Baharı’ teriminin doğduğu yıllarda, sosyal medyayı bir demokrasi katalizörü olarak gören, özellikle özgür basının olmadığı ülkelerde vatandaşların internetin onlara sunduğu yöntemleri kullanarak olumlu toplumsal değişimler yaratacağına inanan düşünce akımı hâkimdi. Sosyal medyanın etkisinin romantize edildiği, birçoklarını umutlandırdığı bir dönemin ardından bugün daha eleştirel ve karamsar bir bakış açısı var. Bu iyimserliğe ilk karşı çıkanlardan biri, ‘Ağ Yanılgısı: İnternet Özgürlüğü’nün Karanlık Tarafı’ kitabının yazarı ve Stanford Üniversitesi’nde araştırmacı olan Evgeny Morozov’du. İnternet aktivistleri arasında en çok tartışma yaratan isimlerden biri olan Morozov, daha Mart 2011’de, the Guardian’da yayınlanan bir görüş yazısında, “Tweetler atıldı. Diktatörler devrildi. İnternet=demokrasi. Maalesef, Ortadoğu’da son dönemde yaşanan isyanla ilgili çoğu açıklama bu seviyede kalıyor.” diyordu. Morozov internetin önemini yadsımıyor ama toplumsal değişimlerin her zaman çok uzun ve meşakkatli olacağında ısrar ediyordu.

Morozov, karamsarlığında “Siber-ütopyacı” dediği çoğu aktivist ve yazardan daha öncüydü ve bu yüzden çok eleştirildi. Bugün sosyal medya ve internetle ilgili söylemin daha karamsar olmasında ise kuşkusuz sosyal medyanın siyasi ve toplumsal değişim yaratması beklenen yerlerdeki tablo etkili. Mısır’da darbe yönetimi işbaşında, Suriye iç savaşın dört yılını geride bıraktı. 2009’da ‘Yeşil devrimin’ yaşandığı İran’da Mahmut Ahmedinejad 2013’e kadar koltuğunu korudu. ‘Euromaidan’ eylemlerinin sosyal medya yardımıyla örgütlendiği Ukrayna’nın doğusunda iç savaş sürüyor. Türkiye’de Gezi eylemlerinin ardından yapılan ilk seçimlerden AK Parti hükümeti kesin bir zaferle çıktı. Kuşkusuz bu eylemlerin her birinin amacı rejim değişikliği değildi ve etkileri de sadece bu kritere göre ölçülemez. Ancak Morozov’un işaret ettiği gibi, her şeyin anlık ve anında olduğu sosyal medya gibi bir mecradan ‘anında değişim’ çıkmaması, internetten beklenen mucizeleri dizginledi.

Snowden’ın sızdırdığı belgeler hükümetlerin sıradan kullanıcıları da gözetim altına aldığını ortaya çıkardı.  [SHUTTERSTOCK]

Snowden’ın sızdırdığı belgeler hükümetlerin sıradan kullanıcıları da gözetim altına aldığını ortaya çıkardı. [SHUTTERSTOCK]

İnternetin umut kaynağı olduğu kadar korku ve güvensizlik kaynağı olarak algılanmasındaki en büyük pay ise NSA (ABD Ulusal Güvenlik Kurumu) sızıntıları ve onları açığa çıkaran Edward Snowden’ın. NSA’in eski sistem analisti Edward Snowden, 2013’te basına sızdırdığı belgelerle, NSA’in dünya genelindeki dinleme faaliyetlerini ortaya çıkarmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin aralarında birçok müttefikin de bulunduğu 122 ülkeyi dinlediği gibi bilgiler diplomatik krizlere yol açmıştı. Ancak belgelerin içinde sıradan kullanıcılar açısından da tehlikeli bilgiler vardı. Örneğin NSA, internetin derinlemesine haritasını çıkarmayı amaçlıyordu. Define Haritası adı verilen program ile internete bağlı her cihaz, her lokasyon ve her andaki faaliyetin tespit edilmesi hedefleniyordu.

Sosyal medya Gezi eylemleri sırasında ana akım medyanın önüne geçti. [AFP]

Sosyal medya Gezi eylemleri sırasında ana akım medyanın önüne geçti. [AFP]

Bugün, MIT, Harvard, Stanford’daki ilgili merkezler ve dünyanın daha birçok üniversitesinde yapılan araştırmaların sonuçları da, “İnternet demokrasiye/toplumsal değişime katkıda bulunuyor mu?” diye sorduğumuz internet aktivistlerinin cevapları da daha gri: “Katkıda bulunduğu söylenebilir ama söylenemeyebilir de.” ABD’de Kuzey Carolina Üniversitesi’nde ders veren sosyolog, Prof. Zeynep Tüfekçi, ‘İnternet İyi Mi Kötü Mü? Evet’ başlıklı makalesinde Arap Baharı sonrası bu soruyla sürekli muhatap olduğunu söylüyor: “Cevabım hep aynı: İnternet hem iyi hem kötü. Aynı anda.”

Edward Snowden gibi aktivistler ve gizli belgeleri yayınlayan Glenn Greenwald gibi gazeteciler sayesinde, bugün NSA’in Facebook, Skype, Google Chat gibi programlardan kişisel bilgileri alabildiğini, GSM operatörleriyle işbirliği yaparak milyonlarca Amerikalının konuşmalarını gizlice dinlediğini, bütün bunları halkın habersiz olduğu gizli mahkemelerden alınmış izinlerle yaptığını biliyoruz. ABD vatandaşı olmasa da, bu yöntemlerden haberdar olan herkesin ilk aklına gelen bunların kendi ülkesinde de yapılabileceği.

NSA skandalı, teknolojik olarak mümkün olduğu bilinen devasa bir izleme sisteminin gerçekte de işlemekte olduğunu bir kez daha teyit etti. Devletin ilgili birimleri, tüm kişisel bilgilerimizi teslim ettiğimiz dev siteler ve şirketler her ‘tık’ımızı takip ediyor (Hatta Facebook bir adım ileri giderek sadece yazdıklarımızı değil, yazıp, yollamamaya karar verip sildiğimiz şeyleri de kaydettiğini açıklamıştı). İster vatandaşlık bağlamında olsun ister tüketici, amaç hep aynı: Kullanıcıyı anlamak, kafasının nasıl çalıştığını çözmek, bir sonraki adımını öngörmek.

Online dünyada iş yapan hemen tüm şirketler müşterinin gönüllü şekilde verdiği tüm bilgi kırıntılarını topluyor ve hiç durmadan analiz ediyor. Kredi kartı bilgileri ve o kartla satın alınan her şey; kullanılan kuponlar, e-posta adresleri (bunlar üzerinden ulaşılabilecek, internette ne tür aramalar yaptığınız, siyasi görüşleriniz, hangi markaları tercih ettiğiniz, ne okumayı sevdiğiniz gibi bilgiler), ev adresleri ve değişiklikler, tahmini maaş, aile üyeleriyle ilgili bilgiler, kaydedilen müşteri hizmetleri konuşmaları, doldurulan anketler ve gönüllü olarak, bir kolaylık karşılığında şirketlere sunduğumuz tüm diğer kişisel bilgiler.

Devletlerle büyük şirketlerin izleme konusunda birbirinden teknolojik anlamda farkı yok. Örneğin e-devlet sistemi internetle ilgili sayısız diğer hizmette olduğu gibi, bir yandan vatandaşın hayatını kolaylaştırırken karşılığında onun hakkında bilgi topluyor, her adımını takip ediyor. Hastane kayıtlarımız, ödemelerimiz, maaş bilgilerimiz, ödediğimiz ve ödemediğimiz vergiler, adli sicilimiz, apartmanımızda oturan herkesin adı-soyadı ve oy verdiği okulun sınıfı, bu bilgilerden sadece bazıları. Bütün bunlar, bilgilerimizin toplandığı ve analiz edildiği, sır değil. Peki, insanların izlendiklerinden haberdar olmaları neyi değiştiriyor?

Snowden’ın sızdırdığı belgelere göre, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA, internetin derinlemesine haritasını çıkarmayı amaçlıyordu. [SHUTTERSTOCK]

Snowden’ın sızdırdığı belgelere göre, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA, internetin derinlemesine haritasını çıkarmayı amaçlıyordu. [SHUTTERSTOCK]

“Kâbuslarımızı ‘update’ etmeliyiz”

Prof. Zeynep Tüfekçi, ‘vatandaşları gözetleyen devlet’ için kullanılagelen ‘1984’ ya da ‘Panopticon’ gibi benzetmelerin bugünkü durumu açıklamakta yetersiz kaldığını söylüyor. Orwell’in totaliter diktatörlükleri anlattığı romanı 1984 ya da İngiliz filozof Bentham’ın bir hapishane gözetleme yöntemi olarak kurguladığı Panopticon, bugünün liberal demokrasilerinde devletin vatandaşları nasıl izlediğini açıklayamıyor. Tüfekçi’ye göre, devlet tarafından izlenmek, kontrol edilmek ve bir şeylere zorlanmakla ilgili kâbuslarımızı günümüze uyarlamamız gerekiyor. “Zorla bir şey yaptırmak, modern devletlerin ve şirketlerin sistemi sürdürmek için yapmamızı istedikleri şeyleri bize yaptırmaya yetmez; partilerine oy vermek, ürünlerini tüketmek, şirketlerinde çalışmak gibi.”

İnternet ve sosyal medya devletlere kitleleri gözetleme, kitlelere de otoriteye karşı bir araya gelme imkânı sağlıyor. [GETTY]

İnternet ve sosyal medya devletlere kitleleri gözetleme, kitlelere de otoriteye karşı bir araya gelme imkânı sağlıyor. [GETTY]

Bugün artık zorlama yerine ikna etme, fark ettirmeden baştan çıkarma yöntemleri var. Tüfekçi’ye göre, data gözetimi tam da bu yüzden tehlikeli. “Kişiye özel, incelikle oluşturulmuş mesajların şüphe uyandırma ihtimali çok daha düşük. Hele de bu tür mesajları mümkün kılan bilgi toplama süreci görünmez kılınmışsa.” Alternatif Bilişim Derneği’nden Orkut Murat Yılmaz da Tüfekçi gibi, günümüzde geçerli distopyanın ‘1984’ değil ‘Brave New World’ (Cesur Yeni Dünya) olduğunda hemfikir. Aldous Huxley’nin 1932’de yayınlanan ve 2540 yılında geçen romanı bir distopyadır[1] ancak romanın kahramanları refah ve huzur içinde yaşamak karşılığında vazgeçtiklerinin farkında olmadan, bir ütopyada yaşadıklarını sanırlar.

Mısır ayaklanmalarında yoğun olarak internetten yararlananları durdurmak için dönemin lideri Mübarek yönetimi interneti tamamen kesmişti. [SHUTTERSTOCK]

Mısır ayaklanmalarında yoğun olarak internetten yararlananları durdurmak için dönemin lideri Mübarek yönetimi interneti tamamen kesmişti. [SHUTTERSTOCK]

İki yönlü açıklık

Sıradan kullanıcılar olarak internette olmamızın bedeli kişisel bilgilerimizi devlete ve şirketlere teslim etmek. Üstelik bundan vazgeçmenin yolları giderek kapanıyor. Mesele artık sosyal medya sitelerinde hesap açmak değil, en basit vatandaşlık hizmetlerinden faydalanmak ya da alışveriş etmek.

Ancak hepimiz internetteyiz. Şirketler, işadamları, devletlerin ofisleri, siyasetçiler, bürokratlar da internette. Şirket içi, parti içi yazışmalar, en gizli devlet belgeleri, anlaşmalar, tartışmalar da internette. Dolayısıyla devletler ve şirketlerin de kırılgan oldukları taraflar var. Örneğin konu bilginin yayılması olduğunda, devletlerin ya da imajı zedelenen şirketlerin bunu durdurması çok zor oluyor.

Evet, internette sır yok. Bir yandan Wikileaks, Anonymous, Edward Snowden gibi aktivistler, internetin ve sosyal medyanın gücünü tersine kullanarak güç sahiplerinin eylemlerini ortaya döküyor. Bir yandan da sıradan internet kullanıcıları, dünyadaki herkesi izleme gücü olan bu sistemden korunma yollarını daha da çok konuşmaya başladı.

Yılmaz, “Batı devletlerinde vatandaşlar bilgi sızdıran şirketlere sert tepki gösterdiler.” diyor. Yoğun gözetime engel olacak yazılımlar kullanılmaya başlandı. Almanya’da yazılım geliştiricileriyle iş için yazışıyoruz, e-postaları şifreli yazıyorlar. Mahremiyet kavramı ortaya çıkan bu bilgiler ışığında yeniden düşünülüyor.” ABD’de bugün, ideolojik olarak farklı yerlerde durduğu halde gözetim konusunda devlet reformu talep eden birçok aktivist koalisyonu var.

Peki, Türkiye’de durum ne? “Türkiye’de insanlar daha komünal yaşıyor, başına bir şey geldiğinde yakınlarıyla paylaşıyor. Daha bireysel yaşayan, ‘Özel hayatım sınırımdır.’ diyen insanların yaşadığı toplumlarla farkımız var. ‘Devlet bilse ne olacak, şirket bilse ne olacak?’ diyor insanlar. Google’da sürekli kanser araması yapıyorsanız, özel sigorta yaptırmaya gittiğinizde kanser sigorta kapsamı dışında kalacak. Bunları söylemek gerekiyor insanlara.”

‘Türkiye’de İnternetin Durumu’ raporuna göre, internet kullanıcıları birkaç yıl öncesine göre mahremiyete daha çok önem veriyor. [HÜSEYİN NARİN/AL JAZEERA]

‘Türkiye’de İnternetin Durumu’ raporuna göre, internet kullanıcıları birkaç yıl öncesine göre mahremiyete daha çok önem veriyor. [HÜSEYİN NARİN/AL JAZEERA]

Alternatif Bilişim Derneği, 2013’te yayınladığı ‘Türkiye’de İnternetin Durumu’ raporunda şöyle diyor: “Birkaç yıl önce, özellikle sosyal medya patlamasıyla gündeme gelen ‘mahremiyet bitti’ trendi tam tersine dönüyor. Artık mahremiyet ve özel yaşamın gizliliği internet kullanıcıları için hiç olmadığı kadar önemli. Hak ettikleri yasal korumayı elde edemeyen kullanıcılar da kendilerini koruyacak alternatif yöntemlere başvuruyor ve bu tamamen meşru. Erişim maskeleme, anonimleştirme teknikleri, güçlü şifreleme kullanımı, VPN, PGP, Tor vb. korunma teknolojilerinin kullanımı yükseliyor. Devletler ve küresel gözetim-casusluk endüstrisi de bu tekniklere saldırıyor. Bu korunma teknolojilerini geliştirenler saldırılara karşı daha korunaklı teknikler geliştiriyor ve çıta giderek yükseliyor. Farklı yöntemleri bir arada kullanmak önemli. Ama politika ve hukuk alanına da gereken önemi atfetmemiz gerekiyor.”

Akıllı telefonuna VPN kurarak kişi kendini başka bir ülkede gösterebiliyor.  [GETTY]

Akıllı telefonuna VPN kurarak kişi kendini başka bir ülkede gösterebiliyor. [GETTY]

Dernek için çalışmalar yürüten, çeşitli şehirlerde atölyeler veren Yılmaz’a göre, çıkış yolları var. VPN (Sanal Özel Ağ) kullandığımız zaman gözetleme işe yaramayabiliyor. VPN, sizi sanki başka bir yerdeymişsiniz gibi internete çıkarıyor. Mesela Türkiye’nin değil Hollanda’nın internet yasalarıyla muhatap oluyorsunuz. Ancak VPN sunucusuna hâkim değilseniz ona kimin girip çıktığını nereden bileceksiniz? Yılmaz, ABD’de FBI ya da NSA’in, Türkiye’de de Emniyet ya da MİT’in fon yarattığı, VPN hizmeti veren şirketlerin olduğunun altını çiziyor. Ancak “İnsan zekâsının ürünü olan bir şey, başka zekâyla yenilir.” diyor Yılmaz. Aktivistlerin kurduğu VPN ağlarına bağlanmak burada bir çözüm, mesela RiseUp.net gibi. Alternatif Bilişim Derneği de Kem Gözlere Şiş projesiyle gözetimle mücadele yöntemlerini paylaşıyor. Daha teknik becerisi olanlar kendi VPN sunucularını kurabilirler ancak sıradan kullanıcı için en güvenilir VPN sağlayıcısı Tor. “Yine de sihirli değnek yok, sonsuza dek sırtını tek bir yönteme yaslamak iyi değil.” diyor Yılmaz.

Temel sıkıntının insanların en ufak bir zahmete katlanamaması olduğunu düşünüyor. “Zaman en değerli şey ve onu kurban ediyorsunuz. Facebook tanrısına kurban edilmiş bir zaman var. Ama hiç değilse tarayıcıyı Firefox yapmak istediğinde bile zorlanıyor kullanıcı.”

Peki, alternatif yöntemlerin kullanımı ne kadar yaygın? Henüz çok değil, ancak kullanıcılar isterlerse kendi kendilerini eğitmeleri için gereken kaynaklar Türkçe internette mevcut. Hiç olmazsa açık yazılım kullanmayı tavsiye eden Yılmaz, arama motoru olarak Duckduckgo.com’u kullanıyor: “On aramadan 8’i başarılı oluyor, ama Google da bir zamanlar her aradığımızı bulamıyordu. Google’ı biz kullana kullana besledik.”

Edward Snowden’ın isteği üzerine Hong Kong’a seyahat ederek kendisiyle orada görüşen ve NSA skandalını ilk yazan gazetecilerden olan Glenn Greenwald, ‘Saklanacak Yer Yok: Edward Snowden, NSA ve Gözetim Devleti’ kitabının sonunda şöyle diyor: “Snowden’la ilk online konuşmamızda bana NSA’le ilgili tüm bu bilgileri açığa çıkarmakla ilgili tek bir çekincesinin olduğunu söylemişti: Ortaya çıkardığı sırların kayıtsızlık ve uyuşuklukla karşılanması. Bu, bir hiç uğruna hayatını darmadağın ettiği ve hapse girmeyi göze aldığı anlamına gelecekti.” 2013’te Washington Post gazetesine konuşan Snowden da “Görev kişisel tatminim açısından başarıya ulaştı bile. Gazetecilerin çalışmaya başlayabildiği andan itibaren yaptığım her şey meşruiyet kazandı. Unutmayın, ben toplumu değiştirmek istedim. Topluma kendisini değiştirmek için bir şans vermek istedim.” diyordu. Siber güvenlik alanında sıradan kullanıcının daha öğreneceği çok şey var, ancak Snowden karamsar değil.

“Snowden gerçekten kazanmış olabilir mi?” diye sorduğumuz Yılmaz, “Ben kazandığına ikna oldum. Benim hayatımı değiştirdi. Onun sayesinde birçok şey öğrendim. Kendi yaşamımın benim için ne kadar değerli olduğunu fark ettim.” diyor.

[1] Kelime anlamı: Kötü bir yer. Totaliter devlet modeli ya da benzer baskıcı sistem altındaki toplum kastedilir.

Grafikli anlatımlar ve interaktif sunumların da yer aldığı, Al Jazeera Türk dergi özel uygulamasını iPad ve iPhone’lardan, Android tabletlerden indirebilirsiniz.

AlJazeera Turk
AlJazeera Turk

Latest posts by AlJazeera Turk (see all)